İNSANLAR NEDEN KENDİ ŞİVELERİYLE KONUŞMAKTAN UTANIRLAR? (şunu söyleyim, aslında yöresel konuşmalar şive adıyla karşılanmaz,yani buna şive denmez ağız denir.ama insanalr yanlış olan şeyi anlayabildiği için, ben de söze başlarken şive dedim.)
evet, neden kendi yöremizin konuşma özelliklerini kullanmaktan çekiniriz ya da utanırız? Kişi kendisini neden bu konuda eksik hisseder ? Örneğin Konya'dan ya da Şırnak'tan kalkıp İstanbul'a gelen biri neden konuşmasını düzeltmeye çalışır da, rahat davranamaz? ya da gerçekten öyle mi olmalıdır ? (sanmıyorum)
kendi "ağız"ıyla konuşunca dışlanacağını mı düşünür?
Logged
ESKİ BİR SEVDADAN KURTULMUŞUM, ARTIK BÜTÜN KADINLAR GÜZEL, GÖMLEĞİM YENİ, YIKANMIŞIM, TIRAŞ OLMUŞUM, SULH OLMUŞ, BAHAR GELMİŞ, GÜNEŞ AÇMIŞ, SOKAĞA ÇIKMIŞIM, İNSANLAR RAHAT, BEN DE RAHATIM...
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: BİR TARTIŞMA KONUSU oyunları, BİR TARTIŞMA KONUSU programı, BİR TARTIŞMA KONUSU oyunu indir, BİR TARTIŞMA KONUSU program yükle, BİR TARTIŞMA KONUSU download, BİR TARTIŞMA KONUSU hikayeleri, BİR TARTIŞMA KONUSU resimleri, BİR TARTIŞMA KONUSU haber, BİR TARTIŞMA KONUSU yükle,
BİR TARTIŞMA KONUSU videosu, BİR TARTIŞMA KONUSU msn eklentisi, şarkı sözleri
neden çekindiğimiz belli bazı kendini beğenmiş insanlar (sözüm ona çok düzgün türkçe konuşuyolar ya sanki) kendi şivesiyle konuşan insanla alay ederler dalga geçerler kendini çok büyük görüp o kendi şivesiyle konuşan insanı küçük görüp dalga geçerler bu da o insanı yaralar ve kendi özünden şivesinden uzaklaşmaya başlar...
Logged
Mutluluga hep geç kalırım Hep erken giderim mutsuzluğa Ya herşey bitmiştir çoktan Ya hiçbir şey başlamamış...
Büyük şehirlere akın eden insanlarımıza her zaman şu söylenmiştir istanbul şivesi(ağız) ama halbuki istanbul ağzı değişmiş sokak ağzına dönmüştür kişide kendini yenileme ve ortama ayak uydurmak için kendini geliştirmeye çalışmaktadır.Bu tıpkı şuna benzer ingilizce öğren yoksa iş bulamazsın gibi. yöresel ağızlar anadolunun bağrından çıkmasına çıkmıştır da kimse bunu metropollerde kunlanmaz buda insanları özünden kopartmak için bir eylemden başka birşey değildir.Göç ettiniz istanbula geldiniz ya hemşerinizin yanında karın tokluğuna ana dilinizi kunlanarak halkla irtibat edemeyeceğiniz bir iş yaparsınız yada daha dolgun mağışla giyişinizi ve ağızı nızı değiştirir kendinizden fedakarlık yaparsınız.Belki hayat şartlarınız yükselir ama kişiliğiniz düşer
Logged
Ey Güneş Senin Batma Vaktindir! Artık HİLAL'im Doğacak
Aslında bulunduğun ortama ayak uydurma olayı oluyor bu.İstanbulda doğdum büyüdüm fakat aslen Karadenizliyim.Uzun aralıklarla Karadenize gittiğim zaman birkaç gün içinde benim dilim oraya ayak uyduruyor.Ha geldüm ha gideyrum oluyor Evime ortamıma döndüğüm zaman özüme dönüyorum.Bundan memnun oluyorum ben ayak uydurabildiğime.Yani bu konuya farklı bir yerden bakıyorum esasında.
İnsanları insanlar; dış görünüşleriyle ayrı bir sınıfa,cinsiyetleriyle ayrı bir gruba,konuşma şekilleriyle,konuşmalardaki hitaplarıyla vs. herşeyleriyle farklı gruplara ayırır...
