Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ oyunları, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ programı, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ oyunu indir, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ program yükle, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ download, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ hikayeleri, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ resimleri, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ haber, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ yükle,
__BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ videosu, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ msn eklentisi, şarkı sözleri
Dün sensiz gece öldü, bu kaçıncı ağıtım, bir sen daha yitirmişliğime, bu sabah da gün sensiz doğdu, kısır zaman içinde can, bir nefes içinde bile, seni çekemedim içimde bekleyen, bunca sensiz zamanın ruhlarına, ve bu gün yine sensizlik aşacak, güneş, dağların kızıl kıyamet, sensizlik kokan tepelerinden, geçecek denizin tuzlu suları, göz yaşlarımın dostluğundan, biliyorum onlarda aldandılar bunca zaman, güneş senin gibi bu gece vedasız gidecektir, belki yarın kalk saatim, karanlıkta olacaktır, zamana anlatacak sözüm kalmadı, sözünde hiç durmadın ki sen, her gün doğumlarında, ümitli bekleyişler, her gün batımlarında, özlemlerin kaza kurbanı oluşu güne, akşamlar bir özlem daha ölürken, sensizliğin bütün ak saçları başımda, kendi kendilerini yoldular, türkülerimizi ağıt yaptım, yakacak ağıtım kalmadı zalim...
22.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
Seni benden çıkardım, benden hiç bir şey kalmadı bana.
beni seninle topladım, ben bir yarım tane kaldım, bir yarımlık benin, seni toplamaya ömrü yeter mi ? sonra beni senden ayırdım, her hücrem, sonsuz kere bölündü, sonra, seni benden ayırdım, bütün genlerimde bir yıldız çarpışması, süpernova bir beden ben, ve bir kocaman gökyüzünün içinde ben, bir baktım ki, heyhat kendimi tüketmişim o an, o koca gökyüzü bir sis olmuş, kütlesiz, görünür ama, bir toz bulutu, ve tutulmaz, ve sanki soyut, sensizlikten bu denli zerreleneceğimi, hiç düşünmemiştim, ben o büyük sis içinde, sisin bir zerreciği kalmıştım. ve sonra seni anlatmaya kalktım ben bana, ama nerede başarmak seni anlatmak, öyle zor ki, şu küçücük aklımın kaç sayfası var ki, bu seni anlatma işnin her disiplinde yeri var, zaten sen dolusun kafamdaki bütün kitapta, ve akıl defterimi hıncahınç doldurmuşsun, nerede bir boşluk var ki, neyse satır aralarına yazayım dedim, satıraraları yetersiz, yeni sayfalara gerek var, ve bu bir galaksi olmalı ki, seni yazabileyim, anlatayım belki, yine olmadı, yutkunup durdum, ve dedim ki kendime, zaten sen bir galaksisin, ben ise senin içindeki büyüklükte, sanki görülmeyecek küçüklükte, agrip bir meteorum, bir küçücük meteor, o koca galaksinin içinde, anında yanar, ve nasıl anlatır ki bir galaksiyi, bir başka galaksiye. sen bana demedin ki hiç, ben senin düşündüğünce, düşüne bildiğince, ve düşünemez duruma düştüğünce, yani düşünemediğince benim, beni asla anlatamazsın, bir kirpiğimin ucunda betimi biter yaşamın bütün, neyse beni anlatamazsın da, bari kendini anlat, sen nasılsın, onu anlat, benden sonra sende kalan o nu, ve İstanbul ne kadar, o nu anlat, benden sonrası o ne kadar, İstanbul mu o kadar, o mu istanbul kadar, hangisi büyük, bizim anılarımızın sığdığı o istanbul mu, yoksa anılarımızın boşalmış olduğu bir istanbul mu, yoksa içinde bensiz o kent, bir garip kabri mi, hudut boylarında vurulmuş, bir gönül kaçakçısının kabri mi, kimselerin tanımadığı, koca yüreğinin yattığı bir boş mekan...
