Ana Sayfa Yardım Giriş Yap Kayıt

Sayfa: [1]   Yukarı git
Konu: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...  (Okunma Sayısı 171 defa) Seçenekler Arama
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
« : 02 Mayıs 2008, 17:29:15 »
Fixforum Üye Profili NaymaN.
Amatör Üye
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 46
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471

Şeyh Şamil

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

3 MAYIS 1944: Tarihi bir mücadelenin çile yolunda yaşadığı tecrübenin takvim yapraklarına düşen sembolü mü? Yoksa, inancın ve idrakin paydasında,direncin yılgınlığa ram olmadığının Türkçülük şerefinde tescili mi?Her iki soruya da el-cevap,evettir.

O tarih başkaldırıya tevdi ediliyorsa, biliniz ki Türkçülüğün miadına delalet ediyordur.

Büyük Türkçü; merhum dava adamı Hüseyin Nihal Atsız'ın devrin Başvekili Şükrü Saraçoğlu'na (ORHUN) dergisinde kaleme aldığı iki açık mektup, Türkçülük hareketinin infial noktasına gelişinin adeta manifestosudur.

Şükrü Saraçoğlu 4 Ağustos 1942 tarihinde meclise hitap ederken sunduğu konuşmada 'Biz Türküz, Türkçüyüz,bizim için Türkçülük bir kan davası olduğu kadar,bir vicdan bir kültür meselesidir.'diyor.Lakin söylediği sözlerin hepsi havada kalıyor,tersi tatbik ediliyordu.Saraçoğlu Milli eğitim bakanlığına tescilli solcu H.Ali Yücel'i ,M.E.B. ve üniversite kadrolarına da aynı görüşün müdavimlerini atıyordu.Bununla beraber,komünist olup fikriyatın yanlışlığını anlayıp rücu eden İ.Hakkı Baltacıoğlu Eminönü Halkevi'nde konferans verirken,salona gelen solcu gençler konferansı provake ediyor ve olaylar çıkarıyorlardı...

İşte bu noktada merhum N.Atsız ilk açık mektubunu 1 Mart 1944 tarihli Orhun Dergisi'nin 15. sayısında yayınlıyordu.Atsız: 'İşte Türkçülüğün hakim olduğu bir Türk ülkesinde böyle bir olay oluyor.İşin en kötü yönü de bu nümayişi yapanlar hem üniversiteli hem devlet parasıyla okuyan talebeler;demek ki devlet bilmeden koynunda yılan besliyor.Kızıl gözlü ,sinsi ve zehirli bu yılanlar,yem bekledikleri geldiğinde vatanı arkadan vuracaklar .Bekledikleri kızıl sabahı Türkiye'ye getirecek olan yabancı ordulara ajanlık edecekler.' diyor ve Saraçoğlu'na ilk ciddi telkinini yapıyordu. Ardından Orhun dergisinin 16. sayısında 2. açık mektubu neşrediyor; Sabahattin Ali gibi bir komünist'in maarif vekaletinde tayininin nasıl yapıla bildiğini Başvekile soruyordu. Yazıda;'Mili vicdan, vatan düşmanlarının tepelenmesini istiyor,yurt sever türk çocuklarına kötü örnek olan komünistlere mevki vermek usulünü kaldırınız' diyerek, uygulanan yanlış politikalardan dolayı Başvekile zemm ediyordu.

Nihal Atsız'ın Orhun'da yazdığı bu iki açık mektup; başta H.Ali Yücel olmak üzre bütün solcuları endişeye düşürüyor; Ali Yücel'in teşvikiyle Ulus gazetesinin baş muharriri Falih Rıfkı Atay, Atsız'ı mahkemeye veriyordu. 26 Nisan 1944 günü mahkemenin ilk celsesi başlıyor ve ardından 3MAYIS1944'e erteleniyordu. Atsız'ın mahkemeye verilmesi bütün yurtta Türkçü gençlerin galeyana gelmesine vesile oluyor;her yerde ve başta Ankara'da nümayişler tertipleniyordu. Bu arada, merhum Türkçü Osman Yüksel Serdengeçti; bir esnada mahkemede karşısında gördüğü Sabahattin Ali'yi tokatlıyor; bilahare yeni hadiselerin cereyan etmesinden korkan hükümet,güvenlik tedbirlerini daha da arttırıyordu.

3 Mayıs 1944 günü gerçekleşen ikinci celsede mahkeme salonunu tıklım tıklım dolduran Türkçü gençler;'kahrolsun komünistler' ve milliyetçi sloganlar eşliğinde adliyeden Ulus'a kadar yürüyor, mahkeme tekrar davayı 9 Mayısa erteliyordu. Bu ertelenen tarihte; Atsız'ı kaldı otelde tevkif edip ardından ülke sathında Türkçü avına başlanıyordu. Zeki Velidi Togan, Fethi Tevetoğlu, Necdet Sançar ve büyük dava adamı ALPARSLAN TÜRKEŞ gözetim altına alınıyor. Nihal Atsız'ın dergisi olan Orhun kapatılıyordu.

Devrin Cumhur-reisi İsmet İnönü, Atatürk dönemi icraa edemediği Türkçülük düşmanlığını, o tarihlerde uygulamaya koyuyordu. İsmet İnönü 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramında halka şöyle seslenir:'Turancılar, Tük Milletini, bütün komşuları ile onarılmaz bir surette düşman yapmak için birer tılsım bulmuşlar. Bu kadar şuursuz ve densiz fesatçılara Türk millletinin mukadderatını kaptırmamak için Cumhuriyet rejimi bütün tedbirlerini kullanacaktır.'

