güzel boynun hatırına, boynum kaderime kıldan incedir, ve yoluna pir sultan kaderince bükük, kavuşmalara baş koymuş, senin boynuna günah yakışmaz, safir bir aşk takmışım çünkü, günahların benim boynuma olsun ki, senin boynun, tanrı eli yontusundan, kusursuz bir sütun, venüs'ün soyundan mısın sen canım...
tüm hatunları kıskandıracak nitelikte giydirmişsiniz şiiri dişi bir dağa... yüreğiniz dert görmesin...
Logged
Dört yanlış birleşince Bir doğru vurulur Ama Testilere hesaplar Kırılmazdan önce sorulur...
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ oyunları, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ programı, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ oyunu indir, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ program yükle, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ download, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ hikayeleri, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ resimleri, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ haber, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ yükle,
__BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ videosu, __BAYTUNCA''dan DaMLaLaR__ msn eklentisi, şarkı sözleri
Tüm hatunların her biri de, hep "en güzeldir". Hiçbiri kıskanmasın bir diğerini, birini... Kadının bendeki güzellik kavramı bu işte, benim sevdiğim kadın da benim gözümde bu, ama daha bir parçası bu o kadının, her yanını henüz anlatamadım... Bazı yanları var ki dilim daha bir bebek, onu anlatacak sözleri daha öğrenmemiş... Teşekkürler can arkadaşım, anlayan yüreğinizden öperim bir bayan dost yüreğim olarak, erkek bir dostça... sevgilerimle.
Dün sana yalnızlığımı göndermiştim kapın kovmuş eşiğin hiç tanımamış merdivendir kaç basamak olsa da tanır elbet bir basamağı ne mümkün, çıkmak iki ayakla elbet yalnızlığımın ayakları da yalnız ilk basamağa varmadan yalnız başına hemde yine yalnız yalnızlığım merdiven başında kalmış...
yalnızlığımı yoğurdum iyice tuzunu attım eksiksiz acısını koydum tanısın diye yalnızlıktan öncesini yad etsin diye yalnızca yağda kaynattım, yalnız pişirdim, buharı yok yalnız kaynıyor yalnız tabağa koydum yalnız kaşığa gelmez yani dedim havadan bir kaşık dolusu almak gibi yalnızlığı pişirmek yalnızlığın doyumu da yok ey ciğerim ya sen, aldığım solukta, der misin aldığını yalnız içine yalnızlığını katmadan aldın mı, almadın mı, şimdi of çektim, yine yalnız yalnızlık almışım soluk yalnızlık vermiişim yalnızlık kirlenmiş soluk rüzgarın önüne düştü uçamadı yere düştü ayrıldı havadan havada izi yok yerde kapladığı toprak deli rüzgar kimi kattın önüne hani yalnızlığım nerede o bile yok olmuş sahibinin kaybolduğu yerde dedi rüzgar ben bir şey görmedim ki hiç yalnız hem ben yalnızlıkları sürüklemem sen onu sürükleyene sor ben yalnızca toplarım bütün yalnızlıkları...
bende yalnızım ama topladığım yalnızlıklarım ben olmuş seni daha katmadım yalnızlıklarıma yalnız değilsin ki sen yalnızlığın içinde çünkü...
30.05.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 30 Mayıs 2008, 14:26:21 Gönderen: BAYTUNCA »
bende yalnızım ama topladığım yalnızlıklarım ben olmuş seni daha katmadım yalnızlıklarıma yalnız değilsin ki sen yalnızlığın içinde çünkü...
bende yanlızım bölüşmüyorum kimsyele yanlzılığmı ve saklılarım sakladıklarım hep benimle
« Son Düzenleme: 01 Haziran 2008, 19:37:43 Gönderen: MHMTRL »
Logged
...
....
Ey bu çağın Nuh'u! Sen denizden eser yokken karada gemini yapmaya devam et. İnsanların söylediklerine aldırma. Bittim! dediğinde deniz ayağına gelecektir
Candan teşekkürler dost yüreğim. Evet yalnızlık zor işte neyleyelim ki, daha acı olan ise biz duygu dünyası geniş olanları daha da çok etkiliyor. Halbuki ben şimdiye dek ölümden başka bir yalnızlık hiç düşünmemiştim şimdi yalnızlık gibi koca bir derya, sessiz, itirazsız bir sevgilim var, sarılmış dertleşiyoruz, hava parası yok, ekmek su istediği yok, içimi yiyerek geçinip gidiyor gizli gizli... Saygılarımla dost.