Konuşmanın samimiyeti önemli aslında buna pek dikkat etmezler
Bir ucunda da, konuşan ve dinleyenin aynı kodu kullanma konusu vardır. Tamam sonuçta ikisi de Türkçe, ama dinleyicinin konuşmacının ağzına alışması için zamana ihtiyacı vardır. Ki böyle bir dinleyici, yani uzun süre onunla birlikte iletim ortamında bulunduğu biri olduğunda konuşmacı daha rahattır ve sesini diğerleriyle kurduğu iletişimlerde olduğu kadar kontrol altında tutma çabası göstermez. Ama iletişimde bulunduğumuz insanların çoğuyla ilişkimiz kısa sürelidir ve bu yüzden ağız konusunda uyum sağlanmalıdır. İstanbul gibi bir yerde de bu göç etmiş kişidir.
(Benim sayıltım, bu yüzden "saçma" derseniz alınmam )
Bir ucunda da, konuşan ve dinleyenin aynı kodu kullanma konusu vardır. Tamam sonuçta ikisi de Türkçe, ama dinleyicinin konuşmacının ağzına alışması için zamana ihtiyacı vardır. Ki böyle bir dinleyici, yani uzun süre onunla birlikte iletim ortamında bulunduğu biri olduğunda konuşmacı daha rahattır ve sesini diğerleriyle kurduğu iletişimlerde olduğu kadar kontrol altında tutma çabası göstermez. Ama iletişimde bulunduğumuz insanların çoğuyla ilişkimiz kısa sürelidir ve bu yüzden ağız konusunda uyum sağlanmalıdır. İstanbul gibi bir yerde de bu göç etmiş kişidir.
(Benim sayıltım, bu yüzden "saçma" derseniz alınmam )
söylediklerinizi çok iyi anlıyorum.doğrudur, bu konu modern dil bilimi alanında işlenmekte ve dil kodlamaları ile alakalı bir durum.özetle söylemek istediğiniz "kodların uyuşması noktası"...
yalnız açtığım konuda dil biliminden çok sosyal sorunu hedef gösterdim.
sosyal toplum içinde, neden "yöresel" olan evrensel ya da ulusal olana karşı EZİKTİR? halbuki böyle bir eziklik duygusu yersizdir.burada iki tarafın yapması ya da yapmaması gerekenler var... yöresel ağızıyla konuşan kişi rahat olmalı, istanbul konuşmasınnı yanında ezik olmamalıdır..böyle komplekse giren anadolu insanı, kendisini düzeltmeye çalışıyor, konuşmasını karşıdakine göre ayarlıyor..hiç gerek yok.bunun yanında, istanbul türkçesiyle konuşanlar, anadolunun yöresel kişisini aşağıda görmemelidir.. eminim böyle tepeden bakanların düşüncesinde eksiklik zannı vardır.. kendi köyünün üslubuyla konuşan mehmet efendiye, eksik konuşmacı gözüyle bakarlar genelde... çok yanlıştır ve ayıptır... hiç kimse konuşmasından dolayı eksik görülemez...
Logged
ESKİ BİR SEVDADAN KURTULMUŞUM, ARTIK BÜTÜN KADINLAR GÜZEL, GÖMLEĞİM YENİ, YIKANMIŞIM, TIRAŞ OLMUŞUM, SULH OLMUŞ, BAHAR GELMİŞ, GÜNEŞ AÇMIŞ, SOKAĞA ÇIKMIŞIM, İNSANLAR RAHAT, BEN DE RAHATIM...
konuşmasına göre insanların kendilerini ya da bir başkasını herhangi bir seviyeye yükseltmesi ya da alçaltması konusunda bir şey söyleyemem (seviye konusunda pek çok etkenin etkili olduğunu düşünüyorum) . Üzerinde durmak istediğim, yöresel ağızla konuşan birinin, İstanbul gibi bir yerde anlaşılamama kaygısıyla uyum çabası içine girmesi. Ve uzun süreli ilşkide bulunduklarının yanında daha rahat olması. (Konuşmasında zorluk çeken birinin durumu sosyal boyutun dışında incelenemez. Bu yüzden düşüncelerim de sosyal boyut çerçevesinde.) Küçük olan büyük olanın karşısında muhakkak tedirginlik hisseder, çünkü karşısındakinin büyüklüğü onun aleyhine olur genelde. Ki burda söz konusu büyüklük evrensellik ya da ulusallık gibi bir kavramsa, hepimiz büyük denene, gereken ölçüde uyum sağlarız. O büyüğü biz küçükler oluştururuz ama sonuçta bütün parçaların toplamından daha kapsamlı ve faklıdır. Ayrıca, malum büyük bulunulan yere göre değişir. Şu an kalkıp doğu karadenize yerleşsem, bir süre sonra konuşmamda bazı değişiklikler görülecektir. Vu bunun için herhangi bir çaba gerekmeyecektir. Ben onların konuşmasını değiştiremeyeceğime göre, benim konuşmam doğal bir süreçle ortama uyum sağlar. Tabii bir de topluluğa dahil olma isteği vardır, genel için geçerlidir bu ve yine doğaldır, tekillikten kaçma isteği. Bu konuyla da ilgilidir. (Nerelere kadar inebiliyormuş. ) Sonuç olarak, gerçekten kasıtlı bir durum, bilinçli bir zorlama yoksa bunun sorun olduğunu düşünmüyorum.