Görünen oydu ki; Türkçülüğe karşı amansız bir mücadeleye girilmiş ve bu mücadelede devletin başında bulunanlar ellerinden gelen bütün çabayı sarf etmeye gayret göstermişlerdir.Türkçüleri yıldırmak için akla hayale gelmeyecek işkence metotlarına başvurmuşlar,aralarından büyük lider Başbuğ Alpaslan Türkeş de olmak üzere tevkif edilen sanıkları tabutluk adı altında 2000 mumluk ampulle donatılmış dar,tek kişilik odalara hapsetmişlerdir.

7 Eylül 1944 günü tutuklanıp işkencelere maruz kalan 23 Türkçü'yü ' gizli teşkilat kurmak,düzeni bozmak,ihtilal hazırlığı yapmak' suçlamalarıyla mahkeme önüne çıkardılar.Bu suçlamaları doğal olarak İsmet İnönü ve C.H.P.zihniyeti uyarlıyor;mahkemenin tarafsızlığına gölge düşürerek ,nasıl bir tek taraflılık misali verileceğinin tarihe kara notunun düşmesine zemin hazırlıyorlardı.

Savcı(Kazım Alöç) iddianamesinde :'Efendim,biz bunları yüksek mahkemenin huzuruna, hükümeti devirmeye çalışan vatan hainleri olarak çıkarmış bulunuyoruz'sözleriyle ,tertibin mantığını vazıh şekilde belli ediyordu. Savcının iddiasına karşılık, Nihal Atsız,'Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı, kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye de tenezzül etmiyorum.Kimin hain, kimin vatan sever olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile.'sözleriyle, iddialara karşı gerekli yanıtı veriyordu.

Bütün iftiralara, tehditlere, şantajlara rağmen, 3Mayıs 1947'de ki celsede; mahkeme 23 Türkçünün: Nihal Atsız-Z.Velidi Togan-Alparslan Türkeş-Nejdet Sancar-Dr. Fethi Tevetoğlu- Muzaffer Eriş-Hasan Ferit Cansever-Reha Oğuz Türkkan-Yusuf Kadıgil-Zeki Özgür Sofuoğlu-Hamza Sadi Özbek-İsmet Rasim Tümtürk-Fehiman Altın-Fazıl Hisarcıklı-Cemal Oğuz Öcal-Cebbal Şenel-Nurullah Barıman-Saim Bayrak-Sait Bilgiç-Cihat Savaşfer-Hikmet Tanyu-Orhan Şaik Gökyay-Hüseyin Namık Orkun.- beraat kararı veriliyor; ve hakikat doğru yönde tecelli ediyordu.

Türkçülük-Turancılık davasının meşhur askeri savcısı Kazım Alöç; iddianamenin İnönü'nün direktifleri ile Falih Rıfkı Atay tarafından kaleme alındığını, Yeni Günaydın gazetesinde ikrar ediyordu.

3 Mayıs'ın Türk tarihinde Türkçülük adına önem arz eden ciddi tecrübelerden biri olduğunu, karşımıza ALPARSLAN TÜRKEŞ gibi Türkün en son BAŞBUĞUNU çıkardığını; ve kutsal Türkçülük davasının ne gibi badireler atlatarak günümüze kadar geldiğinin, bundan sonrada; dünkü yaşanan tecrübelerden bilinip, anlaşılıp, ibret çıkarılması gerektiği hususunu asla göz ardı etmemek gerekir.

Türkçülük kutsal bir inançtır. Taviz verilmeyecek kadar kutsal... Türkçülük şuurunu yaşayanların; ırkının yüksek değerini bilip, Türkün kudretini -Güneşin doğuşu,gibi-bekleyenlerin TÜRKÇÜLÜK TOYU kutlu olsun.


MURAT TAŞDAN
Logged

Bir Memleket Yalnız Bir Milletindir...
O Milletin İstek ve Menfaatlerine
göre idare edilir...

H. Nihal ATSIZ...
Fix Robot Modu
Özel Bir Bottur =)
*****
Mesajlar: 27043
Re: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...
« Posted on: 07 Ekim 2008, 14:26:12 »

uyari
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... oyunları, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... programı, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... oyunu indir, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... program yükle, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... download, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... hikayeleri, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... resimleri, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... haber, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... yükle, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... videosu, 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN... msn eklentisi, şarkı sözleri


Logged
« Yanıtla #1 : 02 Mayıs 2008, 20:43:06 »
Fixforum Üye Profili SELİMOĞLU
Şimal Rüzgarı
Global Moderator
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 164
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3302

Son Osmanlı

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

güzel anlamadolu bir gün olacak emeğine sağlık en azından kendi benliğimizle alakalı bir gün
Logged

« Yanıtla #2 : 03 Mayıs 2008, 13:21:03 »
Fixforum Üye Profili SELİMOĞLU
Şimal Rüzgarı
Global Moderator
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 164
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3302

Son Osmanlı

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

*** 3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN***

*** 3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN***

                                  VE
1940 YILINDA TÜRKİYEYİ PARÇALAMAK İSTEYEN AVRUPALI FAŞİSTLERE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ/TÜRKÇÜLERİ HODRİ MEYDAN DAVETİ !

Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,

İtalyanlar başvekili faşist  Duçe!

İşittim ki yelkenleri edip de fora

Gelecekmiş orduların yeşil Bosfor a.

Buyursunlar … Bizim için savaş düğündür;

Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa

Türk eri de öyle gider savaşa.

Hem karadan, hem denizden ordular indir!

Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir.

Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!

Şaheserler süngülerle yazılır ancak!

Çağrı beğ le Tuğrul beğ in kurduğu devlet

İtalyalı siz melezlerden üstündür elbet;

Bizim eski uşakları al da yanına

Balkanlardan doğru yürü er meydanına;

Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…

Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…

Dirilerek başınıza geçse de Sezar

Yine olur Anadolu size bir mezar.

Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,

Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna.

Tanıyoruz Atila dan beri Cermeni.

Farklı mıdır Prusyalı yahut Ermeni?

Senin dostun Cermanyaya biz Nemse deriz,

Bir gün yine Beç/Viyana önünde düğün ederiz.

*********

 

Söyle, Kara gömlekli faşistler etmesin keder;

Ölüm-dirim savaşımız bir gün mukadder!

Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;

Fakat yine biz Osmanlı sen Venediksin.

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,

Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.

Bu hayaller zamanları hızla aşmalı.

Göktürklerle Romalılar karşılaşmalı!

Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!

Kılıçlarımız kınlarından  çıkmaya görsün!

 

*********

 

Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;

Sizin insanlarınız bizimkilere çok  az gelir.

Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!

Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!

Sert dipçikler ezmelidir nice başları!

Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!

En yiğitler serilmeli en önce yere!

Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!

Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!

Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.

Damarında var mı senin öyle bol kanın

Türk ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,

Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,

Karşısında olmasaydı şanlı -Türk budun-

Belki gerçek olacaktı bir gün umudun.

İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,

Aryanlarla Turanlılar karşılaşmalı.

 

*********

Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;

Hız verecek biricik şey ona savaştır!

Keskin olur likörlerden ayranla kımız,

Karnera yı yere serer Tekirdağlı mız.

Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru

Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…

Biz güleriz Façyoların felsefesine,

Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?

Bizim yanık füzuli miz engin bir deniz!

Karşısında bir göl kalır sizin dante niz!

Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!

Generaller hiçbirzaman Paşalarla atamaz aşık!...

***********

 

Ey İtalyan faşist başvekili! Ey Mussolini!

İki ırkın kabarmalı asırlık kini…

Hesabını göreceğiz elbette yarın

Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!

Soyunuzu  hiçe saydı Hazreti Fatih.

Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih

Ne Venedik kalacaktı, ne de Floransa…

Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!

Haydi, hamle kafirindir… İlk önce sen gel

Ecel ile zaman bize olmadan engel!

Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;

Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.

Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek!

Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!

Kılıç Arslan öldü sanma yaşıyor bizde!

Atila nın  ateşi var içerimizde!

*********

 

Kanije nin gazileri daha dipdiri!

Sınırdadır Pilevne nin kırk bin askeri!

Edirne de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!

Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!

Şehitlerden elli milyon bekçisi olan

Aşılmaz bir kayanır bu ebedi  Türk Vatan!


1940-Nihal ATSIZ
        KÖKTÜRKLER 







*****************************

 



 

 

*****************************

 

*** 3 MAYIS TÜRKÇÜLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN***

 



 

VE

 

1940 YILINDA TÜRKİYEYİ PARÇALAMAK İSTEYEN AVRUPALI FAŞİSTLERE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ/TÜRKÇÜLERİ HODRİ MEYDAN DAVETİ !

 

 

 

Ey Benito Musolini! Ey gayet yüce,

İtalyanlar başvekili faşist  Duçe!

İşittim ki yelkenleri edip de fora

Gelecekmiş orduların yeşil Bosfor a.

Buyursunlar … Bizim için savaş düğündür;

Açlar nasıl bir istekle koşarsa aşa

Türk eri de öyle gider savaşa.

Hem karadan, hem denizden ordular indir!

Çarpışalım, en doğru söz süngülerindir.

Kalem, fırça, mermer nedir? Birer oyuncak!

Şaheserler süngülerle yazılır ancak!

Çağrı beğ le Tuğrul beğ in kurduğu devlet

İtalyalı siz melezlerden üstündür elbet;

Bizim eski uşakları al da yanına

Balkanlardan doğru yürü er meydanına;

Çelik zırhlı kartalları göklere saldır…

Fakat zafer sizin için söz ve masaldır…

Dirilerek başınıza geçse de Sezar

Yine olur Anadolu size bir mezar.

Belki fazla bel bağladın şimal komşuna,

Biz güleriz Cermenliğin kuduruşuna.

Tanıyoruz Atila dan beri Cermeni.

Farklı mıdır Prusyalı yahut Ermeni?

Senin dostun Cermanyaya biz Nemse deriz,

Bir gün yine Beç/Viyana önünde düğün ederiz.

*********

 

Söyle, Kara gömlekli faşistler etmesin keder;

Ölüm-dirim savaşımız bir gün mukadder!

Gerçi bugün eskisinden daha çok diksin;

Fakat yine biz Osmanlı sen Venediksin.

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,

Hayal bütün insanlarda olan bir haldir.

Bu hayaller zamanları hızla aşmalı.

Göktürklerle Romalılar karşılaşmalı!

Görmüyorsan gönlümüzün içini, körsün!

Kılıçlarımız kınlarından  çıkmaya görsün!

 

*********

 

Top sesleri, bomba sesi bize saz gelir;

Sizin insanlarınız bizimkilere çok  az gelir.

Kayalara çarpmalıdır korkunç türküler!

Dalmalıdır gövdelere çelik süngüler!

Sert dipçikler ezmelidir nice başları!

Ecel kuşu ayırmalı arkadaşları!

En yiğitler serilmeli en önce yere!

Kızıl kanlar yerde taşıp olmalı dere!

Ülkü denen nazlı gelin erde şan ister!

Büyük devlet kurmak için büyük kan ister.

Damarında var mı senin öyle bol kanın

Türk ün kanı bir eşidir lavlı volkanın!

Tarihteki eski Roma hoş bir hayaldir,

Kurulacak yeni Roma boş bir hayaldir,

Karşısında olmasaydı şanlı -Türk budun-

Belki gerçek olacaktı bir gün umudun.

İnsan oğlu ümitlerle dolup taşmalı,

Aryanlarla Turanlılar karşılaşmalı.

