TÜRKİYEDE PERDE ARKASINDA GERÇEKLEŞEN OLAYLARA IŞIK TUTUYOR..SİYASİ BİR HAVA İÇİNDE YAZILAN AMA BİR POLİSİYE ROMAN GİBİ SÜRÜKLEYİCİ BİR ESER...
Maksimum bu Richard Pearle'ile ilgili bir kitapmı?
« Son Düzenleme: 02 Aralık 2006, 10:40:22 Gönderen: tonyukuk »
Logged
Kimi sessiz yaşayıp öyle göçer; Kimi teşyi olunur kollarda..... Biri vardır; yaşamış fırtınalı; Kalacaktır tükenip yollarda...H.N.A Avatarım Bayrağa aşık küçük kızım,adım iftiharım,imzam yaşadığım hayatın özetidir. (Tefrika girmezse bir millete düşman giremez.Toplu vurursa yürekler onu top sindiremez.M.A.E.)
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: en son hangi kitabı okudunuz??? oyunları, en son hangi kitabı okudunuz??? programı, en son hangi kitabı okudunuz??? oyunu indir, en son hangi kitabı okudunuz??? program yükle, en son hangi kitabı okudunuz??? download, en son hangi kitabı okudunuz??? hikayeleri, en son hangi kitabı okudunuz??? resimleri, en son hangi kitabı okudunuz??? haber, en son hangi kitabı okudunuz??? yükle,
en son hangi kitabı okudunuz??? videosu, en son hangi kitabı okudunuz??? msn eklentisi, şarkı sözleri
AHMET ALTAN en uzun gece arkadaşlar size kitabın arka kapagını yazayım güzel bir kitap okumanızı tavsiye ederim...
Hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu'nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan bir kadın.
Bir daha hiç kimseyi o kadını sevdiği gibisevemeyeceğini bilmesine rağmen ruhundaki zaafları saklamak için yaptığı vahşice hatalarla karşısındakini yaralayan bir adam.
Gerçek aşkın korkunç ağırlığını taşıyamayarak bir köprü gibi çöküp iki kıyısında iki insanı çaresiz bırakan bir ilişki.
Affetmelerine izin vermediği için kendi hafızalarından bile nefret etmelerine rağmen affetmeyi beceremeyen insanların içine hapsoldukları bir yalnızlık.
İki insanın bütün zekâlarını kullanarak öldürmek için uğraştıkları ve her yediği darbeyle biraz daha hastalanarak güçlenen bir tutku.
Kutsal Mezopotamya ovasının eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkâr bir hayat.
Bu iki insanın yaşadıklarını izleyen herkesin sorduğu bir soru:
en son okudugum kıtaplar düş zamanı bir çift yürek büyücü ve ferrarisini satan bilgeydi galiba butun bu kıtaplar 1 haftada okumak zorundaydım yada sole dıyım kendımı ole hıssettım:d
ferrarisini satan bilge ROBİN SHARMA arkadaşlar kitabın arka sayfasını yazıyorum tavsiye ederim biraz sıkıcı gibi gelmişti bana ama okudukça bilgiler çok mantıklı geldi hayatınıza bir çok güzel şey katacagınızı düşünüyorum...
Kalabalık mahkeme salonunun tam ortasında çökmüş haldeydi. O; büyük düşleri olan, zeki, yakışıklı, korkusuz ve ülkenin en seçkin dava avukatıydı. Onu 17 yıldır tanıyordum.Julian'ın şok edici mahkeme gösterileri sürekli gazetelerin ön sayfalarında yer alıyordu.Çoğu kimsenin sadece düşleyebileceği her şeyi elde etmişti:Yıldızlara varan mesleki şöhret,milyonlarca dolarlık banka hesapları,en pahalı semtte olağanüstü bir malikane,özel bir jet,tropikal bir ada ve orada yazlık bir ev ve de çok değer verdiği varlığı-evinin özel yolunun ortasına parkettiği kırmızı bir ferrari. Şimdi ise Büyük Julian kalp krizi geçirmiş,çaresiz bir bebek gibi yerde kıvranıyor ve deli gibi sarsılıyordu.
