yedi kartal, yedi kat göğün rabbi buyruğunca ömürlerini Lokman’a verdiler. Yedi kartal ömrü kadar yaşamayı istedi çünkü “Lokmânü’n-Nüsûr” (Kartalların Lokmanı).
Kapkara tenli ve güçlüydü. Çok susan ve düşünceli. Peygamberlikle bilgelik arasında bir tercih yapmasını istemişti de Yaratıcı, o “Hikmet” demişti, peygamberliğin yükünü kaldıramayacağından korkup. “Andolsun biz Lokman’a ‘Allah’a şükret’ diyerek hikmeti verdik. Kim şükrederse kendisi için şükretmiş olur…” buyurdu Hak, ismi Lokman olan sûrede. Sonra Lokman’ın oğluna bağışladığı binlerce inciden en paha biçilmez olanlarını hatırlattı: “Oğulcuğum, Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk büyük bir zulümdür.”, “Oğulcuğum, yaptığın iş (iyilik veya kötülük) bir hardal tanesi kadar da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde, yahut yerin derinliklerinde de bulunsa, Allah onu getirir. (Ortaya çıkarır.) Doğrusu Allah çok lütufkârdır, her şeyden haberdardır.”, “Oğulcuğum, namaz kıl, iyiliği emret, kötülüğü önle. Başına gelene sabret. Doğrusu bunlar azmedilmeye değer şeylerdir.”, “İnsanları küçümseyip yüz çevirme. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah kendini beğenip böbürlenen kimseleri asla sevmez.”, “Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.”
Geniş kanatlarıyla hikmet göğünde yüzyıllarca süzülen bu keskin bakışlı kartalın hangi çağlar üzerinden geçtiğinin sırrını vermiyor Kur’ân. Belli ki onun hangi zamanda yaşadığından daha önemli olan, bütün zamanlarda insan olmanın değişmez ilkeleri: Tevhit (Bir olana ortak koşarak yeryüzünde kaosa neden olan şirki reddediş), Birru’l-Valideyn (Anne babaya iyilik, bir zamanlar aciz bir bebek olduğunu hatırdan çıkarmayış), İhsan (Allah’a O’nu görüyormuş gibi kulluk. Zira sen O’nu göremiyorsan da O seni görüyor.), Namaz (Alıkoyacak şekilde seni kötülüklerden), Emri bilmaruf ve nehyi anilmünker. (İyiliğe çağırıp kötülükten alıkoymak, duyarsızlığı kabul etmeyen onurlu bir hayat.) Sabır. (Çıkış yolunun anahtarı çünkü.) Tevazu. (İnsanla insan arasındaki köprü), Kibirden kaçma. (Zulmün ilk ve son basamağından.) Lokman’ın oğlu değilsen de, Allah’ın kulusun. Ne bu yeri yaracakmış gibi yürüyüş! Ne bu çirkin ses yabancı düşen insan ruhuna!
İster eski Arap kıssalarında geçtiği gibi Âd kavmine mensup olsun Lokman, ister başka kaynakların şahitliğiyle Hz. Davud zamanına erişen Hz. Eyyûb’un kız kardeşinin ya da teyzesinin oğlu, ister Habeşistanlı bir köle olsun Ezop gibi kalın dudaklarıyla efendisini eğiten, isterse bir ulu bilge, Yunan filozofu Empedokles’e hikmet öğreten, doğrusu şu ki bir bilge kul o oğlunu yanına alıp nasihat eden. İşte bir rivayet Hafs bin Ömer’den: “Lokman Hakîm, yanına bir hardal torbası koydu ve oğluna nasihat etmeye başladı. Her bir nasihatte bir hardal tanesini çıkardı. Nihayet hardalları tükendi. Sonra da; “Ey oğlum! Sana o kadar nasihat ettim ki, şayet bu nasihatler bir dağa verilseydi, dağ yarılır, parça parça olurdu’’ buyurdu.”
“Dört zamanda dört şeyi korumak gerekir; namazda gönlü, halk arasında dili, yiyip içmede boğazı, bir kimsenin evine girince de gözü.”, “Ey oğlum! Horoz senden daha akıllı olmasın! O, her sabah zikir ve tesbih ediyor, sen ise uyuyorsun.”, “Ey oğlum! Tövbeyi yarına bırakma, çünkü ölüm ansızın gelip yakalar!”, “Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder.” Yavrum, meclisleri ihmal etme! Allah’ı anan bir topluluk gördüğünde onlarla otur. Eğer âlimsen ilmin işine yarar; cahilsen onlar sana öğretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder, rahmet onlarla beraber sana da ulaşır. Allah’ı anmayan bir topluluk gördüğünde ise onlarla oturma. Eğer âlimsen ilminin sana bir yararı olmaz; cahilsen saptırırlar seni.”
Bir de hekimliği var ki Lokman’ın. “Hakîm”i , “Hekim” okutmuş Anadolu insanına. “Lokman Hekim gelse yaram azdırır!” dese de türküler, Yunus’tan beri insanımız şifasını bu hekimde aramış. Yunus, “Bir dem cehaletle kalır hîç nesneyi bilmez olur / Bir dem dalar hikmetlere Câlînûs u Lokman olur” diye mertebelere yol ararken, Müdâmî “Lokman çare bilmez dil yâresine” diye bir başka insan haline dokunur. Kadir kıymetleri bilinmeyen edebiyatçılar da müracaatta geç kalmazlar Lokman’a. Hakânî, “Ma’rifet kadrini irfan anlar / Hikmet-i nazmımı Lokman anlar” deyiverir. Gelelim âşıklara. Şifası kaybolmuş hastalara yani. Onların derdini de şairler dile getirecektir Lokman vurgusuyla. Kâh Müştak Baba gibi, “Âvâz-ı bülend ile demiş Hazret-i Lokman / Hikmetle tegannî maraz-ı aşka devadır,” diyecekler, kah Aşık Ali İzzet gibi, “Gözlerin Eflatun ellerin Lokman” diye devayı işaret edeceklerdir.
ALİ URAL



Logged