neden çekindiğimiz belli bazı kendini beğenmiş insanlar (sözüm ona çok düzgün türkçe konuşuyolar ya sanki) kendi şivesiyle konuşan insanla alay ederler dalga geçerler kendini çok büyük görüp o kendi şivesiyle konuşan insanı küçük görüp dalga geçerler bu da o insanı yaralar ve kendi özünden şivesinden uzaklaşmaya başlar...
size katılıyorum bunun bir zenginlik olduğunun aczini yaşamak daha bir cahilliktir
bu konuyla ilgili trajı komik yaşanmış bir hadise var...
hani şu gece bekçilerinin sokaklarda dolaşıp düdük öttürdüğü zamanlar var ya o zamanlarda...
bir gece bir evi soyup kaçmaya çalışan bi rhırsız,bahçe duvarından atlarken gece bekçisine yakalanıyor. bekçi galeyana gelip epey hırpalıyor hırsızı ve gömleğini yırtıyor...
hırsız da yavuz gelip bastıracak ya bekçiyi,şöyle bir silkelenip:
-BIRAK YIRTILDIN YIRTILDIN...diyor.
aslında YIRTTIN demek istiyor...
bekçi işittiği türkçe karşısında şaşkına dönmüş olsa gerek...
hafif geri çekilip alay ederce bakıyor hırsızın suratına ve şöyle karşılık veriyor:
insanlarımızın birçogu çeşitli sebeplerle göç ediyor.. ve gidilen yerlerde öncelikli kaygısı kabul görme savaşı oluyor.. bence kabul görme dürtüsüyle böle bi egilimin içine farkında olmadan itiliyor..(kimisi profösyenelce farkında olarak toplumun içine kamufle olmak için yapıyor..
ama gerçek anlamda toplum içinde her alanda kendini yeterli gören birisi bu tür kaygılar yaşamıyor.. ve zaten bu tür insanlar dogallıgı prensip edinmiş olmasından dolayı hayatına kendi şivesiyle devam ediyor.. bu tür insanların önünde şapka çıkarıyorum..
bazıları beceremediği halde zorlayarak kibar olmaya yada agzını degiştirmeye çalışıyor.. bu tür insanlar hem komik duruma düşüyor hemde kendi özüne karşı saygısızlık ediyor.. neysen osun kardeşim.. riyakarlıgın anlamı ne..
bende amma fırça atarmışım.. kendimi tebrik ve taktir edip gözlerimden öpüyorum.. istediğim yerde anlatım bozuklugu istediğim yerde devrik cümle kuruyorum..
aslında yeni bir konu açacaktım ama benzer olduğu için bende bir rahatsızlığımı dile getirmek istiyorum...
son zamanlarda özlellikle yeni üyelerin kullanıcı adlarında ve açılan konu başlıklarında türkçe dışında kategorize edemediğim bir dil kullanılıyor...
bu da asimile olmanın bir başka şekli...
arkadaşlar biraz daha dikkat etsek güzel türkçemize yazılarımızda da...
dilin sadeliği anlatılmak isteneni hedefine götürür. evet nicklerimizi biraz daha anlaşılacak kelimelerden seçmemiz iyi olur türkçemizin özgünlüğü için bu çok önemli dilimizi korumak her ferdin asli görevidir diye düşünüyorum. Konfüçyüze soruyorlar " size bir ülkenin yönetimini verseler ne yapardınız? " o da şu cevabı veriyor: "Herşeyden önce kendi dilimi korumak için elimden geleni yapardım" diyor. Dilin, bir ülkenin bekası için ne kadar önemli olduğunun önemini anlatan bu kıssadan büyük dersler çıkarmak gerek. Bu arada konuya teğet bir açıklama oldu. saygılar...