Bütün bunlar üç seneden fazla bir zaman önce yaşanmıştı.Son duyduğum Julian'ın Hindistan'a gittiği idi.Ortaklardan birine hayatını sadeleştirmek istediğini,bazı yanıtlara ihtiyacı olduğunu ve onları bu mistik ülkede bulmayı amaçladığını söylemişti.İşine son vermiş,malikanesini,adasını ve jetini elden çıkarmıştı.Hatta Ferrari'sini bile satmıştı. Birgün ofisimin kapısı yavaşça açıldı.Kapının ardında canlılık ve enerji yayan,genç ve iyi görünüşünden fazla neredeyse kutsal diyebileceğim bir huzura sahip,gülümseyen bir adam kapıda göründü. "İşimi elimden almaya niyetli hızlı bir avukat herhalde"diye düşündüm. Genç adam sevdiği bir öğrencisini izleyen Buda gibi gülümseyerek bana bakmayı sürdürdü.Dayanılmaz sessizlikle geçen uzun bir aradan sonra şaşırtıcı bir biçimde emredici bir ses tonuyla konuştu: "Tüm konuklarına böyle mi davranırsın John,hele sana mahkeme salonlarının sırrını öğreten birine" "Julian?Bu sen misin?İnanamıyorum !Gerçekten sen misin?" Güçlü kahkahası kuşkularımı doğruladı.Önümde duran genç adam uzun süredir kayıp şu Hintli Yogiden başkası değildi:Julian Mantle.İnanılmaz değişimi karşısında şaşkına dönmüştüm.
ELİF ŞAFAK baba ve piç arkadaşlar konusu ve anlatımı çok güzel sürükleyici bir kitap size kitabın arka kapagını yazıyorum okumanızı tavsiye ederim...
'Kocanızın izni lazım elbette, ' diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. 'Tabii eğer evliyseniz...? '
Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, 'utanç' pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.
Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul'da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
« Son Düzenleme: 25 Aralık 2006, 09:38:54 Gönderen: nilsu »
DAN BROWN melekler ve şeytanlar çok güzel ve sürükleyici bir kitap bilim ve din arasında yıllar öncesine dayanan olaylar gündeme tekrardan geliyor Çok eski gizli bir kardeşlik örgütü. Dünyayı yok edecek ölümcül yeni bir silah, akıl almaz bir hedef.
Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon efsanevi gizli örgüt Illuminati'nin -Galileo zamanından beri Katolik Kilisesi'nin bağnaz inançlarını lanetleyerek bilimin yararlarını yücelten- hala faaliyette olup cinayetler işlediğini öğrenince şok geçirir. Parlak bir fizikçi olan Leonarda Vetra cinayete kurban gitmiştir. Tek gözü oyulmuş ve göğsü örgütün sembolüyle dağlanmıştır. Bilim adamının son buluşu güçlü ve çok tehlikeli enerji kaynağı karşımadde çalınmış ve yeni Papa seçiminin gerçekleşeceği gün Vatikan Şehri'nin altına saklanmıştır. Langdon, Vetra'nın meslektaşı ve aynı zamanda kızı olan Vittoria ile medeniyeti yok olmaktan kurtarmak amacıyla Roma sokaklarında, kiliselerde ve katakomplarda soluk soluğa koşuşturarak 400 yıllık izi sürerek Illuminati'nin izini bulmaya çalışırlar. arkadaşlar mutlaka okumanızı tavsiye ederim eğer okumamışsanız Dan Brown un da vinci şifresi adlı kitabınıda tavsiye ederim ikiside çok güzel kitaplar...
-Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de; geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile; tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar' a, ateş hırsızlarına, Ernesto'ya; yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz hiçbir zaman olmayacaklara; üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara... Sıcaklığımı gönderiyorum... Her şeye rağmen yeryüzünde şarkılar söyledim... Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya KAZIM KOYUNCU Teşekkürler dünya...
-Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de; geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile; tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar' a, ateş hırsızlarına, Ernesto'ya; yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz hiçbir zaman olmayacaklara; üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara... Sıcaklığımı gönderiyorum... Her şeye rağmen yeryüzünde şarkılar söyledim... Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya KAZIM KOYUNCU Teşekkürler dünya...
-Hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de; geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile; tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar' a, ateş hırsızlarına, Ernesto'ya; yollara -yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz hiçbir zaman olmayacaklara; üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara... Sıcaklığımı gönderiyorum... Her şeye rağmen yeryüzünde şarkılar söyledim... Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya KAZIM KOYUNCU Teşekkürler dünya...