arkadaşlar uzun bir ara vermiştik bir hikaye daha yazalım istedim,
açılışı ben yapayım(:
birz dikkat:
eklentileri konunun akışına göre yapalım
çok kısa ve tek cümlelik olarak yazmayalım
mesaj eklemeden önce baştan okumaya çalışalım
şimdiden iyi paylaşımlar
« Son Düzenleme: 12 Kasım 2007, 19:07:17 Gönderen: MHMTRL »
Logged
...
....
Ey bu çağın Nuh'u! Sen denizden eser yokken karada gemini yapmaya devam et. İnsanların söylediklerine aldırma. Bittim! dediğinde deniz ayağına gelecektir
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: fix hikaye-2 oyunları, fix hikaye-2 programı, fix hikaye-2 oyunu indir, fix hikaye-2 program yükle, fix hikaye-2 download, fix hikaye-2 hikayeleri, fix hikaye-2 resimleri, fix hikaye-2 haber, fix hikaye-2 yükle,
fix hikaye-2 videosu, fix hikaye-2 msn eklentisi, şarkı sözleri
eğer yalnışsa hikayeyi baştan almamız gerekiyo değil mi.... bu asli görevi de üstüme almak istiyorum.... ve lütfen arkadaşlar kendi yazdığını gerçekten beğenen kişiler varsa yazsın... yoksa okumak da büyük bi marifettir...
1992 nin sonbahar mevismiydi.dalda kalan son yapraklarda usulca kopup beton zeminde sürükleniyorlardı.camdan dışarı sallanan zayıflamış ağaç dallarını ve savrulan yaprakları izlemeye koyulmuştu.saatine baktı saat 15:20 sularıydı.
oysa hiç bi zaman bu şekilde geç kalmazdı... ve sonbahardı mevsim... saat ilerliyordu ama farkında değildi sanki saat durmuştu kendisi gibi beyni gibi...
ve mevsim sonbahardı... yapraklar düşüyordu yerlere...
denizdi adı... gözleri deniz kadar derin bakıyodu akasyaya... ve ayrılma vakitleri yaklaştıça derinlik boşluğa dönüşüyodu aralarında sık sık... ve susmalar çoğaldıkça sarılışlar çoğalıyordu... ikisi de daha çok gençti... aşkı öğrenmişlerdi... ve acıyı tadamamışlardı... ayrılık vakti yaklaştıkça daha çok boşluğa dönüşüyolardı... son aylar sus pus oturuyodu ayrılık ortalarında... onlarda ayrılığın anaforuna katılıp gitmişlerdi... akasya bu şehirden ayrılacaktı kendisi gibi... okul sıralarının tozlu sayfalarından yalnızlığın ve aşkın uzak olduğu uzaklıklara gideceklerdi... akasya doğu şehirlerinin yüksek rakımlarında, deniz egenin keskin kokusunda yalnızlıkla boğulmaya gideceklerdi... zaman aşka inat hızla ilerliyordu...
deniz kokluyordu özleyeceği kokuyu şimdi... en derinlerine çekerek... sarılıyorlardı birbirlerine zamanı öldürmek için birbirlerinin vücudunda... ama zaman akmıştı heryerden... ve ayrılık vaktiydi deniz akasyayı bekliyordu... ayrılmak için son kez sarılmak için ve son kez o kokuyu içine çekmek için... bekliyordu... bekliyordu bekliyordu... ama akasya yoktu...
yürüdü... içindeki acıyla.... hızlı hızlı yürüdü.... ağlayamadı..... öylece sustu..... nereye gidiyordu, nereye gitmesi gerekliydi, bilemedi..... aklındaki tek şey akasya, akasyaydı....sonra durdu birden, zavallı akasya dedi, seninde canın yanıyor mu benim gibi, yanmamalıydı canı akasyanın, akasya canıydı......yine yüreğine bir sızı saplanmıştı, boğazında düğümlenmişti akasyanın adı...... yutkundu, yutkundu, boğazındaki düğüm gitmedi, akasyanın bir an olsun aklından gitmediği gibi.............
Logged
Dostlar da muhabbeti, kestiler lüzum da yok, Zaten senden ziyade, sohbetim sözüm de yok, Sen dönmeden kimseye, bakacak yüzüm de yok, Aynalarda kendimi, göresim sende kalmış....
sahile yaklaşmıştı.dalgaların karaya çarpışını izledi bir müddet.sanki öfke doluydu dalgalar.her çarpma beyninde dalga dalga yayılan bir sızı gibi oluyordu ve yüreğinden tüm vücunduna dağılan bir zehir gibi tüm vücudunu bir titreme almıştı.başı dönmeye başladı ve zorla kendini bir bankın üzerine zor attı ve hissiz bir şekilde maviliklerin kaybolduğu o yöne gözün alabildiği en son noktaya bakıyordu....
