1902 sonbaharında Beşiktaş Serencebey Mahallesi'nde, o zamanın Medine Muhafızı olan Osman Paşa'nın konağının bahçesinde, 22 kişilik genç grup, haftanın bazı günlerinde toplanıp jimnastik hareketleri yapmaktaydı. Başta Osman Paşa'nın oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket ile mahellenin gençlerinden Ahmet Fetgeri, Mehmet Ali Fetgeri, Nazımnazif, Cemil Feti ve Şevket Beyler’in aralarında bulunduğu gençlerin ilk ilgilendikleri spor branşları, özellikle barfiks, paralel, güreş, halter, aletli ve aletsiz jimnastikti. O sıralarda siyasi hareketler dolayısıyla her türlü toplanmadan ürkerek hafiyeler dolaştıran 2. Abdülhamit'in adamları Serencebey'deki bu toplanmaları haber alınca, spor yapan gençler bir baskınla karakola götürüldü. Bu sporcu gençlerin bir kısmının saray erkanına yakın olması, ayrıca o dönemlerde kötü gözle bakılan futbol oynamadıkları ve sadece beden hareketleri yaptıklarını belirtmeleriyle gergin durum yumuşadı. Hatta saray çevresinden Şeyhzade Abdülhalim bu sporcuları destekledi ve sık sık antrenmanları seyretmeye başladı. Ünlü boksör ve güreşçi Kenan Bey de antrenmanlara gelerek güreş ve boks hareketleri göstermeye başladı. 1903 Mart'ında ise özel bir izinle Bereket Jimnastik Kulübü kuruldu. 1908'de Meşrutiyet'in ilanıyla sportif hareketler biraz daha serbestlik kazandı. 31 Mart 1909'daki siyasi olaylardan sonra Edirne'de bulunan Fuat Balkan ve Mazhar Kazancı, Hareket Ordusu ile İstanbul'a geldi. Siyasi olaylar yatıştıktan sonra iyi bir eskrim hocası olan Fuat Balkan ile başta güreş ve halter sporlarını yapan Mazhar Kazancı, Serencebey'de jimnastik yapan gençleri bularak birlikte spor yapma fikrini kabul ettirdi. Fuat Balkan, Ihlamur'daki evinin altındaki yeri, kulüp merkezi yaptı ve Bereket Jimnastik Kulübü'nün adı Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü olarak değiştirildi. Böylece jimnastik, güreş, boks, eskrim ve atletizmin ön planda tutulduğu güçlü bir spor kulübü meydana geldi. Fuat Bey'in arkadaşları Refik ve Şerafettin Beyler de iyi birer eskrimciydi.
Bu arada Beyoğlu Mutasarrıfı Muhittin Bey'in teşvikiyle Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü, 13 Ocak 1910 tarihinde tescil edilen ilk Türk spor kulübü oldu. Semtin gençlerinin bu spor kulübüne ilgisi büyüdü ve spor yapan üyelerin sayısı bir anda 150'ye yükseldi. Kulübün merkezi de Ihlamur'dan Akaretler'de 49 numaralı binaya taşındı. Bir süre sonra bu bina da küçük gelince, yine Akaretler'de 84 numaralı binaya geçildi. Bu binanın arkasındaki bahçe de bir spor sahası haline getirildi.[/B]
___________________________________________________________ RENKLERİMİZ VE İLK ROZETİMİZ
Yıllardır Beşiktaş’ın ilk renklerinin kırmızı-beyaz olduğu, Balkan Savaşı'nın kaybedilmesinin ardından siyah-beyaz olarak değiştirildiği söylenir. Beşiktaş tarihi ile ilgili bir çok kaynak böyle yazmaktadır. Ancak 100. yıl belgeselinin hazırlanması sırasında yapılan ayrıntılı araştırmalarda, kırmızı rengin kullanılmadığı, renklerimizin her zaman siyah-beyaz olduğu yönündeki belgeler ağırlık göstermiştir. Beşiktaş 100. Yıl Belgeseli yapımcısı Tuğrul Yenidoğan, yaptığı araştırmalar sonucunda bu tartışmalara noktayı koymuştur:
Osman Paşa Konağı’nda başlangıçta ferdi sporlar yapıldığından herhangi bir forma rengine gereksinim duyulmadı. Ancak sporcuların sayısı her geçen gün yeni katılımlarla artmaya devam edince, eğitimini Fransız mektebinde tamamlamış Mehmet Şamil Bey kurucular heyetini topladı. Okul günlerinde kullandığı, okulunun renklerini taşıyan rozeti yakasından çıkardı ve gösterdi: “Bizler de tıpkı bu rozet gibi bir rozet yaptırmalı ve Kulübümüz’de spora devam eden her azayı bu rozeti taşımaya mecbur tutmalıyız” dedi. Toplantıya katılanlar Mehmet Şamil Bey’in teklifini heyecanla kabul ettiler. Toplantının sonunda rozette yer alacak kulüp renkleri de kararlaştırıldı. Tabiatın bütünüyle birbirine zıt iki ana rengi kulüp renkleri olarak seçildi: Siyah ve Beyaz... Beşiktaş’ın ilk rozetinin yapıldığı tarih, Fransız mektebindeki rozetlerden esinlenerek miladi yıl olarak “1906” yazıldı. Üstte Arap harfleriyle “Beşiktaş” yazarken, sağda “J”, solda “K” harfleri yer aldı. Rozetin arka yüzünde “Konstantinopolis”te yapıldığı yazılıdır ve iç tarafında rozeti yapan ustanın mührü yer almaktadır. Rozetteki armada yer alan yıldızın 6 köşeli olduğu dikkat çekmektedir. 2. Meşrutiyet’e kadar (1908) bu 6 köşeli yıldız kullanılmıştır. Bu rozet, İskender Yakak tarafından Onursal Başkanımız Süleyman Seba’ya hediye edilmiştir[/B].
