Türküz, Kürtüz, Ermeniyiz, Yahudiyiz, Rumuz, Lazız; Ke-malistiz, Laikiz, Dindarız, İslamcıyız, Cumhuriyetçiyiz, Sosyalistiz, Liberaliz, Komünistiz, Neolibe-raliz, Sosyal Demokratız, Milliyetçiyiz, Muhafazakarız, Ulusalcıyız, Demokratız, Devrimciyiz, Devletçiyiz, Sağcıyız, Solcuyuz; Müslümanız, Hıristiyanız, Museviyiz, Ateistiz, Agnostiğiz..
Seçenekler çok, her birimiz bazılarıy(dık)ız.
Prof. Dr. Vamık Volkan, psikanalitik açıdan toplumların tehdit
altındayken nasıl gerilemeye (regresyona) uğradıklarını ve politik
liderlerin bu gerilemeyi nasıl manipüle ettiklerini ele aldığı kitabı
'Körü Körüne İnanç'da,
geniş grup kimliği kavramını şöyle özetliyor:
"Yaşamları boyunca çoğu birbiriyle hiç tanışmayacak yüzbinlerce, milyonlarca bireyin
yoğun bir aynılık duygusuyla, ait oldukları etnik, ulusal ya da ideolojik grup aracılığıyla birbirlerine bağlanmaları".
Volkan'a göre, eğer geniş grup kimliğimiz saldırı altındaysa, günlük
rutinimiz içinde hiç farkında olmadığımız şeyler bir anda çok önemli hale
geliyor.
Geniş gruba bağlılığımız, algıladığımız özellikleri, ona olan duygusal yatırımımız ve gruba üye olan yüzbinlerle, milyonlarla nasıl benzer olduğumuz bir anda önem kazanıyor. Aynı zamanda bizden farklı olduklarını düşündüklerimizi ayırıyoruz.
Bu koşullar altında, bireysel kendilik algımız ve kişisel kimliğimiz büyük grubumuzun kimliğiyle içice girip kaynaşıyor.
Gerileme (regres-yon), insan gelişiminin daha erken-ilkel dönemlerine ait psikolojik beklentilere, arzu ve korkulara ve ilintili zihinsel savunma düzeneklerine geri dönmektir. Gerileme, tehdit altında, geniş gruplar için
de geçerlidir.
Eğer lider; yalnız "ulusal çıkarlar"ı gözettiği için değil aynı zamanda kişilik özellikleri nedeni ile tehlikeyi olduğundan daha büyütür ya da öyleymiş gibi gösterirse toplumsal gerileme daha da artar.
Kriz ve terör dönemlerinde, liderler takipçilerini iyileştirebilir (Kurtuluş Savaşı ve Atatürk) ya da zehirleyebilir (Yahudi soykırımı, II. Dünya Savaşı ve Hitler).
Ülkemiz ve yakınında gelişen olaylar toplumsal tehdit algısını tehlikeli biçimde tırmandırdığından çaresiz hisseden yığınlar korkularını, etnik, dini, ideolojik kimliklerine daha sıkı sarılarak yatıştırmaya çalışıyorlar.
Sonucunda bireysel kimlikler silikleşiyor ve 'Kimim Ben?' türküsünün sözleri adeta her birimizin kişisel öyküsüne dönüşüyor.
'Kimsesizlerin kim'i olma ideali ile yola çıkan ancak rolünü AKP'ye kaptırmış görünen Sol'un iyiden iyiye zayıflatılması da dengeleri büsbütün bozuyor.
SOL'UN YALNIZLAŞMA SÜRECİ
Yıllardır budanan 'sol' giderek daha yalnız hissediyor. Sol'un yalnızlaşarak kaybolması ile yoksulların unutulmuşluğu örtüşüyor.
Gerek fiziksel zorla, gerek ideolojik kuşatmayla sınıfsal talepler (ekonomik,
siyasal, toplumsal) bastırılmaya çalışılıyor.
Parasız eğitim, sağlık gibi, sosyalist ülkelerin kapitalist dünyaya dayattığı refah toplumunun sosyal kazanırdan neredeyse tamamen yitirilmiş durumda.
İnsanın, insan üzerindeki egemenliğinden gelen eşitliksizlikler, baskının yüceltilmesi ve yabancılaşma dini kullanan söylemlerin temelini oluşturuyor.
Ve yoksullar aslında sömürünün nesnesi olurlarken hatırlandıklarını hissediyorlar.
Marx'in sözleriyle:
"Din halkın afyonu, ruhsuz (vicdansız) dünyanın ruhu (vicdanı)..".
Ve din her zaman olduğu gibi iktidar hırsının elinde hoyratça kullanılan bir araç.