« Son Düzenleme: 13 Kasım 2007, 10:50:00 Gönderen: MHMTRL »
Logged
...
....
Ey bu çağın Nuh'u! Sen denizden eser yokken karada gemini yapmaya devam et. İnsanların söylediklerine aldırma. Bittim! dediğinde deniz ayağına gelecektir
öyle çok sevmiştiki akasyayı, hala öyle çok seviyorduki.... ayrılmak zor olacak demişti daha aşık olduğunu ilk anladığı gün akasyaya..... çünkü ilk tanıştığı günden biliyordu deniz bir gün ayrılmak zorunda kalacaklarını.... işte o korkunç ayrılık vakti gelmişti artık.... bir kabus gibiydi uyanmak kendine gelmek istiyordu.... bitsin bu kabus, bitsin bu işkence istiyordu..... bedenindeki her hücresi, her zerresi akasya nerde diye soruyordu denize, nerede akasya.........?
Logged
Dostlar da muhabbeti, kestiler lüzum da yok, Zaten senden ziyade, sohbetim sözüm de yok, Sen dönmeden kimseye, bakacak yüzüm de yok, Aynalarda kendimi, göresim sende kalmış....
1992 nin sonbahar mevismiydi.dalda kalan son yapraklarda usulca kopup beton zeminde sürükleniyorlardı.camdan dışarı sallanan zayıflamış ağaç dallarını ve savrulan yaprakları izlemeye koyulmuştu.saatine baktı saat 15:20 sularıydı.
oysa hiç bi zaman bu şekilde geç kalmazdı... ve sonbahardı mevsim... saat ilerliyordu ama farkında değildi sanki saat durmuştu kendisi gibi beyni gibi...
ve mevsim sonbahardı... yapraklar düşüyordu yerlere... gelmedi.. gelmiyecekti.. o yüzden çok da fazla beklemedi..
denizdi adı... gözleri deniz kadar derin bakıyodu akasyaya... ve ayrılma vakitleri yaklaştıça derinlik boşluğa dönüşüyodu aralarında sık sık... ve susmalar çoğaldıkça sarılışlar çoğalıyordu... ikisi de daha çok gençti... aşkı öğrenmişlerdi... ve acıyı tadamamışlardı... ayrılık vakti yaklaştıkça daha çok boşluğa dönüşüyolardı... son aylar sus pus oturuyodu ayrılık ortalarında... onlarda ayrılığın anaforuna katılıp gitmişlerdi... akasya bu şehirden ayrılacaktı kendisi gibi... okul sıralarının tozlu sayfalarından yalnızlığın ve aşkın uzak olduğu uzaklıklara gideceklerdi... akasya doğu şehirlerinin yüksek rakımlarında, deniz egenin keskin kokusunda yalnızlıkla boğulmaya gideceklerdi... zaman aşka inat hızla ilerliyordu...
az kalmıştı vakit, görmeme ihtimali yüksekti tekrar.. aşk tüm gücüyle sararken onları, onlar sımsıkı sarılmışlardı zamana; zaman akıp gitmesin diye..
Deniz'in akasya kokulusuydu o.. salkım salkım saçlarından yayılırdı güzel kokusu. ismini dedesi vermişti.. akasya mevsiminde, mevsimin en güzel kokulu gününde doğmuştu.. akasya ağacından beşik yapmıştı dedesi Akasya'ya, akasyanın kokusu bütün ömür saçlarından gitmesin diye..
deniz kokluyordu özleyeceği kokuyu şimdi... en derinlerine çekerek... sarılıyorlardı birbirlerine zamanı öldürmek için birbirlerinin vücudunda... ama zaman akmıştı heryerden... ve ayrılık vaktiydi deniz akasyayı bekliyordu... ayrılmak için son kez sarılmak için ve son kez o kokuyu içine çekmek için... bekliyordu... bekliyordu bekliyordu... ama akasya yoktu...
gelmedi.. gelmiyecekti.. o yüzden çok da fazla beklemedi..
yürüdü... içindeki acıyla.... hızlı hızlı yürüdü.... ağlayamadı..... öylece sustu..... nereye gidiyordu, nereye gitmesi gerekliydi, bilemedi..... aklındaki tek şey akasya, akasyaydı....sonra durdu birden, zavallı akasya dedi, seninde canın yanıyor mu benim gibi, yanmamalıydı canı akasyanın, akasya canıydı......yine yüreğine bir sızı saplanmıştı, boğazında düğümlenmişti akasyanın adı...... yutkundu, yutkundu, boğazındaki düğüm gitmedi, akasyanın bir an olsun aklından gitmediği gibi.............
sahile yaklaşmıştı.dalgaların karaya çarpışını izledi bir müddet.sanki öfke doluydu dalgalar.her çarpma beyninde dalga dalga yayılan bir sızı gibi oluyordu ve yüreğinden tüm vücunduna dağılan bir zehir gibi tüm vücudunu bir titreme almıştı.başı dönmeye başladı ve zorla kendini bir bankın üzerine zor attı ve hissiz bir şekilde maviliklerin kaybolduğu o yöne gözün alabildiği en son noktaya bakıyordu....