Son iki sezonun şampiyonu Beşiktaş, 1940-41 sezonuna gençleştirilmiş ve yenilenmiş kadrosuyla girer. Haftalar ilerledikçe puan farkını açan Beşiktaş, ligde liderliğini sürdürmektedir. Bitime 5 hafta kala rakip Süleymaniye’dir. 19 Ocak 1941 Pazar günü Semih Duransoy’un hakemliğini yaptığı Şeref Stadı’ndaki maça Beşiktaş şu kadro ile çıkar: Faruk, Yavuz, İbrahim, Rıfat, Halil, Hüseyin, Şakir, Hakkı, Şükrü, Şeref, Eşref. O sezon bütün maçlarda olduğu gibi, Takımımız yine muhteşem bir oyun ortaya koyar. Maçın ikinci yarısının ortalarıdır. Beşiktaş takımı farklı önde olmasına rağmen rakip kaleye bitmek tükenmek bilmeyen hücumlar gerçekleştirmektedir. İşte o sıralarda Beşiktaş’ın akın yönü olan Şeref Stadı’nın Atatürk panosu bulunan tarafındaki tribününden bir ses yükselir: “Haydi Kara Kartallar. Hücum edin Kara Kartallar”... Şeref Stadı’nı dolduran binlerce taraftar ve maçı takip eden gazeteciler, çınlayan sesle donup kalmıştır. Son derece isabetli bir benzetmedir o anda yapılan. O sezon rakiplerini ezip geçen Beşiktaşlı futbolcuları “Kara Kartal”dan, oynadıkları futbolu “Kara Kartal gibi hücum etmek”ten başka bir şekilde tarif etmek mümkün değildir. Tribünlerden gelen sesin sahibi Mehmet Galin isimli bir balıkçıdır.
Voleci Şeref lakabıyla maruf Şeref Görkey’in voleyle attığı 3 muhteşem gol ve kaptan Hakkı’nın, Şakir’in ve Şükrü’nün birer golüyle sahadan 6-0 galip ayrılırlar.
Bu maçın ardından, Beşiktaş’ın sembolü “Kara Kartallar” olmuştur.[/B]
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Kulübün faaliyetlerini hızlandırdığı ilk dönemde futbol gölgede kalmışsa da, 1910’ların sonundan itibaren kulüpteki atlet ve jimnastikçiler futbola daha fazla ilgi duyup, kendi aralarında maçlar yapmaya başladılar. O yıllarda gençliğin ilgisi futbola kaymak üzereydi ve Beşiktaş Kulübü’nün az ilerisinde Valideçeşme ve Basiret gibi iki güçlü futbol takımı kurulmuştu. 1911 Ağustos’unda Valideçeşme futbol takımının başkanı ve kurucusu olan Ahmet Şerafettin Bey (Şeref Bey) futbolcularıyla Beşiktaş Kulübü’ne katıldı. Beşiktaşlı gençlerin kurduğu futbol takımlarını tek bir çatı altında toplamayı amaç edinen Şeref Bey’in girişimleri sonucu, Basiret Kulübü de Beşiktaş’a katıldı. Bu şekilde Futbol Şubesi, resmi olarak Kulüp’te faaliyete başladı.
Resul, Rıdvan, Behzat, Doktor Sabri, Şair Kazım, Sadi (Baltalimanı), Doktor Mehmet, Asım, Şeref, Doktor Ali ve Fahri’den oluşan ilk futbol takımının malzemelerinin masraflarını da İpekçi İhsan isimli bir sporsever karşıladı. Birinci takımın yanı sıra ikinci, üçüncü, dördüncü takımlarını da kuran futbol şubesi, Kulübümüz’ün Akaretler’deki bahçesinde futbol idmanlarını hızlandırdı. Böylece futbol Beşiktaş’ta bir anda 1 numaralı spor olmaya başladı. Ancak Balkan Savaşı’nın ardından Dünya Savaşı’nın da başlamasıyla Beşiktaş’ın sporcuları cephelere koştu ve spor faaliyetleri yok denecek duruma geldi.
