Dünya bu zulme seyirci kalıyor
İsrail Savunma Güçleri’nden (IDF) bir asker esir alındı. 20 saat sonra, İsrail Hava Kuvvetleri birkaç politik hedefle birlikte Filistin’in tek elektrik şebekesini tahrip etti. Bu şebeke, Gazze bölgesinde yaşayan yaklaşık 700 bin kişiye elektrik sağlıyordu.
Bu arada, ABD yapımı Apaçi helikopterleri ve F-16 uçakları havadan binaları ve caddeleri bombalamaya başladı. Gazze’de güvenli addedilebilecek hiçbir yer yok ve kimse güvende değil. Filistin’in bu bölümü otuz yıldan fazla bir süre İsrail ordusunun işgali altında kaldı ve 2005 yılında işgalden kurtulmuş varsayılıyor. Ancak askerlerin ve yerleşimcilerin bölgeyi terk etmesinden sonra bile İsrail askerleri sınırları kontrol etti ve uçakları gökyüzünde uçtu.
Hamas üyelerinin demokratik yollarla Filistin Parlamentosu’na seçilmesinden sonra -ilk kez Hamas’ı iktidara getiren seçimler- İsrailliler, Filistin hükümetini izole ve yok etmek için bir dizi eylemlere girişti. Bir hükümet olmaksızın bir ulusun olması imkansızdır en azından Tel Aviv ve Washington’daki hükümetlerin bakış açısına göre. Bu eylemler, yardımların kesilmesini, işlerin iptalini içeriyor ve insanların daha az yiyip daha az para harcadıkları bir duruma doğru yol alıyor. Bu eylemler, hiçbir suçlama olmadan çoğu kadın ve çocuk olan binlerce Filistinlinin hapishanelere atılmasını içeriyor. Aynı zamanda, kendilerine evlerini işgalden kurtarmaya hasreden Filistinlilerin toplantı yerleri ve evleri üzerine günlük saldırıları da kapsıyor. Daha da dehşet verici şey, İsrail hükümetinin bu eylemleri bir dizi cinayetin de gösterdiği gibi hiçbir nedamet duymadan sivilleri öldürmeye dönüşmesi. Belki de bu öldürmelerden en kötüsü, küçük bir kız çocuğunun ailesinin diğer üyelerinin dakikalar içinde ölümlerine şahit olduğu plajdaki olaydı. Bu utanç yetmiyormuş gibi, İsrailliler, olaydan sonra suçun faili olarak Filistinli militanları suçlamıştı. Diğer İsrail öldürmelerinde ve katliamlarında olduğu gibi, ne bir komutan ne de bir asker herhangi bir cezai müeyyide ile karşılaştı.
Filistinlilerin günlük öldürülmeleri bir ceza ve ezanın nakaratı haline dönüştü. Gazze’den gelen haberler, öğrencilerin okula gidemediğini ve her sabah okula gitmek için çabalayan bu çocukların İsrail askerleri tarafından tehdit edildiği yönünde. İsrail tarafından yürütülmekte olan son saldırı kampanyası, kaçırılan bir askerin serbest bırakılmasıymış gibi gösteriliyor; oysa Gazze’ye ne gıda veriliyor, ne gaz ne de ısıtma kaynağı. Bunun anlamı, yiyecekler buzdolabında bozulduğunda, ki son iki gündür İsrail’in bombalamaları nedeniyle kentte elektrik yok) geriye yiyecek olarak sadece tahıl taneleri ve baklagiller kalıyor. Elbette, bu iki yiyecek grubunun da pişirilmesi gerekmektedir; ancak gazsız ya da yakıtsız, pişirme de mümkün değil. Kendinizi, büyük ve kalabalık bir şehirde yaşarken istediği zaman ateş edebilecek şekilde konuşlanmış yabancı askerler tarafından kuşatılmış olarak hayal edin. Helikopterler ve savaş jetleri evinizin tepesinde uçuyor. Evde para yok, hatta varsa bile, bunu harcayabilecek yerler kısıtlı. Çocuklarınız çoktan evlerini ve ülkelerini yabancı işgalcilerden koruyabilecek yaşa gelmiş durumda. Eve dönüp dönmeyeceklerini asla bilmiyorsunuz. Saldırılar sürdüğü için uyumak imkansız. Bir sonraki yemek ihtimali belirsiz...