 

*********

Tabiatın yürüyüşü belki yavaştır;

Hız verecek biricik şey ona savaştır!

Keskin olur likörlerden ayranla kımız,

Karnera yı yere serer Tekirdağlı mız.

Yurdumuzun çok tarafı olsa da kuru

Makarnadan kuvvetlidir yine bulguru…

Biz güleriz Façyoların felsefesine,

Dayanır mı kırkı bir tek Türk efesine?

Bizim yanık füzuli miz engin bir deniz!

Karşısında bir göl kalır sizin dante niz!

Bizler ulu bir çınarız, sizler sarmaşık!

Generaller hiçbirzaman Paşalarla atamaz aşık!...

***********

 

Ey İtalyan faşist başvekili! Ey Mussolini!

İki ırkın kabarmalı asırlık kini…

Hesabını göreceğiz elbette yarın

Yedi yüzlü, yedi dilli İtalyanların!

Soyunuzu  hiçe saydı Hazreti Fatih.

Biraz daha yaşasaydı Hazreti Fatih

Ne Venedik kalacaktı, ne de Floransa…

Hoş geldiniz diyecekti bize Fransa!

Haydi, hamle kafirindir… İlk önce sen gel

Ecel ile zaman bize olmadan engel!

Burada tanklar yürümezse etme çok tasa;

Süngülerle çarpışmadır savaşta yasa.

Olma öyle sinsi çakal, yahut engerek!

Bozkurt gibi, kartal gibi döğüşmek gerek!

Kılıç Arslan öldü sanma yaşıyor bizde!

Atila nın  ateşi var içerimizde!

*********

 

Kanije nin gazileri daha dipdiri!

Sınırdadır Pilevne nin kırk bin askeri!

Edirne de Şükrü Paşa bekliyor nöbet!

Dumlupınar denen şeyi bilirsin elbet!

Şehitlerden elli milyon bekçisi olan

Aşılmaz bir kayanır bu ebedi  Türk Vatan!

 

 

1940-Nihal ATSIZ
Logged

« Yanıtla #3 : 03 Mayıs 2008, 13:22:11 »
Fixforum Üye Profili SELİMOĞLU
Şimal Rüzgarı
Global Moderator
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 164
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3302