"Beşiktaş Jimnastik Kulübü" 1903 yılının Mart ayı içinde ekserisi saraya mahsup 26 genç tarafından, Serencebey’deki "Osman Paşa Konağı"’ında kuruldu... Başlangıçta, "İstibdat Rejimi’nin baskısından kurtulamayan Beşiktaş’lı kurucu ve sporcuları, sarayın bireyleri olarak, sadece spor yapmak amacıyla bir kulüp kurma teşebbüsünde bulunduklarını Seryaver Mehmet Paşa kanalıyla Padişah II.Abdülhamid’e kanıtladıktan sonradır ki, O’nun özel izniyle faaliyetini sürdürme imkanı buldu... Padişahın tek şartı, "İngilizlerin icadı ayak topunu oynamayacaksınız" sözleriyle belirlenmişti... Bu yüzden Beşiktaş’ın futbol faaliyeti, II.Meşrutiyet - Hürriyet Rejimi’nin ilanını takip eden yıllarda, yani ancak 1911’de hayata geçebilmişti... İlk adı "Beşiktaş Bereket Jimnastik Kulübü" olan kulüp, faaliyetinin daha net bir şekilde anlaşılması için, isminde bir değişiklik yapmış ve "OSMANLI BEŞİKTAŞ TERBİYE-İ BEDENİYE MEKTEBİ" adını alarak, Saray Emniyet Teşkilatı’na gerçek amacının sadece "gençlere spor yaptırmak" olduğunu kanıtlamaya çalışmıştı...
1908’de ilan edilen "İkinci Meşrutiyet"in arkasından, "Cemiyetler Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle spor kulüplerinin bağlı oldukları kaymakamlıklarda tescil işlemlerini yaptırmaları sonucunda, siyah-beyazlı kulübün adı bu defa da "OSMANLI BEŞİKTAŞ JİMNASTİK KULÜBÜ" oldu. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte "Osmanlı" sözcüğü kaldırtılarak isim, bugünkü son şeklini aldı... Beşiktaş’ın ilk renkleri Kırmızı-Beyaz’dı... "Balkan Harbi" sırasında binlerce vatan evladının şehit düşmesi ve Balkanlar’ın önemli bir bölümünün kaybı üzerine teessüre kapılan Beşiktaş Kulübü, fevkalade kongreye başvurmuş, ittifakla aldığı kararla: "Balkan topraklarının tamamı, tekrar Türk milletinin oluncaya kadar, Kırmızı-Beyaz olan renklerini "Siyah-Beyaz"a çevirmiştir... Beşiktaş’a "KARAKARTAL" lakabı ise, 1932-1933 sezonunda Fenerbahçe ile oynanan "Lig Şampiyonluğu Finali’nde verilmiştir. Şeref Bey’in ölümü münasebetiyle simsiyah formalarla maça çıkan Beşiktaş Takımı, 90 dakika tek kale oynadığı oyunda, ezeli rakibinin kalesine tam 66 akın yapınca, seyirciler; "Karakartallar gibi saldırıyor" haykırışlarıyla, ona yepyeni bir ünvan bahsetmişlerdir...
O gün, beraberlik halinde dahi Fener’in şampiyon olacağı bu kritik maçta, Beşiktaş’ın nizami golünü iptal eden hakem Kemal Halim’in taraflı tutumu, Siyah-Beyazlı Takım’ı hakettiği bir başarıdan men etmiştir. Çok değil bir sezon sonraki karşılaşmalarda ise Beşiktaş hem İstanbul Ligi’ni hem de Türkiye Futbol Şampiyonluğu’nun kazanarak, bir yıl evvel kendisine yapılan haksızlığa en anlamlı cevabı vermiştir.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü, Osmanlı Sarayı’na mensup ailelerin fertleri tarafından bir spor teşekkülüdür. Kurucuları, yöneticileri ve sporcuları arasında, "müşir"ler, "seryaver"ler, "elçi"ler kara, hava, deniz subayları, çok iyi eğitim görmüş meslek sahipleri daima çoğunluğu teşkil etmişlerdir.... Bununla beraber, bu "saray kulübü" zamanla kapılarını halk kesimlerine de açmakta sakınca görmemiş ve iyi ahlaklı olması şartıyla, işçi, esnaf gibi küçük işlerle uğraşan sporculara da bünyesinde "spor yapma imkanı" vermiştir. Üstelik her dönemde.... İş ve göreve bağlılık, cemiyetlerin bünyesinde önemle üzerinde durulan bir husustur. Eskiler buna "vazife mukaddesatı" derler...
Bu özelliklerden uzak kalan fertler, takdir ve tasvip göremez, tenkit konusu olurlar. Ferdin cemiyetle bu en yakın ilişkisi, meslek gruplarının doğmasına ve çeşitlenmesine sebebiyet vermiştir. Fertler de şahsi yeteneklerine, yetişme olanaklarına göre bu meslek gruplarına katılarak, gerek kitleye karşı sorumluluklarını ve gerekse yaşamlarını sürdürme yollarını sağlarlar... Uzun tahsilin, geniş kültürün getirdiği meslekler yanında, basit metodlarla elde edilen iş ve görevlere de rastlanır toplumumuzda... Böylece gruplarda kademe, kademe bir irtifa görülür. İleri cemiyetlerde insanlar, jüri durumundaki toplum, her çeşit meslek grubuna layık olduğu değeri verdiği gibi, dürüstlük çerçevesi içinde yapılan her işi, mukaddes ve muteber sayar...Zaten "zirvesiz bir piramit olamayacağı gibi, tabansız bir zirveye de rastlayabilmek mümkün değildir" dünyamızda.... Nedense bu gerçeğin maddi cephesindeki fizik kaidesi, mukaddesatta eşitliğe ulaştığa halde, aynı değerlendirme, manevi cephesinde müşahade edilemiyor.... Beşiktaş’a rekabetin en fazla görüldü spor sahalarında tahkir edercesine ve çalışma hayatımızı manalandıran iş, meslek piramidinin bir seviyesine tecavüze yeltenerek "ARABACILAR" diye bağıranlara şu suali sormak lazım: Acaba mühendisler, avukatlar, doktorlar, diplomatlar ya da bakkallar, ameleler köfteciler yakıştırmaları şeklinde bağırsalardı. Siyah-Beyaz renkler için ne farkederdi?