öyle çok sevmiştiki akasyayı, hala öyle çok seviyorduki.... ayrılmak zor olacak demişti daha aşık olduğunu ilk anladığı gün akasyaya..... çünkü ilk tanıştığı günden biliyordu deniz bir gün ayrılmak zorunda kalacaklarını.... işte o korkunç ayrılık vakti gelmişti artık.... bir kabus gibiydi uyanmak kendine gelmek istiyordu.... bitsin bu kabus, bitsin bu işkence istiyordu..... bedenindeki her hücresi, her zerresi akasya nerde diye soruyordu denize, nerede akasya.........?
(NOT: Arkadaşlar hikayenin sonunda düzenlemeler yapıcam kendime göre... eğer bu konuda bi sıkıntısı olacak arkadaşlar şimdiden bana bildirsinler... daha sonra bu konuda herhangi bi şikayet duymak istemiyorum... duysam bile umurumda olmayacak...peşinen belirtmek istiyorum sadece... )
1992 nin sonbahar mevismiydi.dalda kalan son yapraklarda usulca kopup beton zeminde sürükleniyorlardı.camdan dışarı sallanan zayıflamış ağaç dallarını ve savrulan yaprakları izlemeye koyulmuştu.saatine baktı saat 15:20 sularıydı.
oysa hiç bi zaman bu şekilde geç kalmazdı... ve sonbahardı mevsim... saat ilerliyordu ama farkında değildi sanki saat durmuştu kendisi gibi beyni gibi...
ve mevsim sonbahardı... yapraklar düşüyordu yerlere... gelmedi.. gelmiyecekti.. o yüzden çok da fazla beklemedi..
denizdi adı... gözleri deniz kadar derin bakıyodu akasyaya... ve ayrılma vakitleri yaklaştıça derinlik boşluğa dönüşüyodu aralarında sık sık... ve susmalar çoğaldıkça sarılışlar çoğalıyordu... ikisi de daha çok gençti... aşkı öğrenmişlerdi... ve acıyı tadamamışlardı... ayrılık vakti yaklaştıkça daha çok boşluğa dönüşüyolardı... son aylar sus pus oturuyodu ayrılık ortalarında... onlarda ayrılığın anaforuna katılıp gitmişlerdi... akasya bu şehirden ayrılacaktı kendisi gibi... okul sıralarının tozlu sayfalarından yalnızlığın ve aşkın uzak olduğu uzaklıklara gideceklerdi... akasya doğu şehirlerinin yüksek rakımlarında, deniz egenin keskin kokusunda yalnızlıkla boğulmaya gideceklerdi... zaman aşka inat hızla ilerliyordu...
az kalmıştı vakit, görmeme ihtimali yüksekti tekrar.. aşk tüm gücüyle sararken onları, onlar sımsıkı sarılmışlardı zamana; zaman akıp gitmesin diye..
Deniz'in akasya kokulusuydu o.. salkım salkım saçlarından yayılırdı güzel kokusu. ismini dedesi vermişti.. akasya mevsiminde, mevsimin en güzel kokulu gününde doğmuştu.. akasya ağacından beşik yapmıştı dedesi Akasya'ya, akasyanın kokusu bütün ömür saçlarından gitmesin diye..
deniz kokluyordu özleyeceği kokuyu şimdi... en derinlerine çekerek... sarılıyorlardı birbirlerine zamanı öldürmek için birbirlerinin vücudunda... ama zaman akmıştı heryerden... ve ayrılık vaktiydi deniz akasyayı bekliyordu... ayrılmak için son kez sarılmak için ve son kez o kokuyu içine çekmek için... bekliyordu... bekliyordu bekliyordu... ama akasya yoktu...
gelmedi.. gelmiyecekti.. o yüzden çok da fazla beklemedi..
yürüdü... içindeki acıyla.... hızlı hızlı yürüdü.... ağlayamadı..... öylece sustu..... nereye gidiyordu, nereye gitmesi gerekliydi, bilemedi..... aklındaki tek şey akasya, akasyaydı....sonra durdu birden, zavallı akasya dedi, seninde canın yanıyor mu benim gibi, yanmamalıydı canı akasyanın, akasya canıydı......yine yüreğine bir sızı saplanmıştı, boğazında düğümlenmişti akasyanın adı...... yutkundu, yutkundu, boğazındaki düğüm gitmedi, akasyanın bir an olsun aklından gitmediği gibi.............
sahile yaklaşmıştı.dalgaların karaya çarpışını izledi bir müddet.sanki öfke doluydu dalgalar.her çarpma beyninde dalga dalga yayılan bir sızı gibi oluyordu ve yüreğinden tüm vücunduna dağılan bir zehir gibi tüm vücudunu bir titreme almıştı.başı dönmeye başladı ve zorla kendini bir bankın üzerine zor attı ve hissiz bir şekilde maviliklerin kaybolduğu o yöne gözün alabildiği en son noktaya bakıyordu....