Son Osmanlı

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

TÜRK ÖNDER ATALARIMIZDAN NİHAL ADSIZI SAYGIYLA ANIYORUZ   

BÜYÜK TÜRKÇÜ ATAMIZ ADSIZ


Büyük Türkçü Atalarımızdan ve Önderlerimizden olan Hüseyin Nihâl Atsız, 12 Ocak 1905  tarihinde İstanbulda doğmuştur.
Atsız Atanın babası, Gümüşhanenin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Makine Önyüzbaşısı Hüseyin Efendi nin oğlu Deniz Güverte Binbaşısı Mehmed Nail Bey, annesi Trabzonun Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Beyin kızı Fatma Zehre Hanımdır.
Atsız Atanın ailesi, Gümüşhanenin Torul kazasının Midi köyünde Çiftçioğulları adı ile bilinmektedir.
Çiftçioğulları ailesinin tespit edilebilen soyu itibarıyla Kafkasyadan yöreye göçen Ahıska Türklerinden olan ve  19. asrın başlarında, yaşayan  Ahmed Ağadır. Ahmed Ağanın İsmail; Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağanın çocukları Midi köyünden Yozgatın Akdağ Madeni kazasının Tekyegüneyi köyüne, Süleyman Ağanın çocukları ise Yozgatın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir.
Ahmed Ağanın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832-1894) ise 1850-1852 sıralarında Deniz eri olarak İstanbula gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Osmanlı Donanmasında kalmış ve Makine Onyüzbaşılığına kadar terfi etmiştir.
Hüseyin Ağanın eşi Emine Hayriye Hanımdır. Bunların İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmed Nail Bey (1877-1944). Mehmed Nail Bey de Osmanlı Donanmasına girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığından emekli olmuştur.
Mehmed Nail Beyin ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884-1930)dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahriye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfîka Hanımın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzonlu olup ailesi Kadıoğulları olarak tanınmaktadırlar.
Mehmed Nail Beyin ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905te Hüseyin Nihâl (Atsız), 1 Mayıs 1910da Ahmet Necdet (Sançar) (ölümü 22 Şubat 1975) ve Aralık 1912de Fatma Nezihe (Çiftçioğlu).
Hüseyin Nihâl Atsız, ilk ve orta öğrenimini Kadıköydeki Fransız ve Alman okullarında (1911), babası Mehmed Nail Beyin Kızıldenizdeki görevinden ötürü Süveyşte bir Fransız İlkokulunda bir kaç ay. (1911), Kasımpaşadaki Cezayirli Gazi Hasan Paşa İlk Mektebi, Haydarpaşadaki Hususi Osmanlı İttihâd ilk Mektebi, Kadıköy Lisesi ve istanbul Lisesinde yapmıştır.
İlkokula altı yaşında, Kadıköydeki Fransız okulunda, Latin harfli öğretim ile, başlayan Atsıza göre bu okulda dersten çok oyun ve şarkı vardı. Buna rağmen, dil bilmeyip derdini anlatamaması yüzünden bu okulda çok sıkılmakta idi. Bir gün, teneffüs sırasında, kendisinden üç-dört yaş büyük bir Rum çocuğu, Atsızın kafasını duvara vurmuş ve Atsızın yarılan kafasından kanlar akması üzerine de, bağıra çağıra suçunu İstavri adlı bir başka Rum çocuğunun üzerine atmış, bunun üzerine İstavri, derste iki dizi üzerine çöktürülüp, dizlerinin altına da, daha çok acı çeksin diye, bir cetvel konarak, ders sonuna kadar cezalandırılmıştır. Bu haksızlık küçük Atsızın çocuk ruhunda fırtınalar yaratmış ve Atsız şu okul yansa da kurtulsam diye içinden bedduada bulunmuştur. Bir müddet sonra bir gece, tesadüfen çıkan bir yangında Fransız Mektebi yanınca küçük Atsız istemediği bu okuldan kurtulmuş, fakat bu sefer de yabancı bir dille  öğretim yapan başka bir okul olan Alman Mektebine verilmiştir. Bir müddet sonra, Kızıldenizde bulunan Malatya gambotunun süvarisi olan babası Mehmed Nail Beyin yanına giden Atsız, Türk-İtalyan savaşının çıkması üzerine Mehmed Nail Beyin Osmanlı Bahriye Nezaretinden Süveyşe sığınması emrini alması ile, Süveyşte bir Fransız İlkokuluna devam etmiştir.Burada yani çocukluğunda Süveyş sokaklarında İtalyan çocukları ile dövüşmesi, Atsızın milliyetçi mücadelesinin ilk örneklerindendir.
Babasının İstanbula dönme emrini alması ile İstanbula gelen Atsız, Kasımpaşadaki Cezayirli Gâzî Hasan Paşa mektebine kaydolmuştur.Ailesinin Kasımpaşadan Kadıköye taşınması ile hususi Osmanlı İttihâd Mektebinde öğrenimine devam eden Atsız, babasının Onyüz-başı  olarak Birinci Dünya Savaşına gitmesi yüzünden Hususi Osmanlı İttihâd Mektebinden ,Kadıköy Sultanîsinin ortaokul kısmında öğrenimine devam etmiştir. Buradan da İstanbul Lisesune geçen Atsız, 1922 tarihinde Lise öğrenimini tamamlamıştır.
1922 yılında imtihanla Askerî Tıbbiyeye girmiştir. O yıllarda tıbbiyede Bolşeviklik,siyonistlik ve birtakım azınlık milliyetçiliği güden öğrenciler vardı. Bu öğrenciler ile Türk öğrenciler arasında sık sık tartışmalar olur, bu tartışmalar arasıra da yumruk kavgasına dönerdi. Bu kavgalara Atsız da katılırdı. Bu yüzden bir çok defa disiplin ve hapis cezası almıştır. Ziya Gökalpin cenaze töreninin yapıldığı günün akşamı, Türk öğrenciler ile diğer öğrenciler arasında çıkan bir kavga sonucunda, Atsıza gayet ağır bir ceza verilmiştir. Bu ceza, öğrenciliği sırasında işleyeceği herhangi bir suç neticesinde Atsızin Askerî Tıbbiyeden çıkarılacağıdır.
Atsız ,Askerî Tıbbiyenin 3. sınıfında iken, aralarında birtakım meseleler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesud Süreyya Efendi adlı bir Teğmenin kasdi bir şekilde ve lüzumsuz bir yerde istediği selâmı vermediği suçlaması ile, 4 Mart 1925 tarihinde Askeri Tıbbiyeden çıkarılmıştır.
Bu Olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Lisesinde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yollarının Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak vazife görmüş ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında bir kaç sefer yapmıştır.
1926 yılında İstanbul Darülfünûnun Edebiyat Fakültesinin Edebiyat Bölümüne ve İstanbul Dârülfünûnunun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebine kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak (28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927) İstanbul da Taşkışlada 5. piyade alayında er olarak yapmıştır.
Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı Anadoluda Türklere ait yer isimleri adlı makalenin Türkiyat Mecmuasının ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan M. Fuad Köprülünün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmînin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmış (Divan-ı Türki-i Basit, gramer ve lügati, 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82) ve aynı yıl Edebiyat Fakültesinden mezun olmuştur. Atsızın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nailî Boratav, Nihad Sami Banarlı gibi isimleri sayabiliriz.
Mezuniyetinden sonra  Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. M. Fuad Köprülü, Maarif Vekâleti nezdinde Atsız için bir istekte bulunarak, Yüksek Öğretmen Okulunu öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve Atsızı kendisine asistan olarak almıştır (25 Ocak 1931).
Atsız, 15 Mayıs 1931den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)yı çıkarmaya başladı. M. Fuad Köprülü, Zeki V. Togan, Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de dahil bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu Türkçü ve Köy reformu yanlısı  dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, adetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur. Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzası ile, bu dergide yayınlamaya başlamıştır.
1931 yılında Darülfünunun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, 1935 ise geçimsizlik nedeniyle yılında ayrılmıştır. 1932 Temmuzunda Ankarada toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togana Dr. Reşid Galibin yaptığı haksız hücum üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye (Atsız) ile Pertev Nailî Boratavın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galibe Zeki Velîdînin talebesi olmakla iftihar ederiz diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de ülkede oldukça dikkati çekerek mimlenmiştir.
19 Eylül 1932de Dr. Reşid Galib, Maarif Vekili olmuş ve kısa bir müddet sonra da Prof. M. Fuad Köprülünün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığına vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asaleten tâyin edilmiştir. Atsızı üniversiteden uzaklaştırmak için fırsat arayan Reşid Galib, Atsızın,  Atsız Mecmuanın 17. sayısındaki Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi adlı makalesi ile bu fırsatı yakalamış ve bu yazıyı kendi çıkarına kullanan  Edebiyat Fakültesi Dekanı, Atsızın üniversitedeki asistanlığına son vermiştir (13 Mart 1933). Üniversiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesinin Dekanını Tokatlıyandaki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. Atsıza bu hadise için hiç bir şekilde tepki gösterilmemiştir.
Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız (Mart 1933), Malatya Ortaokuluna Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir. Malatyada kısa bir müddet (8 Nisan 1933 - 31 Temmuz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilmiştir. Atsızın Edirnedeki edebiyat öğretmenliği de 3-4 ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir. (11 Eylül 1933-28 Aralık 1933). Edirnede iken Atsız Mecmuanın devamı mahiyetindeki Aylık Türkçü dergi olan Orhun (5 Kasım 1933 - 16 Temmuz 1934, sayı l-9)u yayınlayan Atsız, Orhun da Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarının yanlışlarını ağır bir şekilde eleştirdiği için vekâlet emrine alınmış, (28 Aralık 1933), 9. sayısında da Orhun Dergisi  Bakanlar Kurulu kararı ile, kapatılmıştır.
9 ay vekâlet emrinde kalan Atsız, Kasımpaşadaki Deniz Gedikli Hazırlama Okuluna Türkçe öğretmeni olarak tayin olunmuştur (9 Eylül 1934. 27 Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım (Atsız) ile evlenen Atsızın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra adlı iki oğlu olmuştur.
Atsız Bey ikinci eşi Bedriye Atsızdan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır. Atsız Bey, Kasımpaşadaki Deniz Gedikli Hazırlama Okulunda Türkçe öğretmeni olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmuz 1938 tarihinde bu görevinden de çeşitli bahanelerle ihraç edilmiştir. Bunun üzerine, Özel Yüce-Ülkü Lisesine geçen ve burada 1937 yılından 1939 yılının Haziranının sonuna kadar edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, 19 Mayıs 1939 - 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesinde edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur.
Atsız, Boğaziçi Lisesinin Türkçe öğretmeni iken Orhun (1 Ekim 1943 - 1 Nisan 1944, sayı 10-16, 7 sayı)u yeniden yayınlanmaya başlamıştır.II. Dünya Savaşı sıralarında Stalinin Sosyal-Faşist tavırlarından güç alan  yerli komünistler faaliyetlerini ve  saldırganlıklarını oldukça artırdıkları hâlde, resmî makamlar bu aşırı hareketlere karşı tedbir almak yerine, Sovyetleri kızdırmamak uğruna zavallı bir durumda  seyirci kalmaktaydılar.
Bu duruma içerleyen Atsız, ilgilileri uyarmak  için Orhunun Mart 1944te yayımlanan 15. sayısında, devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğluna hitaben bir açık mektup yayınlamıştır. Bu açık mektupta, Marksist-Stalinistlerin artan faaliyetleri belirtilmekte idi. Orhun kapatılmadığı takdirde bir sonraki sayısında bu aşırı faaliyetlerin belgeleri ile birlikte örneklerini vereceğini bildiren Atsız, Orhun un kapatılmaması üzerine Nisan 1944 te yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Nailî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antelin Marksist-Stalinist faaliyetlerini açıklayarak devrin Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yüceli istifaya çağırmıştır. Bu ikinci açık mektup, yurt içinde büyük bir millî heyecana sebep olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere bir çok şehirde, komünizm-Stalinizm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Bu arada Atsıza yurdun her köşesinden mektupların, telgrafların gelmesi ,Ankaradaki yetkilileri tedirgin etmekte idi. Millî Eğitim camiasındaki Stalin hayranları  sebebi ile kendi partisinin mensupları tarafından dahi sorguya çekilmeye başlanan Hasan Ali Yücel, ilk iş olarak Atsızin Boğaziçi Lisesi ndeki edebiyat öğretmenliğine son vermiştir (7 Nisan 1944). Orhun dergisi ise Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatılmış, Sabahattin Ali de kışkırtılarak Atsız aleyhine hakaret davası açmaya zorlanmıştır.
Atsız, aleyhine dava açılınca ,kendisi de trenle Ankaraya gitmiş ve Türkçü gençler tarafından Garda karşılanarak, bir otelde misafir edilmiştir.
Hakaret davasının 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumuoldukça olaylı ve renkli  geçmiştir. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencisi alınmamış, bu yüzden de devrin halk partisi iktidarını şaşırtan büyük öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır.Sabahattin Ali - Nihâl Atsız davası olmaktan ziyade Komünistliğe-Stalinizme karşı Türkçülük davası halini alan bu davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Aliye vatan haini dediği için 6 aya mahkûm edilen Atsızın cezası hâkim tarafından millî tahrik gerekçesi ile 4 aya indirilmiş ve bu 4 aylık ceza da hemen tecil edilmiştir.
Atsız, cezasının tecil edilmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken nedensiz ve haksız yere tutuklanmıştır. 19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde suçlayan söylemde bulunmuş,ve bunun  üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 numaralı sıkıyönetim mahkemesinde dayanaksız olarak yargılanmaya başlamıştır. Atsız la birlikte,üniversite profesörü, öğretmen, subay, doktor ve üniversite öğrencileri bulunan sanıklar, sorguya çekme adı ile ilk önce çeşitli işkencelere maruz kaldıktan sonra, 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlanmıştır. Irkçılık-Turancılık davası adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum olarak devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6,5 seneye mahkûm olmuştur.
Atsız bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay ise  1. numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinin kararını esasından bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir.
5 Ağustos 1946 tarihinde 2 numaralı Sıkıyönetim Mahkemesinde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (Bu dava Prof. Kenan Öner - Hasan Ali Yücel davası adı ile tanınmıştır), 31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanmış ve 29 oturum devam eden mahkeme bütün sanıkların beraatine karar vermiştir.