23.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
sensiz zamanı neyleyim ki ben, zaman var, sen yoksun, zaman sensiz olur mu, sabahıma seni sordum, geceden kalma dilsiz, her ana seni sordum, benden perişan, gün varmış yokmuş, yıl günün eline mecburmuş, sanki bana ne, yine gelmedin,
seni söyledim o an, ayın bir yanı karamıştı, kül yağıyordu denize, iyot kokularını bastırıyordu yanık kokusu, kerem feryat ediyordu içimde o an, aslını alıp gittiğin andı o an, kızıyorum işte bu anı yaşattığın için bana, söyle haksızmıyım, tek başına yanan kerem olur mu...
Seninle ikimiz, sanki dağ yolları gibi, uzaklaşır, incelerdk, kaybolurduk baş ile ayak, sevdadan bellisiz, ve arkamızı gözümüz görmezdi...
seninle deryalara karışan, sevda sularıydık, hasretler bent oldu, ayrılık depremleri yerin dibine gömdü bizi, mağmanın ortasına düştü, gönül suyumuz, gökte bulut tanıktır, yağmurlarda en iri taneler, acı gözyaşları olur biz düşeriz, ayrılanlar ağlar bizi gözyaşlarıyla, acılar tadını bizden almıştır, artık kuru çaylar gibiyiz, anılarımız var kumlar kadar, yıkanmış yılların özlem akıntısında, tertemiz gönül kaynağından, doğumundan su damlası saflığında, gittiğince, azaldığınca zamanın, aksine çoğalan, hürriyeti sevmenin evrence geniş, çakıl taşlarının aklığında gizlidir, şimdi kavuran hasret sıcaklarında yanar, birer kerem gibi kendi aslının yalnızlığında, ne haber geçmiş, ne haber, kurumuş göz yaşlarından haberim var benim, ne haber kurumuş çaylar, var mı yeni bir yürek dibinin, cünüt söküntüsünden haber, gönül ağustoslara yaslıyken, gözlerimim kuru çaylar gibi sensiz, kirpiklerim çiğ damlasına özlemli, gönül bozkır olmuş, güllerin yandığı yangından, ayrılıktan haberin var mı senin, üç mevsim eksik yaşar can, hep bir karakış içinde kalmış, zemherilerle boğuşur sensiz yürek...
oysa seninle tutulmaz rüzgarlar gibiydik, bulutları dans ettirirdi ellerimiz, gözlerimizde güneşin renkleri, şafakları sulara sevda serperdik, güneş aşkımızla yıkanırdı, sevdalı rahmetlerle seven başlara, mecnun yağardık, leyla taneleriyle, hasret yangınlarına sağanak düşürdük, kerem küllerini çarşaf çarşaf gererek göğe, size sarı saçlı sevdalar bıraktık, uçsuz bucaksız topraklarında gönüllerin, başak kaşlı, nar dudaklı sevdalar içirdik, göçmen ayrılıklarınıza, yurt ettik bülbüllerin küçücük yüreklerini, üğüttük nafakasını, sevdalar koyduk sofrasına, yalnızlıkların utancının kabına koyup, beni zindan, ömrü müebbet mahpus eyledik, aşkı pranga, heberin var mı ey zulüm, haberin var mı zalim ana ayrılık, bir yar yokluğunun babasızlığını çektiğimizden, insan cana kıyar mı, cana kıysa bile, insan gönüle, gönüldeki sevdaya kıyar mı, nice sevdalı gönül sana demez mi şimdi, ey ayrılık boyun devrilsin, nereden girdin can yurdumuza...