Ne gibi bir hissiyatın tesiri altında kalırlardı Siyah-Beyazlılar. Şüphesiz ki hiç... Ancak, yıllardır Beşiktaş’ın tarihi ile iç içe olmuş bir araştırmacı olarak bu camianın bilinmeyen yönlerini spor kamuoyuna anlatmak, öğretmek ve bazı kendini bilmezleri biraz olsun aydınlatmak, meslek ilkemizdir.... Açıklayalım: Beşiktaş Jimnastik Kulübü spor tarihini tetkik edenler bilirler. Osmanlı Sarayı bünyesinde oluşmuş olan bu gençlik teşekkülü "İstibdat Dönemi" nin zor şartlarına rağmen, bir spor akademisi hüviyeti taşıdığı içindir ki, Padişah II.Abdülhamit’in özel izniyle faaliyetlerini sürdürebilmiştir. Başlangıçta onlar bile meşhur "Hasan Paşa Karakolu" na davet edilip sorguya çekilmiştir, Seryaver Mehmet Paşa’nın müdahalesiyle, zindana atılmaktan, Fizan’a sürülmekten son anda kurtulmuşlardı... Her birinin saraya mahsup aile fertleri oluşları, amaçlarının sadece spor yapmak ve yeni sporcular yetiştirmek üzere planladığı açıklık kazandığı içindir ki, bir ayrıcalığa sahip olabilirmiştir.
Beşiktaş’lı sporcular, İstabli Amire (Has Ahır) Müdürü’nün de Beşiktaş’a katılmasından faydalanarak, Serencebey’deki idman mahalli olan "Osman Paşa Konağı"na gidip, gelirlerken, Dolmabahçe Saray Arabaları’ndan istifade etmeye başlamışlardı. Her hareketin göze battığı ve dedikodu mevzuu olduğu o günlerde, saray arabalarıyla haftanın muayyen günlerinde yapılan bu seyahatler, halkın Beşiktaş’lı gençlere: "SARAY ARABALARIYLA GEZEN GENÇLER" ya da "SARAY ARABALILAR" şeklinde isimler takmalarına sebep olmuştur.... O zamanlar, samimi ve sıcak bir ifadenin mahsulü olan bu tabirler, herhalde zaman geçtikçe Beşiktaş’ın ihtişamı karşısında tedirgen olan rakip taraftarlarca istismar edilerek, "ARABACILAR" olarak değiştirilmiştir. Konumuzun başında da ifade ettiğimiz gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde saraydan doğup serpilen, yaşamını Cumhuriyet Türkiye’sine taşıyarak asırlık bir çınar ağacı gibi, sportif ve sosyal etkinlikleriyle "dev bir görüntü" arzeden Beşiktaş Jimnastik Kulübü, üst düzey her meslek grubuyla olduğu kadar, işçisi, esnafı ile de ifthar eden bir cemiyettir...
BİR KISIM AZINLIKLARIN TEŞVİKİ İLE YUNANLI SUBAYLAR BEŞİKTAŞ KULÜBÜ LOKALİNİ YAĞMA ETMİŞLERDİ.
1918 yılında "1.Cihan Harbi" sona ermiş ve "Mondros Mütarekesinin" tabii sonucu olarak 13 Kasım 1918 günü müttefikler İstanbul’u işgal etmişlerdir. O günlerde Beşiktaş Jimnastik Kulübü Akaretler’deki lokali elinden alındığı için Beşiktaş Çarşısı bir kilise binasında ikamet etmek mecburiyetinde kalmıştı. Siyah-Beyazlılar burada çok acı bir felakete uğradılar ve 1903 ile 1918 yılları arasında elde ettikleri tüm şild, kupa, madalya, flama gibi şampiyonluk göstergelerini, çok önemli belgelerle, fotoğraflarını kaybettiler. İstanbul’un işgalini takip eden günlerde, kulübün bu son lokali rumlar tarafından ele geçirilmişti.
Beşiktaş Jimnastik Kulübünün faaliyetlerini ve parlak başarılarını çekemeyen bu kimseler, Yunan Subaylarını da aralarına alıp, tecavüz planlarını fiiliyata dökmekten çekinmediler. Azınlıklar arasında Fısıltı Gazetesi’yle yayılmış olan "Beşiktaş Kulübü, Mustafa Kemal Paşa ile gizli işbirliği yapıyor" söylentileri şüphesiz yağmalamanın asıl sebebi olarak gösterilebilir. Ata’nın Beşiktaş Kulübü’ne yaptığı ziyaretleri ve 56 sahasında gerçekleştirdiği sohbetleri gören (Fuat Balkan tarafından çekilmiş) fotoğraflarda maalesef bu yağma sırasında telef oldular.