Görüldüğü gibi Atsız Ataya tüm saldırılar Türkçülükten rahatsızlık duyan tüm zamanın kripto dönmeleri tarafından yapılmıştır.Nisan 1947den Temmuz 1949a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1.945 - Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevinde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir adlı kitabını da Sururi Ermete adlı bir kişinin adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır.
Atsızın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu, Millî Eğitim Bakanı olunca Atsızı 25 Temmuz 1949da Süleymaniye Kütüphanesine uzman olarak tayin etmiştir. Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, 21 Eylül 1950 de ise  Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliğine tayin olmuştur.
4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesinde vermiş olduğu Türkiyenin Kurtuluşu konulu bir konferans üzerine,Kripto Dönmelerin elindeki Cumhuriyet Gazetesi hemen Atsızın aleyhine yalan yayın yapmış, hakkında Bakanlık tarafından tahkikat açılan Atsızın konuşmasının bilimsel olduğu kanaatine varılmış, fakat Atsız Haydarpaşa Lisesindeki edebiyat öğretmenliği görevinden muvakkat kaydı ile alınarak (13 Mayıs 1952) yine Süleymaniye Kütüphanesindeki görevine  tayin edilmiştir.
31 Mayıs 1952 tarihinden emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphanesinde çalışan Atsızın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphanedeki memuriyet olmuştur.
1965 yılından başlayarak Doğu ve Güney-Doğu bölgelerinde baş gösteren yıkıcılık ve bölücülük hareketleri hakkında, Atsız, (Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunayın Gaziantepe giderken bir işçinin idareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar sözlerine karşılık Cumhurbaşkanı Sunayın Türk topraklarında yaşayan herkes Türktür demesi üzerine) Ötükenin Nisan 1967de yayınlanan 40. sayısından itibaren Konuşmalar, I (Sayı 40), Konuşmalar II (Sayı 41) ve Konuşmalar, III (Sayı 43), Bağımsız Kürt Devleti Propagandası (Sayı 43), Doğu mitinglerinde perde arkası (Sayı 47), Satılmışlar - Moskof uşakları (Sayı 48) adlı seri makalelerinde bölücü Marksistlerin, Doğu bölgelerimizde yaptıkları gizli çalışmaları açıklamış ve bu makaleler hakkında savcılıkça tahkikat açılmıştır. Savcılığın yaptığı ilk tahkikatta Atsıza hiç bir suç kondurulamamıştır. Ancak bu yazılar üzerine, Ankaradaki kripto Dönmeler ve bölücü kuruluşlar tarafından Atsız aleyhine hazırlanmış ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler sokaklarda dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisinin bir Diyarbakır Senatörü, Senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır. Bu sistemli girişimler sonucunda, Hasan Dinçerin Adalet Bakanı olduğu sıralarda, Bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir. Sıkıyönetim mahkemelerinde Türk milletinin ve vatanının birliğine ve bölünmezliğine karşı çıkan yıkıcılar, bölücüler, komünistler ve anarşistler muhakeme edilirken, sivil mahkemelerde ise aynı hususlara daha 4-5 yıl önce dikkati çeken Atsız muhakeme edilmiştir. Uzun duruşmalardan sonra mahkeme Ötükenin sahibi Atsızı ve sorumlusu Mustafa Kayabeki 15er ay hapse mahkûm etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuş, fakat aynı mahkeme 2-1lik kararda ısrar edince Yargıtay hükmü tasdik etmiştir. Atsız ve Mustafa Kayabek kararın düzeltilmesi isteğinde bulunmuşlar fakat bu istekleri mahkemece kabul edilmemiş ve böylece mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.
Logged