Dünya, Filistin’in yaşadığı dramı sadece izliyor
Gerçekte, bir sonraki gün de belirsizliklerle dolu olacak. Kendini bir kurban olarak algılamak istemiyorsan, ancak açık gerçek o kurbanlardan biri olma yolundasın. Bununla birlikte, mağdur olduğunu ilan etmek yenilgiyi kabul etmektir.
Tıbbi yardım konusuna gelince, sınırlar kapatıldığı için çok sınırlı her şey. Daha önce pek çok okuyucu, İsrail askerlerinin kontrol noktasında tıbbi yardım ihtiyacı içinde olan Filistinlilerin hastaneye zamanında yetiştirilmesini engellemek için nasıl da çabaladığını okumuştu. Aslında, pek çok okuyucu, İsrail saldırılarının ağır hasta ya da yaralı Filistinlileri taşıyan ambulanslara ateş açtığını da okumuştu. Bir sonraki realite, 2002 yılında Cenin mülteci kampına yönelik İsrail saldırısı olmuştu. Zarar verme denilince, İsrail’in evlere zarar vermesi nedeniyle ne kadar sayıda Filistinlinin kendilerini zaten kalabalık olan evlerdeki akrabalarının yanında ya da futbol stadyumu gibi kamuya açık yerlerde bulduğunu biliyor musunuz? Genellikle, buldozerler bir evi yıkmaya geldiklerinde, IDF askerleri çevredeki halka yıkımın sebebinin o ailenin bir direniş örgütüne destek verdiği gerekçesinden bahsederler. Bir ailenin evini yok etmenin gerçek nedeni bu olmadığı gibi, asıl neden daha kabul edilemezdir. Asıl niyet, yeni bir yerleşimciye yer açmak ya da İsrail’in Filistinlilerin kendi topraklarını müsadere ederek inşasına devam ettiği duvarı genişletmektir. Genel haliyle bu duvar, Tel Aviv’in tüm varlığa yaklaşımının bulgularını da ortaya koymaktadır. Tel Aviv, dünyanın bakış açısını ve toprak hırsızlığını görmezden geliyor. Dünyanın beklentisini ve insanlığın geri kalanının silahlanmanın durdurulması taleplerini ve Güvenlik Konseyi kararlarını kulak ardı ediyor.
Bu arada, Washington’da her iki partideki politikacılar omuzlarını silkiyor ve Tel Aviv’in kasasına bir diğer 5 milyar doları göndermeye devam ediyor. Bu da yeterli değilmiş gibi, 50 silahlı helikopteri de İsrail’e gönderiyor. Kısacası, bu işgalden yayılan vahşet sadece İsrail’e ait değil. Washington ve diğer büyük ülkeler suça iştirak ediyorlar.
Filistin’de insani kriz devam ediyor ve İsrailli askerin rehin alınmasından bu yanaki olaylar krizin boyutlarını daha da kötüleştirdi. Kaçırılan asker serbest bırakılsa bile, Tel Aviv bundan tatmin olmayacaktır. Gerçek şu ki, İsrail, Filistin hükümet yetkililerini tutuklayarak, bunun Filistin otoritesinin Oslo anlaşmalarını yürürlüğe koymasının sonu olabileceği yönündeki iddiaları güçlendirmiş oldu. Bu durumda, işgalin bundan sonra daha kapsamlı ve vahşi olacağı söylenebilir. Şu ana kadar hiçbir hükümet İsrail’i eleştirmedi. Beyaz Saray, Tel Aviv’in askeri eylemlerini (ve onun neden olduğu krizi) İsrail’in “savunma hakkı” olarak başından savdı. Denildiği gibi, Beyaz Saray’ın her şeyi mubah hale getiren “teröre karşı savaş” işletiliyorsa, İsrail’in böyle bir hakkı varken neden Filistinlilerin olmasın ki?
RON JACOBS
ZAMAN 03/07/2006



Logged