BU ACININ NE DEMEK OLDUĞUNU FENERBAHÇE’DE ÇOK İYİ BİLİR VE AÇTIĞI YARAYI HİSSEDER
Fenerbahçe Kulübü 94 yıllık tarihinde birçok acılar çekti ve felaketler yaşadı. Bunların en talihsizi şüphesiz 1932 yangınıdır. Sarı-lacivertlerin 1914 yılında yerleştiği Kuşdili Semti’nin o dönemdeki en gösterişli binası 5-6 Haziran 1932 gecesi birkaç saat içinde 25 yıllık varlığının bütün şerefli anılarıyla birlikte yanıp küloldu. Tıpkı Beşiktaş’ta olduğu gibi, Şampiyonluk kupaları şildler, birincilik madalyaları, flamalar ve en acı olanı önemli evraklar, fotoğraflar alevler arasında birer birer yokoldular. 1918’de Atatürk’ün imzaladığı "Şeref Defteri" de tesadüfen yöneticilerden birinde olduğu için bu önemli belgenin yok olması önlenmiş oldu. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Atatürk’ün Beşiktaşla ilgisi "Yıldırım Orduları Kumandanlığı" görevine başlamadan önce ve 1915’te "Çanakkale Müdafihi" olarak adını dünya tarihine yazdırdığı günlerde başlamıştır. Bunu kanıtlayan belgelerden biri olarak Akaretler Yokuşu üzerinde oturduğu 76 nolu binanın dış kapısı yanındaki "Mermer Kitabe’"de şu satırlar yer almaktadır: "Atatürk, 1.Dünya Savaşı’ndan düşmana karşı İstanbul’u koruyup kurtaran, Çanakkale Müdafihi Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal Paşa iken bu evde kiracı olarak kalmıştır." Çanakkale Savaşı 19 Şubat-1 Aralık 1915 tarihleri arasında cereyan ettiğine göre Atatürk-Beşiktaş diyaloğunun 1915 yılında başladığı bu belgeyle açık seçik ortadadır. Uzun lafın kısası, bu belge de göstermektedir ki, Ulu Önder Atatürk’ün ilk gözağrısı başka bir deyişle gençlik ateşini yaktığı ilk spor kulübü BEŞİKTAŞ’tır. Beşiktaş kurucularından eskrimci Fuat Balkan Mustafa Kemal Atatürk’ün yakınlık duyduğu asker sporculardan biriydi. Milli mücadele yıllarında Makedonya ve Batı Trakya’daki kahramanlıklarından sonra emrindeki üç melis taburunu 17 Eylül 1917 günü Drama’dan hareketle Türkiye’ye getiren Fuat Balkan’ın umumi karargahı paha biçilmez bir hediye şeklinde Türk ordusuna kavuşturduğundan kendisini nasıl tebrik edeceğini bilememişti. Mustafa Kemal Atatürk, Yıldırım Orduları Grup Kumandanlığı görevine başlamadan önce 1916’nın ilk günlerinde, Akaretler’deki evinin arka kapısından Beşiktaş Jimnastik Kulübü idman sahasına inmiş (Şimdiki Plazaların bulunduğu alan) Ahmet Fetgeri ile Fuat Balkan Beyleri yanına çağırıp, kendileriyle şu konuşmayı yapmıştır:
"EFENDİLER, SİZLERİN VE SPORCULARINIZIN CİDDİ ÇALIŞMALARINI, ÇEVİKLİK VE MAHARETLERİNİ UZUN ZAMANDAN BERİ BÜYÜK BİR ZEVKLE, DİKKATLE İZLİYORUM. SPORDAN YOKSUN BİR GENÇLİK NASIL Kİ VATAN MÜDAFASI SIRASINDA ETKİLİ OLAMIYORSA İNSAN DENEN VARLIĞIN KAFA YAPISI DA NE DERECE TEKAÜL EDERSE ETSİN, BEDENİ İKİŞAFI NOKSAN VE YETERSİZ OLURSA O VÜCUT O KAFAYI İLERİYE GÖTÜREMEZ, TAŞIYAMAZ. BUGÜN BÜNYENİZDE TOPLAYIP, İBNİ METODLARLA YETİŞTİRMEYE ÇALIŞTIĞINIZ BU GENÇLER, TAM ANLAMDA BEDENEN VE FİKREN GELİŞTİKLERİ ZAMAN VATAN MÜDAFASINDA İLMİ SAHALARDA OLDUĞU GİBİ SPOR ALANLARINDA DA AVRUPALI HASIMLARINA TÜRK’ÜN ÖLMEZ GÜCÜNÜ İSPAT EDECEKLERDİR. SİZİ CANDAN KUTLAR, BAŞARILARINIZI HER ZAMAN DUYMAK İSTERİM"....
1961 yılında kendisiyle Beşiktaş Tarihi adına yaptığım bir söyleşide Beşiktaş Kurucusu, Türkiye’nin ilk Güreş Federasyonu Başkanı ve Yazar Ahmet Fetgeri’den aldığım bu Ata’ya ait söylev gerçekte siyah-beyazlı camiaya Atatürk’ün bir vasiyeti olmuştur.