26.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 26 Mayıs 2008, 16:00:42 Gönderen: BAYTUNCA »
Ummadığım bir günde gelmiştin, güvercin gözlerinle, dişi bir kartal gibi, gözlerimin içine bakarak, uzaklardan, sıradağların sessizliği, yaslanmıştı bakışlarına, biliyordum sen olduğunu ya, sükunete dokunup yinede dilinden duymak için, adını sormuştum, söylemiştin bahar yumuşaklığı sesinle, güldestesi dudaklarında, güller açmıştı, saçlarında karakışı bitmiş, şehir benden önce sırılsıklam olmuştu, bulut bakışlı güzel, yağmur damlasından duygu tanem gelişinle süzülmüştü yüreğime ilkbahar...
soluğum kesilmişti, amansızlığında yalnızlığın, nefesinden soluklandım, cemreleri peşin yakalamıştım, ellerinin sıcaklığında, sakladım yüreğimin, en gizemli yerine, birden gözlerindeki okyanusa daldım, sokaklar sessizleştiler, şehirde hiç kimseler kalmadı, yürüdün usul usul yanımda, bütün şehir sen doldu...
dokunduğun her şeyde, karanfiller açtılar, sesleri sen edip gittin, kulaklarım bana inanmıyor, kapılar bile yanılgıdalar, senin sesine kulak kabartır, beklerler ...
hasretin benden çok yol gözler, dışıma çıkmış yolda, sokakta, gecede gündüzde, gong vurur her saat bir ümide, zaman küskün gider sonrasına, seni görememek öldürür, içimde sonsuzluk kadar zaman sakladım. ve zamanlara serpmek için bakışlarından ateş, yıldızlarda gerekli gecelerime, güneşte gerekli gündüzlere, gelmezsen, beraber ağlamak için, ışıkları, ateşleri ve beni, sesi sese katmış hıçkırırken görürler yalnız, ölüm bir türkü olur seni beklediğimiz yerde, o bile seni bekler, içimizde ölüm kadar beklenensin, mutlaka gelecek olan bir zamansızlıkta...
kırgınlıkları kırarak gel, yorgunlukları ümit kanatlarına yükle, kanatlarına benide alsınlar, kaf dağı gerçek olsun, inanmayan inanmasın ama, kaf dağının ardı değil seni beklemek, ümidi kesmek olmuyor içimde, yüreğimle yüreğin bir köprü yapıyordu, gel bitirelim, harcı değil yalnız canın, bitirmesi tek başına köprüyü, geçmeye bekler gönüllere, bir ayrılıklar ülkesi bırakacağız bu gidişle, her seven gönül, ayrı bir yıldızın içine gömülecek, arada karanlıkları var yalnızlığın...
27.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 27 Mayıs 2008, 15:28:38 Gönderen: BAYTUNCA »
Sesini sildin, duyan yanım sesi tutmaz oldu, yüzünü sildin, gören yanım üç gözünden kör artık, sızını silemedin, çeken yanım çok çekmekten ölmüştü, nazını sil demedim hiç nazlım olduğun için, bir naz ayrıcalığı kadar güzeldin bana, artık git, kendini yenile baştan ayağa, kendini vicdanının kaleminden, yeniden özenle çiz, gerçek duygunun renginden olsun, gül kızıılı ağır basan renklere boya, tenin aynı kalsın, tanınmazsın o zaman, ben seni sevmelere doyamadım ki, ben nazına kaç mecnun adamışım, kendimi böle böle, bir leyla özünden ol da geri dön, bak kaç mecnun bölünmüş bekler seni, ellerinde göz bebeklerimin çiçekleri, kelebek pullarından mutluluk yağar, ebemkuşağına iki yeni renk karışmış, gök yüzü bakar, ben gururlanırım, koca gök yüzü bu, seni seyreder, koca tepesinin üstünde göremediklerinden, bir yeni renk sen, ve sen bu bahar, eski halini soyun en iyisi mi, yeni, en güzel halini giyinde gel, ben senin olumsuz taraflarınıda sararım, kaybolur olumluluklarının kalabalığında, canım benim, hadi gel... sen onaylarsan, ben sevmeye hazırım, silnmezsin asla, can evinin duvarında, seni yüreğimde, kanımın üstüne yazmışım...
hadi gel gülüm...
