Gerçek Atatürk
19.05.2007
ATATÜRK, hepimiz gibi etten ev kemikten bir insandı. O’nun da hepimiz gibi hüzünleri, sevinçleri ve korkuları vardı.
Meziyetleri ve zaafları, sevapları ve günahları, artıları ve eksileriyle herkes gibiydi.
O’nu farklı ve üstün yapan; meziyetlerinin zaaflarından, sevaplarının günahlarından ve artılarının eksilerinden kat be kat fazla olmasıydı.
Atatürk’e karşı olanlar, O’nun meziyetlerini, sevaplarını ve artılarını görmek istemez, hep zaaflarından, günahlarından ve eksilerinden abartarak dem vururlar.
Oysa Atatürk’ün zaafları, günahları ve eksileri, özel hayatıyla ilgilidir. Askerlik ve devlet hayatında bunlardan hiç birinin izi bile görülmez.
Atatürk’te başka kusur bulamayanlar, O’nun hayatı boyunca içki içtiğini, ülkeyi rakı sofralarında yönettiğini, bir aile hayatı olmadığını, evliliğini yürütemediğini iddia ederler.
İngilizler’in ünlü devlet ve siyaset adamı Winston Churchill, başbakan iken, Avam Kamarası’nda konuşurken, milletvekillerinden biri laf atar:
“Sen homoseksüelsin!”
Hazır cevaplılığı ile tanınan Churchill, laf atan milletvekiline doğru döner ve şu cevabı verir:
“Homoseksüelliğimden sana ne? Ben İngiltere’yi popomla değil kafamla yönetiyorum.”
Atatürk gibi sürekli kafa yoran, dur durak bilmeyen, gecesi ve gündüzü olmayan, çok az bulabildiği dinlenme anlarında bile ülke sorunlarını düşünen bir liderin elbette düzenli bir aile hayatı olamazdı.
O’nun evlenmesi ve evliliğini sürdürmesi de kolay değildi. Ancak iki buçuk yıl evli kaldığı Latife Hanım, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na bir gün yakınınca, ondan şu öğüdü almıştı:
“Kızım, unutma ki sen bir kaplanla evlisin!”
Atatürk’ün kendine, eşine ve ailesine ayıracak vakti yoktu.
Yoksa bir fani için çok kısa sayılabilecek 57 yıllık ömrüne, o birbirinden harikulade başarıları sığdıramazdı.
En büyük Müslüman-Türk
“ATATÜRK, içki sofralarında vakit öldüreceğine ibadet edebilirdi” sözü, kendini dindar sananların sığındığı en gülünç iddiadır.
Atatürk’ün Çankaya’daki akşam yemekleri, akademik kurul gibiydi. O yemeklerde bilimden, sanattan, spordan, ülke ve dünya sorunlarına kadar her şey konuşuluyor, tartışılıyordu.
Atatürk, dindar geçinip sabahtan akşama kadar yalan söyleyenlerden, devleti hortumlayanlardan, çalıp çırpanlardan bin kat daha Müslüman’dı.
Milletine hiç yalan söylemedi. Hiç takiyye yapmadı. Milletinden hiçbir şeyi gizlemedi.
O, “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyecek kadar Türk, “Dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür” diyecek kadar dindardı.
Milletin gönül cenneti
ATATÜRK, hep rasyonel davranan, realist ve pozitif bir dünyalıydı.
Bütün ömrünü ülkesi ve milleti için çalışarak geçirdi.
Çalışmanın en büyük ibadet olduğunu biliyordu.
Hiçbir örümcek kafalının, O’nu, “Neden öbür dünya için de çalışmadı” diye sorgulamaya hakkı yoktur.
Öbür dünya için çalıştığını iddia edip, her gün bir komplo mu kuracak, her gün yeni bir ayak oyunu mu yapacak, her gün çalıp çırpacak mıydı?
Kimin cennete, kimin cehennem gideceğini Allah’tan başkası bilemez.
Hem kimin nereye gideceği kimseyi ilgilendirmez.
Milletin gönlünde kurulan taht da, cennet değil midir?
-SIRRI YÜKSEL CEBECİ-



Logged