Atatürk’ün Samsun’da milli mücadeleyi başlatarak Türk Milletine istikbali için yeşil ışık yaktığı önemli gündür.Bu bayramın mucidi ise Beşiktaş Kulübüdür. Cumhuriyetin onuncu yılını takip eden yıllarda Beşiktaş Kulübünün büyükleri ebedi şef Atatürk’e gençliğin beslediği sevgi ve saygıyı dile getirebilmek amacıyla "Atatürk Spor Günü" tertip etmeyi planlamışilardı. Sonuçta kardeş kulüpler Galatasaray, Fenerbahçe ve Güneş ile de dayanışma içine giren Beşiktaş Jimnastik Kulübü 24 Mayıs 1935 günü 20.000 sporseverin doldurduğu Fenerbahçe Stadı’nda bu organizasyonu gerçekleştirmiş ve büyük sansasyon yaratmıştı. Türk spor teşkilatının 1937 kongresinde Beşiktaş kadar Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakının kurulmasında en önemli rol oynayan yöneticilerden biri olan Ahmet Fetgeri ilk gün kürsüye çıkmış ve 19 Mayıs’ın bir gençlik ve spor bayramı olarak her yıl kutlanmasını teklif etmiştir. Bu güzel ve anlamlı tasarı alkışlarla hemen kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayı alındıktan sonra 20 haziran 1938 günü 3466 sayılı kanunla yürülüğe girmiştir spor yaşamımızda. İşte Atatürek ve Beşiktaş birlikteliği bu boyutlara kadar tırmanmış, Türk spor tarihinin en anlamlı en gerçek olaylarından biridir.
Beşiktaş'ın Baba Hakkı'sı, daha evvel Karagümrük'ün ağabeysi idi. Hakkı Karagümrük'te oynarken, her oynadığı maçta attığı gollerle Karagümrük galip gelirdi... O, gençliğinde ne yaman delikanlı idi. şutlarını daha o zamanlar hiç bir kaleci karşılayamazdı.. . Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün futbolculuk, teknik direktörlük ve başkanlık yapmış onursal başkanı...
1910 yılında Bulgaristan'ın Vadina kentinde doğdu. 1 yaşında iken ailesi İstanbul'da Beşiktaş semtine yerleşti. Babası Binbaşı Mahmut Nedim Bey 1914'de Birinci Dünya Savaşı'nda şehit düşünce o da asker olmaya karar verdi.
Bu dönemlerde Halıcıoğlu Askeri Lisesi'nde futbola başladı. 1931 yılında Şeref Bey Fenerbahçeli Zeki Rıza Sporel'den daha atik davranarak daha atik davranarak Beşiktaş'a maletti. 17 yıl boyunca Beşiktaş formasını giydi ve bu dönemde takım kaptanlığı yaptı. Beşiktaş'ta futbol oynadığı dönemde 8 İstanbul Lig, 3 İstanbul Şilt Kupası, 1 İzmir Uluslarası Fuar Kupası, 3 Milli Lig Şampiyonluğu, 1 Türkiye Kupası, 2 Başbakanlık Kupası, 4 Özel Turnuva Şampiyonluğu kazandı.
Bu arada futbola devam ederken 1937 yılında Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
Beşiktaş formasıyla gol kralı da oldu. Futbol oynadığı dönemlerde tüm dünya savaş içinde olduğundan milli maçlar çok ender yapılıyordu. Bu sebeple sadece 3 kez Milli formayı giyebildi ve1 gol attı. İngiliz Arsenal'den teklif aldığı ancak kabul etmediği söylenir. Oynadığı 439 maçta 382 gol kaydederek Beşiktaş'ın en golcü futbolcusu olmuştur. Derbilerde de en çok gol atan futbolculardandır. Hem Fenerbahçe'ye hem Galasaray'a 30 gol atarak çok zor kırılacak bir rekora sahiptir.
1948 yılında bir maçta taraftarın onu ıslıklamasından sonra "Bu formayı bana taraftar giydirdi. Şimdi onlar isteyince de çıkarırım" diyerek futbolu o maçta bırakmıştır.
Futbol Federasyonu'nda asbaşkanlık görevi de yapan Yeten, 3 kez Beşiktaş Başkanlığı yapmıştır. Yönetimde olmasa da her zaman takım içinde söz sahibi olan Hakkı Yeten sert ve otoriter tutumunun ve hem kendi takımındaki hem de rakip takımdaki futbolculardaki ona karşı duyulan saygı nedeniyle Baba Hakkı ünvaniyla anılmıştır.
Otoriter yapısı ve takım üzerindeki ağırlığı üzerine anlatılanlar gerçekten bugünkü profesyonel futbolda zor inanılacak olaylardır. Bu anılara örnek olarak; kırmızı kart gören futbolcunun önce Baba Hakkı'ya dönerek, "Çıkayım mı?" diye sorması ve o "Evet" deyince çıkması veya Harp Okulu ile Ankara'da oynanan ve ilk yarısı 3-0 yenik kapanan maçın devre arasında soyunma odasında "Dönüş biletleriniz yırtarım, yürüyerek İstanbul'a dönersiniz" tehditi sonucu maçın ikinci yarısında Beşiktaş'ın 6 gol atarak maçı 6-3 kazanması verilebilir.