Postmodernizmin modern anlamda en iyi çalışan partisi, yeniden iktidarda..
Siyasetin gereklerini, dayanışmacı, güç sergileyici, iktidar talebini vurgulayan yönleri ile
yerine getirmekte.
Siyaset öncesi kurdukları ticari, beşeri ilişki ağı kesinlikle cemaatin, din kardeşliğinin ötesinde.
AKP'nin çıkışındaki kimi öğeler, 1970'lerdeki Sol'un yükseliş dönemlerine benziyor:
Mahalli çalışma, mahalli hedefler, aidiyet duygusunun pekiştirilmesi.
Cami toplantıları (solun kahvehane toplantıları), neredeyse her sokakta bir örgüt sorumlusu..
KÜSKÜNLÜĞÜMÜZ VE KİMLİĞİMİZ
Seçimlerden önce İslami kesimin başarılı örgütçüleri ile üzerlerinde çalıştıkları yoksul halk küskün hissediyordu, açılan sandıklar şimdilik yerini coşkuya bıraktı. Solcular ise küskünlükleri daha da perçinlenmiş olarak yola devam ediyorlar.
Kuşatılmışlık, yalnızlık, yabancılaşma her iki kesimin de farklı zaman dilimlerinde yaşadıkları duygular. İçine düşülen bu durum adeta karşılıklı oturulmuş bir tahterevalli oyunundaki gibi bir gruptan diğerine yer değiştiriyor, biri inerken diğeri çıkıyor.
Aslında Anadolu topraklarında bu gerilimin gelgiti yüzlerce yıldır sürüyor.
Freud'a göre kimlik edinmede ebeveynlerle özdeşleşme önemli bir noktadır ve özellikle Ödipal dönemle ilişkilidir.
Normal seyirli bir psikoseksüel gelişim sürecinde, Ödipal dönemdeki çatışmalar çözümlenirken ana-baba-nın kimi özellikleri içselleştirilerek kimliğin bir parçası
halini alır.
Öyle ya, önünde sonunda armut dibine düşer.
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemi ile bugünün artık tamamen dışa bağımlı Türkiye'si arasında fark görebiliyor musunuz?
Genç Türkiye Cumhuriyeti ile yüzlerce yıllık Osmanlı İmparatorluğu arasında son günlerde belirginleşen benzerlik, Freud'un kimlik gelişimi hakkında söyledikleriyle değerlendirilebilir.
Atatürk devrimleri ile çok hızlı bir değişim gerçekleşti.
Bireyden topluma atıfta bulunursak, Türkiye Cumhuriyeti'nin kimlik edinme süreci son sürat gerçekleşirken belki de gelişimsel basamak-lardaki çatışmalar sağlıklı çözümlenemedi.
Bir yanda çok güçlü ve karizmatik babaya (Atatürk'e) duyulan sevgi ve öykünme,
diğer yanda babanın parlaklığı ve adeta Tanrı katına yüceltilmişliği karşısında
hissedilen haset ve korku..
Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin Ödipal çatışması şiddetli olmasın da ne olsun?
Bu sevgi ve nefret ikiliği, özellikle de haset, Cum-huriyet'in kazanımlarının birer birer silinmek istenmesinde rol oynuyor olabilir.
Belki kimileri için bahsi geçen dinamiklerin etkisiyle, geride kalan İmparator büyükbaba daha güvenli ve cazip bir özdeşleşme nesnesi.
Torunlarla büyükbabalar arasında rekabetsiz, destekleyici ilişki tarzı olağandır.
Ya da Volkan'in önermesinden harekede, geniş grup tehdit hissettiği için daha arkaik savunmalara, arzu ve fantezilere; örneğin eski ihtişamlı Osmanlı İmparatorluğu günlerine dönüp kaynaşma düşlerine geriliyor olabilir.
TEHLİKELİ BİR OYUN
Yıllardır dünya ölçeğinde de Sol'un yükseldiği 1970'lerdekine zıt bir süreç işliyor.
Sağın/burjuvazinin, düşünsel, ideolojik planda daha pervasızca dile getirilen egemenliği artık çok güçlü.
İç pazarın daraltılıp ihracata dayalı bir ekonominin kurulmasını hedefleyen 24 Ocak 1980
kararlarını uygulamak için, 12 Eylül'le parlamenter rejimin askıya alınması gerekmişti.
Darbeyle gelen yıkım fizikselle kalmadı, kalamazdı da.
Sistematik olarak zihinlerden Sol'un silinmesine çalışıldı.
Benzer ekonomik sorunlara sahip Güney Amerika ülkeleri de Türkiye'dekine benzer
gelişmeleri yaşadılar.