Senin gülüşün bir mahkuma, görüş günü gülüşüdür, namuslu dudakların gönül bahçenden kendi goncasını getirmiş gülerken açılırlar nar taneleri dökülür dudaklarından burada belki demir parmaklıklar duvarlara tutunmayı terkedecekler gün olacak hele sen bir kaç kez yine gel belki zindanın karasına çelik hançer parıltısı düşecek ve ucunda kan duvarlara yansırken parıltıyla yüreğim dudaklarına sus deyip yüreğini öpecek mahkumluğu yok edecek çıkaracağım seni içimden kendi gülüşümle, gülüşünü evlendireceğim ağustos güneşi gibi nefesin nefesimle dansa kalkacak soluk soluğa koşacak kanın kanımda vuslatını vuslatım bekliyor gönül öyle derin ki hasret olunca deryanın en dibi ve öyle bir ateş ki yer yüzünde yok güneşin eliyle konulmuş dünyanın orta yerine en derin içten yangın yüreğin yüreğimin içinde sen yanımdaysan bir meltemden serinlik giyinmş iki tenin ölümsüz sarılışıdır hepsi olr bunların hele bir kez yine gel gülüşün bütün kalan mahkumuyetimi sildi bu gidişle mapushaneler yerin dibine girecek ve terhis olacak aşka müebbet giymiş olanlar bile ellerinin ellerimde olduğu an tarihten silerler aşk uğruna mapus yatmaları ayrılıkların saatlerini durdurdum destanlarını yazdım leyla ile mecnun kerem ile aslının dünya yeniden kurulsa aşka hürmetle doğuştan başlayacak ayrılıklardan hep ayrı yaşayacağız düşlerle gerçekler iç içe gerçeklerin düşlerle şekil verişi olacak kalbim nasıl düşünüyorsa seni sevmeyi öyle seveceğim bir resimi nasıl tasarlıyorsam öyle başlayacağım sevmeye seni sende öyle bildiğince başlarsın ben görüş günü gülüşünden koydum gönül tablomun en ortasına...
02.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
Yine bir akşam güneşi kan ağlar olmuş gülüm dudaklarındır şimdi giden ufkun titrek kızıllığında ayrılık ateşin ağlayışıdır işte dağların olsun hasretiniz keremle aslıya yazıktır yanmasın ayrılıktan diyende ateş...
ve sevmek ki hep iki aynı kan grubunun bir cana karışmasıdır damarlarında yüzer yüreğim yüreğine ulaşmaya yolum uzun üzgünüm gecem çok kısa seni bir boydan bir boya başlamam gerek seni baştan ayağa kendime ölçü etmem gerek sen bir nefeslik yakınlık sensizlikse kainatın iki ucunu kavuşturmaktır işte akşam güneşini vurmuş kararan sıradağlar kalmıştır saçlarımda saçlarım kaç yıldızla ararsın yine bu gece boyu onu ağaran şafaklara dek...
o dağların gölgeleri düşerken gözlerime gülüşünden bir geceye sığınayım bırakta ve bakışların sıcaklığında sabahlayayım yoksa üşürüm sonsuz boşluklar kadar kutup yıldızını ağlatırım sensizliği yüreğime sığdıramadım hangi yıldız hangi galaksi kabul eder sensizliği bari sen söyle gülüm...
