Bir zamanlar no’laydı da onunla aynı göğe bakıyor,
aynı hurma ağacının altında dinleniyor olsaydım diye
geçirirdim aklımdan. Bugünse emin değilim;
emin değilim yüzüne bakabilecek olmaktan.
Biz artık kendimizden bile emin olmadığımız günlere geldik.
Oysa sen en düşman kesilenin bile dilinde emin olandın.
Hiçbir yağmur arıtmıyor bizi.
Arıtmıyor ve hatırlatmıyor bize onu göndereni.
Ne sevdiğimiz bir şehir var ne de sevildiğimiz.
Kendi içimizde bile gidecek bir yer bulamıyoruz.
İçimizde yeşermeyen emniyet çiçekleri
tomurcuklanmıyor dışımızda da. Sen ey soluğu çağlara şifa olan!
Sen yamalı elbisen ile oturduğun o kuru hasırın üzerinde
kaybolup gidiyorsun gökdelen bakışlı yüreklerimiz karşısında.
Hiç kimse kahrolmuyor Ömer gibi ve istemiyor hiç kimse
senin gibi ki dünya onların olsun ahiret bizim.
Gündüzlerimiz bir sızı bizim, gecelerimiz ucube bir şey.
Ne tenimizde bereket var, ne gönlümüzde, ne soframızda,
ne sözümüzde. Ey karnına taş bağlayan adam!
Ey bir gün olsun sofrasından tok kalkmayan.
Yağlanmış gövdelerimizi taşımaktan yoruldu bizim ayaklarımız
kollarımız bezgin günsonu evlere taşınan torbalardan.
Dünya yetmiyor bize bir dualık yer yok
kalbimizde Senden sonra yaşamak düştü
bize çetin günlere kaldık sönmüyor içimizdeki yangın
bir bakışın etmiyor cümlelerimizin toplamı
No’laydı “o Allah ve Rasulünü sever” dediğin
sükeradan bir garip adam olaydım ellerinde yamadığın
bir çarık olaydım razıydım kahrına yaşamanın.
Bize senden sonra yaşamak düştü.
alıntı
aynı hurma ağacının altında dinleniyor olsaydım diye
geçirirdim aklımdan. Bugünse emin değilim;
emin değilim yüzüne bakabilecek olmaktan.
Biz artık kendimizden bile emin olmadığımız günlere geldik.
Oysa sen en düşman kesilenin bile dilinde emin olandın.
Hiçbir yağmur arıtmıyor bizi.
Arıtmıyor ve hatırlatmıyor bize onu göndereni.
Ne sevdiğimiz bir şehir var ne de sevildiğimiz.
Kendi içimizde bile gidecek bir yer bulamıyoruz.
İçimizde yeşermeyen emniyet çiçekleri
tomurcuklanmıyor dışımızda da. Sen ey soluğu çağlara şifa olan!
Sen yamalı elbisen ile oturduğun o kuru hasırın üzerinde
kaybolup gidiyorsun gökdelen bakışlı yüreklerimiz karşısında.
Hiç kimse kahrolmuyor Ömer gibi ve istemiyor hiç kimse
senin gibi ki dünya onların olsun ahiret bizim.
Gündüzlerimiz bir sızı bizim, gecelerimiz ucube bir şey.
Ne tenimizde bereket var, ne gönlümüzde, ne soframızda,
ne sözümüzde. Ey karnına taş bağlayan adam!
Ey bir gün olsun sofrasından tok kalkmayan.
Yağlanmış gövdelerimizi taşımaktan yoruldu bizim ayaklarımız
kollarımız bezgin günsonu evlere taşınan torbalardan.
Dünya yetmiyor bize bir dualık yer yok
kalbimizde Senden sonra yaşamak düştü
bize çetin günlere kaldık sönmüyor içimizdeki yangın
bir bakışın etmiyor cümlelerimizin toplamı
No’laydı “o Allah ve Rasulünü sever” dediğin
sükeradan bir garip adam olaydım ellerinde yamadığın
bir çarık olaydım razıydım kahrına yaşamanın.
Bize senden sonra yaşamak düştü.
alıntı



Logged