28.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
Dağı aşan güneş, günün yorgunu, teri dökülür kızıl alevlerden parça parça, öfkesidir belki, içimden parça parça düşer, bir ateşe karşılık ateşten göz yaşlarım, seni bu gün yine bekledi gün, ve birde ben, ikimize kalan sensizlik, gittin, dönmedin, beklediğimizden beri seni, biliyor musun ? her saniyenin vebali hep boynunda kaldı, bir de güneş ile benim ateşimi iç içe koy, o zaman vay haline, yandın demektir, aslıdan fazla, küllerin bile yanmıştır, korkarım zaman bile seni tanımaz, mehtaba kalacak alevler yükselir yangınımızdan, aya kadar sıçrar dahası ki, ay tutuşacak böyle giderse, gel bir bak, gök yüzü yanıyor, bir bak ta; söndür, hadi ben içimin yangınından geçtim diyelim, güneşin iknası olmaz, ateşe söz anlatamaz hiç kimse, hele ki; mehtaba çıkan sevgililere yazık, hem menekşelerin ne günahı var, hercai de olsalar, yerlerinden ayrılmadan yaşar, bekler, solar, ölürler, üzerlerine, buzdan damlalar düşer yokluğundan...
gel sen, gül ilkesini unutma, vaktinde aç, solmayı gönül böyle bilir, rivayet değil, gerçek yaşamı, ölüm, beraber olur öleceğiyle, şu seni seven gönülün tek bildiğidir...
28.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 28 Mayıs 2008, 09:52:59 Gönderen: BAYTUNCA »
Sesini sildin, duyan yanım sesi tutmaz oldu, yüzünü sildin, gören yanım üç gözünden kör artık, sızını silemedin, çeken yanım çok çekmekten ölmüştü, nazını sil demedim hiç nazlım olduğun için, bir naz ayrıcalığı kadar güzeldin bana, artık git, kendini yenile baştan ayağa, kendini vicdanının kaleminden, yeniden özenle çiz, gerçek duygunun renginden olsun, gül kızıılı ağır basan renklere boya, tenin aynı kalsın, tanınmazsın o zaman, ben seni sevmelere doyamadım ki, ben nazına kaç mecnun adamışım, kendimi böle böle, bir leyla özünden ol da geri dön, bak kaç mecnun bölünmüş bekler seni, ellerinde göz bebeklerimin çiçekleri, kelebek pullarından mutluluk yağar, ebemkuşağına iki yeni renk karışmış, gök yüzü bakar, ben gururlanırım, koca gök yüzü bu, seni seyreder, koca tepesinin üstünde göremediklerinden, bir yeni renk sen, ve sen bu bahar, eski halini soyun en iyisi mi, yeni, en güzel halini giyinde gel, ben senin olumsuz taraflarınıda sararım, kaybolur olumluluklarının kalabalığında, canım benim, hadi gel... sen onaylarsan, ben sevmeye hazırım, silnmezsin asla, can evinin duvarında, seni yüreğimde, kanımın üstüne yazmışım...
hadi gel gülüm...
28.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
ne güzel bir çağrıdır bu... yüreğinize sağlık olsun...
Teşekkürler sevgili "Lalegül" dost. Benim dizelere düşen deryalarım sizin gibi zengin yürekli dostlarımın varlığıdır. Bir takdiriniz yeter. Yüreğiniz dert görmesin. İçimden geldi ve baktım + repiniz de az dedim ve size bir artı rep vereyim istedim. Lütfen kabul ediniz. Sevgilerimle.
Dostunun Sevgili Cantanesi, çağrılarıma kulak veren olmazsa da, sizin gibi güzel dostların duyguları işitiyor, yürek gözleri görüyor çok şükür... işte bu bana en güzel armağan, en güzel iltifat, güzelliğinizin değerinden bir parça... Teşekkürler dost yürecik. Sevgilerimle.