02.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
Renksiz bir düşüm ben sensiz senaryosuz bir oyunum oyuncusuz seyircisiz bir uyku salonunda ruhum bile renksiz alkış sesleri bekleme sahnede yokluğun oturuyor yaklaşamıyorum yanına...
hep seni sevmekle vuruldum kaç kurşunla sayamam kan verdim yalnızlığına ölen her anın dirildi bana kaldılar yine yağmur kurşun gibi yağıyor sensizliğimi sürüklüyor sel hasretinin acı denizine katmak için
bilirkişi istedi kalbim hata etmiş seni sevmişim konu gözlerimden başladı mahkeme dudaklarımda seni neden sevmelerime dokunuldu sayfa sayfa bir deli kitabı oldu bir ansiklopedi kalınlığınca her cildinde senin başka başka yanlarını anlatan sığmıyor can kütüphanem dar geliyor gönül raflarım daha senin gözlerin bunca değer daha kaç deli kitabı yazarım yakındır ömrüm biter yaradan seni öyle bir eser yaratmış ki zaman bana anca bir tutamını öğretti bir amazon ormanından bir ağacın ağaçlar arasında gözün görbildiği bir küçük dalın ucu senin anca bu kadarını anlatabildim neyleyim...
02.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
Bir keklik sekti avlakta, Ayakları kırmızı, Ferhat'ın kayalarında gezinmiş, Şirin kanına bulanmış tırnakları, Gagasında gel gel sevdiceğim türküsü, Ovaları çok gördüler bize, Kaç dağlara gel, Ayrılık derin bir kuyudur, susuz, kör, Sevdamızı yaslayalım, Dağlarla omuz omuza, Dağların tepelerinde ölelim, Sevdanın yüceliklerini yazarak...
Bir ceylan dediki bana, susadım, Yalnızlık pınarları acı su akar, Kan kırmızından vurulmuşluk acısı, Zaten içimde, Damarlarımda yalnızlık dolaşır benim, Ben sevdayı senin gözlerinden içmeye geldim, Hele sokul badem gözlüm, Gözyaşların doyurur susuzluğumu, Hele bir bak nazlı ceren, Sürmelenmiş gözlerin, Kınalanmış ellerin, Kan kırmızı, Yokluğumu sürmüşsün besbelli, Hatırası yansır, avuçlarında yüreğim, Gülden damlalarla ben akarım, Parmakların arasından, Yüreğimi sökecek kadar sevmişim seni, Akıyorum ayakların altına kırmızı...
Bir bahçeyi hopan koymuş ayrılık, Bir gonca unutulmuş, Yalnızlığımca boy verir, Yaprakları gözlerimin renginden, Güller açmış adından, Dikenleri kavuşmalarımıza batmış, Kanar anılar en incecik yerinde, Diken ucunda gönül, Can verir sevdası kan kurusu, Bir başka koyuluk çökmüş, Gönül içime, Gönül yaram daha derin, Kanar gül kurusu kırmızı...
Gül ağlar dal arasında, Yapraklar arasına saklanmış, Düşürmüş gözlerini, Kan ırmağına damla damla uzanır, Varamaz eli vuslata, Öte yanı cennettir kan ırmağının, Can kalmış cehhennem renginin içinde, Ateş giyinmiş mecnun gönül, Gül rengi ağlar gözlerim, Gül ağlar gözlerimin yeşilliğinden kaynağı, Gözyaşları kırmızı...
Gözlerini kapatma nazlı gül, Güneş aşım zamanını şaşırıyor, Dağlar başı kırmızı, Başım dağlardan büyük dertlerde, Seni sığdırmaya çalışıyorum, Gün aşımlarına, Yerim yok diyor, Dağları yanıyor başımdaki sevdanın, Etekleri kırmızı, Ovalarında anılarımın, Gelincikler yanıyor, Ak bulutlar kadar ümidim yok, Ayrılık rüzgarları alıp götürmüş, Giyinmişim hasretini, Dört yanım bomboş, Soluduğum hava bile kırmızı...
Saçların aşır başımdan, Yalnızlık güneşin içinin öz ateşidir, Serinletsinler beni söyle saçlarına, Yüzüme perde perde örtülsünler, Seni gizli severdim, Gizli ağlamam gerek, Bakır pası posası oldu içime attığım yaşlarım, Bırak artık ağlayayım kırmızı...
İçimdeki dağlar yitene kadar ağlayayım, Hayalini şimdi gönül ovalarıma gömdüm, Dağlar yok oldu bütün dünyada, Bir mecnunun sahrası oldu, Bütün sular, karalar kan kırmızı, İşte hasretim ağlıyor bunca kırmızılığı, Dünyam kana boyanmış, Yokluğunun rengindendir hesretim...