Ne kadar amatör ruha sahip olduğuna ve sportmenliğine örnek olarak anlatılan başka bir olay ise şu şekildedir. Fenerbahçe ile Şeref Stadı'nın çamurlu ortamında oynanan maçta Beşiktaş 2 farklı skorla önde gitmektedir. Maçın ortasında Beşiktaş atakları ardarda devam ederken orta sahada Fenerbahçe kaptanının yanına gelen Hakkı Yeten şöyle der: "Arkadaşlarına söyle biraz maça asılsınlar bu maçın zevki böyle çıkmaz."
Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün Süleyman Seba ile birlikte iki onursal başkanından biri olan Hakkı Yeten 17 Nisan 1989 tarihinde vefat etmiştir...
"BABA HAKKI; TÜRK FUTBOLUNUN ENDER YETİŞTİRDİĞİ BİR KIYMETTİR"]
Riza Süleyman Seba, 5 Nisan 1926 tarihinde Sakarya'nin Hendek ilçesi Soguksulu köyündeki Soguksulu Riza Bey çiftliginde dogdu.
Babasi Riza bey aydin bir insandi,onu kültür ortami içerisinde büyüttü. Okutmak için Istanbul'a gönderdi.Kisa bir süre Mekteb-i Sultani'de egitim gördükten sonra Kabatas Erkek lisesine yazildi.Futbol ile Burada Tanisti ve bu onun hayatinin dönüm noktasi oldu. Kabatas Lisesi futbol takiminda çok basarili gunler geçirince B.J.K yöneticileri tarafindan genç takima davet edildi.
B.J.K genç takimi o sene sampiyonluk yasadi. Kisa sürede genç takimin kaptanligina yükseldi. 1945 yilinda A takima alindi.
Babasinin Egitimini sürdürme istegini yerine getirerek Edebiyat Fakültesine kaydini yaptirdi ancak B.J.K futbol takiminin 1950 de A.B.D'e daveti dolayisiyla egitimine devam edemedi.
1947 de Inönü Stadinin açilisinda Isvec takimi AIK'e bu stadta attigi golle tarihe geçti.
1954 yilinda menisküs yüzünden futbolu birakti.
1957 yilinda Hakki Yeten'in yönetiminde üye olarak B.J.K'e baska bir ortamda hizmet etmeye basladi. Bu geçen yillar boyunca Besiktas'tan ve klüpten asla uzaklasmadi.
1984'te baskan Mehmet üstünkaya'nin muhalifleri Seba'yi Baskan adayi olarak gösterdi.88 oy farkla seçimi kazandi. Baskanliga seçildikten sonra dengeli yönetimi ve akilli seçimleriyle B.J.K'ne hem idari hemde sportif açidan unutulmaz yillar yasatti.
Onun döneminde kazanilan Sampiyonluklar ve Kupalarin yanisira tesislesmeye kurumsallasmaya çok önem verdi.
Su anda B.J.K'nün yasayan efsanesi haline geldi. Baskanimizin idari tutumu, ahlaki degerleri Besiktas'a gönül veren tüm taraftarlarin profilini yansitmaktadir.
Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün futbol şubesi kurucusudur. 1903 yılında kurulan kulüp'te yoğun çalışmalar sonrası 1911 yılında futbol şubesini kurmuş ve ölene kadar başkanlığını üstlenmiştir.Beşiktaş'ın bugünkü büyüklüğüne ulaşmasındaki belkide en büyük sebep Şeref Bey'dir.
ŞEREF BEY'İN BİYOGRAFİSİ Beşiktaş, kuruldugu günden 1911 Agustos tarihine kadar atletizm ve beden hareketlerine önem verirken, 1911 yilinda Ahmet Serafettin Bey'in baskani bulundugu Valideçesme Futbol Kulübünün, Beşiktaş Osmanli Jimnastik Kulübüne iltihak etmesi sonucu Beşiktaş'ta futbol baslamis bulunmaktadir.
Ahmet Serafettin Bey'in futbol subesini kurmasi ve kendisinin de fiilen bu sporun basinda bulunmasi muhitte birçok gencin Beşiktaş'a gelmesine sebep olmustur. Bundan sonra Ahmet Serafettin Bey hem Beşiktaş'ta hem de Türk Spor Tarihi'nde Şeref Bey olarak anilacaktir.
ŞEREF BEY'IN BIYOGRAFISI:
Ahmet Serafettin Bey 1894 yilinda Valideçesme Dibek Sokaginda dogdu. 7 yasinda Bediai Irfan Mektebini, 10 yasinda Beşiktaş Mülkiye Rüstiyesini, 13 yasinda Mercan Idadisini iyi derecede bitirmistir. Daha sonra iki sene Fransiz Mektebine devam eden Ahmet Serafettin Bey, 20 yasinda Darülfünun'dan mezun olmustur.
Hacalari Hüseyin Cahit Yalçin, Hamdullah Suphi Tanriöver beylerin takdirini kazanarak Eyüp'te Mesriki Füyüzat ve Resadiye Mekteplerine ögretmen ve müdür muavini tayin edilmistir.
Şeref Bey, yasami boyunca çok iyi bir hakem olmustur.