Saçlarının her telinde, bir yorgun akşam güneşi uyur, yağmur ormanlarının üstüne serili, gün bitimi bir perdeyle, kahverengi sır çekili, ve gece nöbeti devralır, en zarif yeli tutar yıldızlar, yelpaze eyler dolunay bütün yüzüne, bu karanlığın içinde ya ben olsaydım, küçücük bir yel zerresince, saçlarını öpüp, okşasaydım, dudakların sıcağında kavrulsaydım geçerken...
bunlar kaşlarındır, ay hırsızı iki kara bulut parçası, önce hilali öptüler, sonra cebri bir sürükleyişle, birer hilal parçasını almış giderlerken, ellerinden aldım, kamuflajladım bakışlarımla, alnının alt yanına yasladım, gözlerinin üstünden, eros'un yayı mı desem onlara yoksa kirpiklerinin şemsiyeleri mi...
bunlar da gözlerin işte, benim yüreğimin esirlik hücreleri, renkleri kahve telvesinden, sevdalı iki fincanın, serçe parmağıyla yıkanıp, fincanların canından geçtiği gözlerin, ve benim se, tek sensin bütün canımdan geçtiğim, bir göz aklarında, düşerim arada beyaz bulutlara, hayallerimi çukurovaya, pamuğa ırgatlığa yollarım, benden daha şanslıdır hayallerim, esirlikten yeğdir, hayallerimin sana olan dokunuşu, bütün gelinlerin hazır olduğu, bir sevda tarlasıdır göz akların kahverengi gözlerine, gözlerimin yeşil korularını adadım, sana kalmış herşey, istersen gözlerimin, renklerini yak, istersen yeşillerine yeşiller kat...
ve bunlar kirpiklerindir, sıra sıra hep kardeş, hepsi birbirine saygılı durur, birer adım mesafeli, en baştaki kirpiğin, en sondakini görür bir duruşla, sanki eros'un sadağının yuvasında, yüreğimden çıkacak kurban cereni beklerler, zulada bir sessiz kara sevdaya yatmış her biri, gönlüme saplanmışlar zaten, yıllardır yaralıyım kirpiğinin oklarından, delik-deşik bir sevdalı yürekle mecnunum...
burnun kemerli bir anıt, bütün özlem kokularımın yattığı...
dudakların işte, iki kirazın öpüştüğü an...
göz bebeklerin ah, akşam güneşinin elleriyle, ışığını bütün renkleriyle, bir tül perdeden dokuyup, iki gönüldeki, pencere giydirdiği gelinlik...
ve yanakların, çin elması sarısından, doumsuzlukta özge...
ve işte şakakların, nice ferhat suyunun, şirin kayalardan, murada aktığı aşıklar tepesi gibi...
güzel boynun hatırına, boynum kadarime kıldan incedir, ve yoluna pir sultan kaderince bükük, kavuşmalara baş koymuş, senin boynuna günah yakışmaz, safir bir aşk takmışım çünkü, günahların benim boynuma olsun ki, senin boynun, tanrı eli yontusundan, kusursuz bir sütun, venüs'ün soyundan mısın sen canım...
saçlarında, saçlarının her telinde, ayrılmasız bir akşam güneşi uyur, saçlarından gitmemiş nice gecelerin rengi, gecelerin ellerinde rüzgarları yelpaze etmişler, yağmur ormanlarına yayılmış, bir gün aşımı duru saçlarında hep, sen en yüksek, en dişi dağsın, karşında suskun volkanik yüreğim, tanıdığımdan bu güne güzelliğine, patlamışım, patlamışım yanmışım, yine patlamışım, yine yanmışım, çünkü içimde hep bir kerem yanmaktadır, senin için ben, erkek aslımla içten içe eririm, canım benim...
29.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 29 Mayıs 2008, 15:36:31 Gönderen: BAYTUNCA »