Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
bu sayfa için teşekkürler...artık özlemim olan gurbetliklere bende birkaç satır karalarım...
sevgiyle kal...
Logged
... Denedim insanını dünyanın Sabah sabah Cimrilikle dolu deriler yürüyordu Başka bir şey göremedim Sonra Kanaat kınından bir kılıç çektim Keskin tarafıyla onlardan Ümitlerimi kestim
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı Bir dakika araba yerinde durakladı. Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya, Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, Önde uzun bir kışın söldürdüğü etekler, Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... Ellerim takılırken rüzgarların saçına Asıldı arabamız bir dağın yamacına, Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, Yalnız arabacının dudağında bir ıslık Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar. Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu. Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince, Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine Yol, hep yol, daima yol... bitmiyor düzlük yine. Ne civarda bir koy var, ne bir evin hayali Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine, Bir sarsıntı... uyandım uzun suren uykudan; Geçiyordu araba yola benzer bir sudan Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu; Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. Bir noktada birleşmis vatanın dört bucağı Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı, Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor, Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı, Gitgide birer ayet gibi derinleştiler Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler... Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; *On yıldır ayrıyım Kınadağı'ndan Baba ocağından yar kucağından Bir çiçek dermeden sevgi bağından Huduttan hududa atılmışım ben* Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi.. Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; Araya gitti diye içlenme baharına, Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk Soğuk bir mart sabahı...Buz tutuyor her soluk Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri Bulutların ardında gün yanmadan sönuyor, Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide, İki dağ ortasında boğulan bir geçide Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu Burada son fırtına son dalı kırıyordu Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla Savrulmaya başladı karlar etrafımızda Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... Gönlümde can verirken köye varmak emeli Arabacı haykırdı *İste Araplıbeli* Tanrı yardımcı olsun gayri yolda kalana Biz menzile vararak atları çektik hana. Bizden evvel buraya inen uç dört arkadaş Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri Çicekliyor duvarı ocağın akisleri Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor *Gönlümü çekse de yarin hayali Aşmaya kudretim yetmez cibali Yolcuyum bir kuru yaprak misali Rüzgarın önüne katılmışım ben* Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım. Başucumda gördüğüm su satırlarla yandım *Garibim namıma Kerem diyorlar Aslı'mı el almış haram diyorlar Hastayım derdime verem diyorlar Maraşlı Şeyhoğlu Şatılmış'ım ben* Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı Az değildir, varmadan senin gibi yurduna Post verenler yabanın hayduduna kurduna Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, Dedi Hana sağ indi ölü çıktı geçende Yaşaran gözlerimde her sey artık değişti Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. Aradan yıllar geçti işte o günden beri Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim, Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar Dönmeyen yolculara ağlayan yaşlı yollar Ey garip çizgilerle dolu han duvarları Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları...
Faruk Nafiz Çamlıbel
..........çok değerli bir gurbet-ayrılık şiiridir...........
Logged
AKINCILAR
Yusuf;Ümidin,aşkın ve doğan aykırı sabahların yürek yaralayan türküsü...
Tüm Yusuf'lara ve hayatın kıyısında Yusuf'ca tutunanlara Merhaba...
soğuk olur uzakta akşamlar başka kokar laleler gurbette rengin adı bile burda farklıdır çünkü burda sensizlik vardır özlem vardır yürekte olana uzaktada olsa kokusu gelir her anışında selamı gelir o yürektir hayat gibi o memlekettir benim olan gibi
...................................mhmtrl
Logged
... Denedim insanını dünyanın Sabah sabah Cimrilikle dolu deriler yürüyordu Başka bir şey göremedim Sonra Kanaat kınından bir kılıç çektim Keskin tarafıyla onlardan Ümitlerimi kestim
Her zaman en son duyan olmak zorundayız Hasta yatan akrabalarımızı özleriz özlerizde Son nefeslerinde bile yanlarında olamayız Ama mecburuz biz gurbette yaşamak zorundayız Ellerimiz ayrıda olsa bilinki gönüllerimiz bir Biz sadece yüreğimizde sevgimizi taşırız Hasret acı versede faydasız Ne olursa olsun katlanmalıyız Ve gönlümüz dönmek istesede Biz mantığımızla yaşamalıyız...
ŞeRiFe
« Son Düzenleme: 22 Mayıs 2007, 19:14:51 Gönderen: @şerife@ »
Logged
şimdi sussam olurmu yoruldum desem hayat durulurmu... hayalet gibiyim varken yok oluyor bedenim sus... soru sorma yüreğim... meddücezir'deyim....
Hasretin demliyor kalbimi anam Seni,babamı,kardeşlerimi ve dağınık odamı, Mis kokulu elini saçımda gezdirişini, Kalk bir vakit namaz kıl deyişini, Her isteyişimde sevdiğim yemeği yapmanı, Eve geç kalınca bana kızışını, Hasta olduğumda baş ucumda uyumanı, Sinirlendiğinde bana kızışını, Babamdan benim için para istemeni, Odamı dağıttığımda bana bağırmanı, İnce giyme hasta olursun deyişini, Başımı kucağına koyuşumu, Akşamları beni camda bekleyişini, Benimle beraber ağlayıp benimle gülüşünü, Uyumam için bana ninni söylemeni, Geceleri üstümü örtüşünü, O hep gülen gözlerini özledim Az kaldı anacığım sabrediyorum Hasretinizi kalbimden çıkaramıyorum Az kaldı anacığım bekle geliyorum.
Fatih Kuşak
Logged
AKINCILAR
Yusuf;Ümidin,aşkın ve doğan aykırı sabahların yürek yaralayan türküsü...
Tüm Yusuf'lara ve hayatın kıyısında Yusuf'ca tutunanlara Merhaba...
Ben Seni Oylesine Sevmedim Seni oylesine sevmedim seni kanayan yuregin acısı yada, Yarına gebe bir annenin sancısı kadar sevdim, Ben seni günesin batışındaki karanlık, Ve dogusundaki aydınlık kadar sevdim, Ben seni dusmanın dusmana nefreti kadar, Yada tutsaklıgın ozgurluge hasreti kadar sevdim BEN SENİ OYLESİNE DEĞİL BEN SENİ ÖLESİYE SEVDİM
Aynı konu altında ki şiirleri toplamak adına actıgınız konu için tesekkür ederim.
''Gurbet'' konulu şiirlerin bu başlık altında toplanabilmesi kolaylaştırmak için konuyu sabitlemeyi uygun buldum.
Konumuzun zenginleşmesi dilegiyle...
İyi paylaşımlar...
GURBET
Gurbet o kadar acı Ki, ne varsa içimde Hepsi bana yabancı Hepsi başka biçimde Eriyorum gitgide Elveda her ümide! Gurbet benliğimi de Bitirdi bir biçimde Ne arzum ne emelim Yaralanmış bir El’im Ben gurbette değilim Gurbet benim içimde