"Küreselleşme" yani "yeni dünya düzeni", daha büyük bir pazar için, her şeyin metalaştırıldığı, büyük balığın küçük balığı yuttuğu besin zinciri değil de ne?
idealize edilmeye çalışılarak sunulan bu sistem, net bir gelecek vizyonu sağlamaktan çok kaosu çağrıştırıyor. Sol ideolojiyi silmeye çalışanlar tehlikeli bir oyun oynuyorlar. Etnik çeşitliliğe sahip diğer ülkelerin kıyasıya savaşan halklarını, Bosna dramını hatırlayın:
II. Dünya Savaşı'nda faşizme karşı birlikte çarpışmış ulusların, savaş sonrasında barış içinde yaşadıkları onca yıldan sonra Yugoslavya'nın başına gelenleri..
Bir yanda dantel gibi işlenmiş bir etnik çeşitlilik ve oradan kökIenen kimlik bilinci, diğer yanda dünyanın tüm haritalarıyla dalga geçme şansını ıskalayarak aşırı milliyetçilik galeyanına gelen, belki kimliksiz ve kaybolmuş hissettiği için korku ve hırsla vahşileşen kalabalıklar.
Oysa kimlik edinmek için tek koşul ötekileştirmek değil ki.
Ancak, tehlike karşısında gerileyen geniş grup kitleleri başka türlü davranamıyorlar.
Bu galeyan, erken çocukluğa özgü ve temelde ilkel ayrışma-bireyselleş-me
çabalarının yan ürünü olan isyan ve inadaşmayı hatırlatıyor.
AYRIŞMA VE BİREYSELLEŞME
Margaret Mahler'e göre, gelişimsel açıdan kimlik edinmenin önemli basamaklarından biri ayrışma-bireyselleşme dönemidir.
Mahler (1968), gelişimsel süreçte bebeğin içsel duyumlarının kendiliğin çekirdeğini
oluşturduğunu, bunların merkezde kalmaya devam ederek 'kendilik duygusu'nu
pekiştirdiğini ve 'kimlik duygusu'nun böyle yapılanmaya başladığını
söyler.
Beşinci aydan üç yaş sonuna dek süren bu dönemde "ben" ve "ben olmayanın"
belirmesi, ayrışması ve farklılaşması gerçekleşir.
Üç yaş sonuna kadar bu yapıların basamaklı olarak tamamlanması, sağlamlaştırılması ve değişmez hale gelmesi sağlanır.
Bu süreçte iki ana gelişimsel dayanak noktası vardır:
Ruhsal özerkliğin, algılamanın, belleğin ve gerçeği değerlendirmenin evrimi olan
bireyselleşme.
Farklılaşma, uzaklaşma, mesafe koyma, sınır oluşumu ve anneyle bağların çözülmesini içeren ayrılma.
Duygularına saygı ve anlayış gösterilen bir çocuk, annesiyle olan içiçeliğini (sembiyozunu)
bırakabilecek, bireyselleşme ve özerk olma yolunda adımlar atabilecektir.
Tehdit altındaki geniş gruplara döndüğümüzde, adeta üç yaş öncesi
gibi, "kimim ben?" sorusunu "sen değilim" diye yanıtlamaya geriledikleri
söylenebilir.
Sürekli tehdit altında yaşamaktan kendimizi neredeyse tamamen
geniş grup kimliğiyle tanımlar hale geldiğimiz ve bireysel kimliğimizi
hatırlamakta güçlük çektiğimiz öne sürülebilir.
ÇIKIŞ?
Kapitalizmin ideologları kendi düzenlerinin ebedi olduğuna inanırlar.
Tarihi, en tepesinde kendilerinin oturduğu bir kule gibi görürler. Önceki dönemlere dair ise, vahşilik ve gericilikten başka birşey göremezler.
Önce-sonra arasındaki gediği, ideoloji ve din sömürüsü gibi çarpıtmalarla,
bazen de şiddede doldururlar.
Örnek olarak ABD'nin Irak'a bakışı ve Irak'ta yaşananlar verilebilir.
Ancak gerçekliğin ters kavranması, gerçekliğin akışını değiştiremez. Bilimsel düşünceye sahip olan kişinin bu ters kavrayışa verebileceği en güzel yanıt, Galileo'nun Engizisyon
mahkemesinden kurtulmak için savını geri aldıktan sonra oturduğu yerden fısıldamasıdır:
"Yine de dönüyor".
Dünya çapındaki kırılmaların yarattığı şiddedi sarsıntılara rağmen aramaya, soruşturmaya, anlamaya, lisan bulup anlatmaya, usanmadan çarpıtılan gerçekleri düzeltmeye, lisan verip konuşturmaya, kısaca, "Yine de dönüyor" demeye devam.
(*) Yard. Doç. Dr.,
Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD



Logged