« Yanıtla #4 : 03 Mayıs 2008, 13:22:35 »
Fixforum Üye Profili SELİMOĞLU
Şimal Rüzgarı
Global Moderator
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 164
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 3302

Son Osmanlı

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...


Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Nümûne Hastahânesı ne yatan Atsıza, Haydarpaşa Nümûne Hastahânesi tarafından Cezaevine konulamayacağı kaydı bulunan rapor verilmiş, fakat 4 aylık bir rapor Adlî Tıp tarafından kabul edilmemiş ve reviri olan cezaevinde kalabilir şeklinde değiştirilmiştir. Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsızı evinden aldırarak Toptaşı Cezaevine sevketmiştir. 40 kişilik adi suçlular kovuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra ise reviri olan Sağmalcılar Cezaevine nakledilmiştir. Atsız, kesinleşen 1,5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, Atsızın yazılarından, fikirlerinden ve eserlerinden ilham alan milliyetçi bilim adamları, üniversite mensupları, gençlik kuruluşları, kültür dernekleri vasıtası ile Türk milleti, Cumhurbaşkanına başvurup Atsızı affetmesini istemiştir. Atsız Hoca, suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yetkisini kullanarak Atsızın cezasını affetmiştir. 22 Ocak 1974te Bayrampaşa Cezaevinden tahliye edilen Atsız, 1,5 yıllık cezasının 2,5 ay kadar mı cezaevinde geçirmiştir.
Atsız Ata Düşünceleri ile yaşayışını birleştiren bir karaktere ve kişiliğe sahipti. Mahmut Kemal İnalın tarifi ile Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan Atsız, ateşli ve keskin bir retoriğe sahip olması yanında, özel hayatında; sakin, kibar, mülayim,  ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş küçük olursa olsun herkese Bey diye hitap ederdi. Vakur davranışı ve alçak gönüllülük  içindeki yaşayışı ile, dimdik başı ve sağlam karakteri ile Atsız Bey, Türk tarihinin derinliklerinden kopup gelen bir Türk Beyi idi.Büyük bir Türk Ata idi.
Dikkat edilirse yaşamı  boyunca Atsız ile uğraşılmıştır. Onunla ve onun Türkçü düşünceleriyle uğraşılmıştır.Uğraşanlar bugünki gibi yine aynı güruh olan Kripto Dönmelerdir.İçlerinde bür tek Türk dahi yoktur.Her seferinde de uğraşanlar yenilmiştir. Mağlup olanların yerine yenileri gelmiş, fakat ne Atsızı yıldırabilmişler ne de Türk ülküsü Düşüncesini yenebilmişlerdir.
Atsız, hayatında bir defa, o da ölüme karşı, mağlup olmuştur.
Türkçü düşüncenin ve Türk milliyetçiliğinin öncüsü olan Atsız, kuvvetli bir Türkologdur. Türk dilini, tarihini ve edebiyatını oldukça iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk devrini âdeta yaşamışçasına bilir ve severdi. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtlar (Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor) adı ile romanlaştırmış ve Göktürkleri Türk milletine tanıtarak sevdirmiştir.
Deli Kurt adlı romanı, Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmışıdır.
Ruh Adamdaki Selim Pusatın şahsiyetinde Atsızı görürüz.
Ruh Adamın devamı olarak Yalnız Adamı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlarin 3. cildi idi.
Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmuttan Günümüze Kadarki Osmanlı Hanedanı Tarihini zikredebiliriz.
Yayınlanan eserlerinin yanında değişik yerlerdeki makalelerinin toplanarak yayınlanması Atsızın fikirlerini toplu olarak görmemizi ve düşünce silsilesini takip etmemizi sağlayacaktır.
Son yıllarda Türk Tarihi adlı eseri üzerinde çalışıyordu. Küçük kardeşi Necdet Sançarın ani ölümü Atsız için çok acı bir darbe olmuş ve Atsız, Sançarın ölümünden sonra ancak 10 ay kadar yaşayabilmiş, bu yüzden de üzerinde çalıştığı eserlerini bitirememiştir.
1975in kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır.
10 Aralık 1975 Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor malesef bunu iyi anlayamamıştır. Ertesi akşam 11 aralık 1975 perşembe günü, Atsızı tekrar yoklayan ikinci bir krizi ise Atsız Atayı aramızdan alıp götürmüştür.