öyle çok sevmiştiki akasyayı, hala öyle çok seviyorduki.... ayrılmak zor olacak demişti daha aşık olduğunu ilk anladığı gün akasyaya..... çünkü ilk tanıştığı günden biliyordu deniz bir gün ayrılmak zorunda kalacaklarını.... işte o korkunç ayrılık vakti gelmişti artık.... bir kabus gibiydi uyanmak kendine gelmek istiyordu.... bitsin bu kabus, bitsin bu işkence istiyordu..... bedenindeki her hücresi, her zerresi akasya nerde diye soruyordu denize, nerede akasya.........?
(NOT: Arkadaşlar hikayenin sonunda düzenlemeler yapıcam kendime göre... eğer bu konuda bi sıkıntısı olacak arkadaşlar şimdiden bana bildirsinler... daha sonra bu konuda herhangi bi şikayet duymak istemiyorum... duysam bile umurumda olmayacak...peşinen belirtmek istiyorum sadece... )
yürümeye devam ederken birden kendini güçsüz hissetti ve solundaki banka çöktü... sonra birden yıllar sonrasına gitti 55 yaşlarında falandı herhalde, yıllar sonra tekrar bu şehre dönmüştü ve nasıl oluysa cesaret edip aynı yere gelmişti... yıllar sonra akasyayı beklediği yerdeydi yine... ve akasyayı beklediği yere hareketsiz bakarken gözü bir kadına takılıyordu, bir yerden tanıyordu bu kadını... tanıdıktı yüzü tanıdıktı gülümsemesi yüzündeki kırşıklıklara rağmen... bir an kadının kendini tanır gözlerle baktığını farketti... durdu düşündü gitmelimiydi yanına diye... dayanamayıp gitti, yaklaşınca farketti.. bu yaşlı kadın akasyaydı ve tam karşısında duruyordu... neden gelmedin o gün diye soruverdi birden... akasya geldim ama her zaman ki gibi geç kalmıştım dedi... sana bana bu aşka hep geç kaldığım gibi yine geç kalmıştım dedi... tam geçmişte gezerken deniz birden olduğu ana tekrar geri döndü omzuna dokunan yabancı bir elle... (bilmiyorum kafanda tasarladığın şeye benzedimi ama bir an burası aklıma geldi okuyunca)[/i]
. ßiLmediqinis keLimeLerin aLtını çizin derdi hocam ... ßunca yıL/ßunca yoL/ßunca hayat ve kitaptan sonra ; ßütün keLimeLerin aLtını çiziorum ... hocam artık izin istiorum...
Bu düşünceler içinde kendini toparladı ve yürümeye başladı.çok zor olsada onun için son kez evet son kez akasyayı görecekti.mademki o gelmedi kendisi gidecekti. yol boyunca devam etti ve işte o ağaçlı sokak tam karşısındaydı.her sabah buradan geçip onun evden çıkışını beklerdi zaten.onu ilk burada görmüştü,elini ilk burada tutmuştu ve o çok sevdiği beyaz laleyi ilk olarak ona burada vermişti.ağaçlarda kendisi gibi büyümüştü bunu yeni fark ediyordu.uzun boylarıyla güneş ışığının girmesini engelleyen birer şemsiye gibiydiler.rüzgar sanki çok uzaktan esen bir name getirir gibiydi kulaklarına tanıdık bir dize;
bunu ne zaman duysa kalbinde bir sızı olurdu şimdi yine aklına gelmişti işte…ve sonunda geldi onun evine eski demir bahçe kapısını itti.kapı gıcırdayarak açıldı ilk adımını içeri attı ve güllerle dolu bahçeden geçerek evin kapısına ulaştı. Şimdi kalbi çok hızlı çarpıyordu,kalp çarıntılarına engel olamıyordu sesi nerdeyse dışardan duyulacak derecede hızlı çarpmaya başlamıştı….son bir hamleyle kapı zilini çaldı….
Logged
...
....
Ey bu çağın Nuh'u! Sen denizden eser yokken karada gemini yapmaya devam et. İnsanların söylediklerine aldırma. Bittim! dediğinde deniz ayağına gelecektir