04.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2008, 09:47:06 Gönderen: BAYTUNCA »
Yazın yarısı geçti, sıcaklar toprağa saplandı, toprakta su buharlaştı, emekleyen bebek, attı ilk adımlarını, gurbet treni kaç sefer yaptı, ve kaç sevdalı kavuştu, bak mevsim dönecek neredeyse, ölüm yakaladı kimini, kimi şifasına erdi, yakındır sular uykuya dalacak, dağlar yağmurlarla yıkanacak, ırmaklara kardeş sular karışacak, sen niye dönmedin, onca uzak mı gittiğin yer, güneşten ötede mi ki, dönmedin...
Beklemek, ah seni beklemek, Sofraya konulmuş bir ekmek, Tuzu getirmeye gitmiştin, Tozu kalmadı izinin, Sofrayı yedi bitirdi beklemek, Kaskatı oldu ekmek, Nerde bende o güç, Nerde içimde daha beklemek, Beklemeyi bile yitirdim, Bilmedin gelmek...
Gecikirim deseydin, Gecikirim, ama gelirim deseydin, Deseydin de, yine gelmeseydin, Beklemeyle anlaşmaya varırdım, Başına bir iş gelmiştir diye, Biz kalkar sana gelirdik, Uzak yolların adı var, Bekletmenin adını koynadan gittin, Dönmedin, düşünmedin mi, İçimizde, seni bekleyende, sensin, Bari gel kendini al içimizden, Beni beklemeyin de, yine git, Teselli sermayemize dokunma, Gönlüm ile benim, İçinde senden anılarımın, Nafakasıdır sevdam, Ben bilirim bir hasretin açlığını, Yüreği nasıl iğneye takılı ipe dönderir, Diker diker bitirir, Batırır durur nokta nokta yalnızlığına, Dönülmemişliği ince ince içine yamar...
04.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2008, 13:58:57 Gönderen: BAYTUNCA »
Ne kadar yaşarsan yaşa, en çok sevdiğin kadardır ölümde alıp gideceğin... Ne kadar yaşadığın değil, neler yaptıklarından tartacaklardır günahını-sevabını... Ne kadar şaşarsan şaş, ilk heyecanın şaşılığı kalır gözlerinin derinlerinde... Ne kadar çok gezersen gez, iki şeyi unutma, doğmuş olmak, ölmek içindir, öyleyse iki anlık zaman hepsi... Ne iş yaparsan yap, kendine sövdürmeyecek iş olsun ama... Ne kadar seversen sev, ama kendini unutacak kadar sevme, o zaman seveceğini sevemezsin... Ne kadar övünürsen övün, ama gerçek şudur, anca övenin övgüsü kadardır asıl övüncün... Ne kadar büyürsen büyü, sanma sakın ama, yaradan aklının ölçüsünü bilmiyor diye... Ne kadar gerçek söylersen söyle, gerçeklerin sayısınca çoğalırsın, ama bir yalanın olursa gölgesi her zaman seni gün ışığından mahrum edecektir... Ne kadar doyarsan doy, ama aç olan biri hep kazıyacaktır içini, paylaşmak tam doyumdur... Ne kadar çok ileri gidersen git, evrenin neresinden yola çıktığını bilmedikten sonra, asla mesafenin hesabını yapmaya kalkışma... Neyi düşünürsen düşün ama, kafandaki senin maskesi olsun yüzünde, çünkü kendini kafana ibraz edecesin sonradan... Nedeni sor ama, nedene neden yakın olanın işine karşma, o dururken neden sen sorasın ki, sıranı beklemek ömründen güzel işler için daha az zamanını alacaktır çünkü... Aşkın deryasını boylamadan, sakın sırılsıklam aşık oldum deme, balıkları sana gülerler... Çok iltifat etme, çok inanma ki çekiciliğini kaybetmeyesin, sözün ve inancın senden ağır basmadığı an bir hiçsindir, adına yalaka derler...
04.06.2008 Taşkışla/Taksim Bayram Tunca 1956, Elazığ
« Son Düzenleme: 04 Haziran 2008, 15:00:50 Gönderen: BAYTUNCA »