Türklerin önder Atalarından,
Gökbörü Atsız Atamız,
Kutlu tinin şad, mekânın Türk uçmağı olsun!


Sevgili nayman açmış olduğun haber kaynaklı olan bu güzel konu için tekrar teşekkürlerimi bildirir konuna ekleme yapmamdaki gayem önemli bir konu oluşu ve bilinmesi gereken kendi benliğimizden fışkıran bir günün anlam ve önemine değinmek amacı gütmüş bulunmaktayım saygılarımla

Saygılarımla
SELİMOĞLU

+REP NAYMAN
« Son Düzenleme: 03 Mayıs 2008, 13:25:34 Gönderen: SELİMOĞLU » Logged

« Yanıtla #5 : 03 Mayıs 2008, 14:44:24 »
Fixforum Üye Profili Fesleğen
Profesyonel Üye
*****


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 189
Online Online

BİLGİLER Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1398

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

Böyle bir gün olduğundan haberim yoktu açıkcası  Ney

Bu önemli günün varlığından haberdar ettiğiniz için teşekkürler.Ayrıca konuyla ilgilide geniş bir bilgilendirme paylaşımı yapılmış, sizinde emeğinize sağlık  SELİMOĞLU...

Günümüz kutlu olsun  Gülümseme
Logged

Bahçede geziyorlardı ama akılları sevgililerindeydi.
Bahçede geziyorlardı ama öyle şikayet ediyorlardı ki yerden gül de bitse gökten ateş de yağsa farkına bile varmazlardı.
Sanki her biri bir Mecnun.Gezdikleri yerler ise uçsuz bucaksız çorak çöller...
Onlara hüznü anlatmaya ne hacet!Çünkü onlar için her mevsim hüzün...


Şafak 167
« Yanıtla #6 : 03 Mayıs 2008, 18:08:33 »
Fixforum Üye Profili νυѕℓαтıм şαƒαк
MaSaL OLuP YoLa DeVaM...
Fixforumania
*******

İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 167
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4149

Unutma Sevdikçe sevilirsin :)

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

Tüm türk aleminin türkçülük günü kutlu olsun..

Allah türkü korusun ve yüceltsin
Logged

Neye yaklaşsam sonu uzaklık ve kırgınlık Anla ki yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık
« Yanıtla #7 : 03 Mayıs 2008, 23:15:00 »
Fixforum Üye Profili NaymaN.
Amatör Üye
***


İRTİBAT GÜCÜ
RepGücü: 46
Offline Offline

BİLGİLER Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 471

Şeyh Şamil

Aktiflik
Seviye
Deneyim


Durumum:

Ynt: 3 MAYIS: TÜRKÇÜLÜĞE NAKŞEDEN GÜN...

Alıntı
Sevgili nayman açmış olduğun haber kaynaklı olan bu güzel konu için tekrar teşekkürlerimi bildirir konuna ekleme yapmamdaki gayem önemli bir konu oluşu ve bilinmesi gereken kendi benliğimizden fışkıran bir günün anlam ve önemine değinmek amacı gütmüş bulunmaktayım saygılarımla

Estağfurullah abim...Konum haber kaynaklı değil ancak ek bilgilerin de gayet açıklayıcı olmuş...
Okuyan gözlerine, verdiğin emeklerine sağlık...

Saygılar...
Logged

Bir Memleket Yalnız Bir Milletindir...
O Milletin İstek ve Menfaatlerine
göre idare edilir...

H. Nihal ATSIZ...
Sayfa: [1]   Yukarı git
 
Gitmek istediğiniz yer:  

Serkan

Powered by SMF 1.1.5 | SMF © 2006, Simple Machines LLC
Seo4Smf v0.2 © Webmaster's Talks

Güzel Şiirler Burçlar Çocuk Oyunları ssk - tatil - Sohbet