1928 Olimpiyat Turnesi esnasinda Prag'da Budapeste-Prag muhtelitleri maçini idare eden ilk Beynelminel hakemimizdir.
Kulüpte teskilatta daima iyi bir idareci olmus, bu meyanda Istanbul Futbol Heyeti Reisligi (Istanbul Mintikasi Merkez Heyet-i Riyastinde) Futbol Federasyonu Umumi Katipligi gibi mühim vazifelerde bulunmustur.
Şeref Bey, spor hayati devaminca hocaligi birakmamis ve yasami boyunca Tarih hocaligi yapmistir.
Şeref Bey'in sahsiyeti ve Beşiktaş Kulübüne olan hizmetleri dolayisyle Türk Basininin onun hakkinda yazdiklarindan birkaç cümleyi alarak, tarafsiz insanlarin onu nasil degerlendirdiklerini belirtmekte fayda görmekteyiz:
"Şeref evvela sporcu idi. Sonra da zekasi, akli selimi, ilmi, irfani ile tam bir idare adami idi. Sporcu Şeref, bütün memleket sporculuguna örnek olabilecek bir karaktere sahipti. özü, sözü dogru, mert, Ali-cenap bir insandi. Spor aski ile can veren Şeref, sporumuza çok büyük hizmetler ifa etmis, bu yolda ebediyyen payidar olacak eserler vücude getirmistir. Bu eserlerin basinda özellikle Beşiktaş FUTBOL SUBESI'nin geldigini görmekteyiz.
Şeref sadece kulüpçü olarak kalmamisti. O, Türkiye Idman Cemiyetleri Ittifaki'nin muhtelif subelerinde vazifeler almis, aldigi her vazifede büyük basarilar göstermis, Türk Sporu'nun yükselmesi için mütemadiyen çalismistir. Şeref Bey'in 1929 senesinde Taksim Stadinin bir hissesini satin alarak Beşiktaş takimina antreman ve özel maç yapmak için saha temin ettigini görmekteyiz. 1932 senesinde kulübe Şeref Stadi'ni kazandirmaya çalisan Şeref Bey bu esnada yakalandigi amansiz bir hastaliktan, gösterilen bütün ihtimamlara ragmen kurtulamayarak hayatini yitirmistir. Beşiktaş camiasi tarafindan kendisi; rahmet, minnet ve sükranla daima anilacaktir.
• 1919/20 İstanbul Türk İdman Birliği Ligi • 1920/21 İstanbul Türk İdman Birliği Ligi • 1921/22 İstanbul Pazar Ligi • 1923/24 İstanbul Amatör Ligi • 1933/34 Türkiye Ligi, İstanbul Amatör Ligi • 1934/35 İstanbul Silt Kupası • 1937/38 Tayyare Kupası • 1938/39 İstanbul Amatör Ligi • 1939/40 İstanbul Amatör Ligi • 1940/41 Milli Küme, İstanbul Amatör Ligi • 1941/42 İstanbul Amatör Ligi, İstanbul Kupası • 1942/43 İstanbul Amatör Ligi • 1943/44 Maarif Kupası, İstanbul Kupası, İzmir Fuar Kupası • 1944/45 İstanbul Amatör Ligi, Başbakanlık Kupası • 1945/46 İstanbul Amatör Ligi, İstanbul Kupası • 1946/47 Maarif Kupası 1947/48 Başbakanlık Kupası, Tasvir Kupası • 1949/50 İstanbul Amatör Ligi • 1950/51 Türkiye Ligi, İstanbul Amatör Ligi • 1951/52 İstanbul Profesyonel Ligi, İstanbul Kupası, İzmir Basin Kupası • 1952/53 Zafer Kupası, İstanbul Spor Yazarları Birliği Kupası • 1953/54 İstanbul Profesyonel Ligi • 1956/57 Türkiye Ligi • 1957/58 Türkiye Ligi • 1958/59 Ankara Kupası • 1959/60 Türkiye Profesyonel Ligi • 1962/63 Doğuya Yardım Kupası, Ali Sami Yen - Seref Bey Kupası • 1964/65 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1965/66 Türkiye Profesyonel Birinci Ligi, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası, Spor-Toto Kupası • 1966/67 Türkiye Profesyonel Birinci Ligi, Cumhurbaşkanlığı Kupası • 1968/69 Spor-Toto Kupası • 1969/70 Spor-Toto Kupası • 1971/72 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1972/73 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1973/74 Başbakanlık Kupası • 1974/75 Federasyon (Türkiye) Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1976/77 Başbakanlık Kupası • 1981/82 Türkiye Profesyonel Ligi, Federasyon Kupası, Polis Vakfı Kupası • 1983/84 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1984/85 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1985/86 Türkiye Profesyonel Ligi, Cumhurbaşkanlığı Kupası • 1987/88 Başbakanlık Kupası • 1988/89 Federasyon Kupası (Türkiye) Cup, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1989/90 Türkish Profesyonel Ligi, Federasyon (Türkiye) Kupası, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1990/91 Türkiye Profesyonel Ligi, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1991/92 Türkiye Profesyonel Ligi, Cumhurbaşkanlığı Kupası • 1993/94 Federasyon (Türkiye) Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası • 1994/95 Türkiye Profesyonel Ligi • 1996/97 Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) Kupası, Başbakanlık Kupası • 1997/98 Federasyon (Türkiye) Kupası, Cumhurbaşkanlığı Kupası