Cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor Ben de üşüyorum desem kim inanır Bunca yıkıntının altında Bunca kırık cam batmışken ayaklarıma Belki yine seviyordur diye bir papatya kopartıyorum yapraklarını yoluyorum,çiğniyorum,zıplıyorum üstünde Nasıldı bu fal, yani nasıl açılırdı bir kapının kilidi anahtarı deliğe sokmadan önce Tüfek omza deme komutanım,komik oluyorsun Omuzum olsa başka şeyler yüklerdim üstüne Bir palyaçonun burnunu örneğin Dövüşçü horozların kopan tüylerini Kullanılmış bir mendili koyardım Sonra sıyırırdım kendimi yeryüzünden yok,yeryüzünü sıyırırdım kendimden Cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor Geriye sayacağım söz veriyorum,vurmayın Vurmayın kuşlarım ağlıyor,geriye sayacağım Anne hangi sayıdan başlayacağım?
Altay Öktem
.....
BULUŞMAK ÜZERE
Diyelim yağmura tutuldun bir gün Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek Öbür yanda güneş kendi keyfinde Ne de olsa yaz yağmuru Pırıl pırıl düşüyor damlalar Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın Dar attın kendini karşı evin sundurmasına İşte o evin kapısında bulacaksın beni Diyelim için çekti bir sabah vakti Erkenden denize gireyim dedin Kulaç attıkça sen Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan Ege Denizi bu efendi deniz Seslenmiyor Derken bi de dibe dalayım diyorsun İçine çil çil koşuşan balıklar Lapinalar gümüşler var ya Eylim eylim salınan yosunlar Onların arasında bulacaksın beni Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya çakmak çakmak gözleri Meydan Taksim ya Beyazıt meydanı Herkes orda sen de ordasın Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim Özgürlüğe mutluluğa doğru Her işin başında sevgi diyor Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili Bi de başını çeviriyorsun ki Yanında ben varım.
Can Yücel çok güzel şiirler paylaşmışsın bizlerle..emeğine sağlık...sevgiler..
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... oyunları, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... programı, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... oyunu indir, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... program yükle, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... download, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... hikayeleri, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... resimleri, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... haber, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... yükle,
HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... videosu, HENÜZ OKUDUĞUM İKİ ŞİİR... msn eklentisi, şarkı sözleri
sevgilim sığabilecek bir yer bakalım kendimize dünya daracık oldu
hayatımızda ikimizin de asla unutamayacağı bir şeyi olsun yeter kimsenin bizden alamayacağı
görüşemedik bugün de ve hava fena halde soğuk kuşlardan kalan boşluğa yerleşsem diyorum gölgesini toprağa gömdü çünkü günlerdir seni dininde beklediğim ağaç
elimde yönünü kaybetmiş bir göç haritası...
......
artık gitsek diyorum sevgilim buralar epey soğumuş ayıplarımızı bırakacak kimselerimiz de yok
hoşçakallarımız bağbozumu olmalı şarabımızı her gittiğimiz yere götüreceğiz tutumlu kullanmalıyız nefesimizi..
sevgilim sığabilecek bir yer bakalım kendimize dünya daracık oldu
hayatımızda ikimizin de asla unutamayacağı bir şeyi olsun yeter kimsenin bizden alamayacağı
görüşemedik bugün de ve hava fena halde soğuk kuşlardan kalan boşluğa yerleşsem diyorum gölgesini toprağa gömdü çünkü günlerdir seni dininde beklediğim ağaç
elimde yönünü kaybetmiş bir göç haritası...
......
artık gitsek diyorum sevgilim buralar epey soğumuş ayıplarımızı bırakacak kimselerimiz de yok
hoşçakallarımız bağbozumu olmalı şarabımızı her gittiğimiz yere götüreceğiz tutumlu kullanmalıyız nefesimizi..
üç güzel heceye takıldım durdum esmemiş rüzgara yordum martı kanadında gün batımı açık pencere önünde sırça kapısız evde baca uykusuz gecede düş beşiksiz bebekte kundak oldum iki taşım kabardı yüreğim doğum doğum doğurdum varlardan yoksulu oldum gecenin
ne yanlışlar yaptım bilseniz tutup birinde olta attım gökyüzüne/yetmedi gökyüzünden daha derin bir deniz nerde bulabilirsin deyip çivileme gittim üstüne
içim dışım ondan mavi..
hala uslanmadı bir türlü içeri alamıyorum kalbimi baharla karıştırıyor ağaçlara düşmüş karları
göz göre göre dalga geçtiler parktaki salıncaklar öğretmenim ya / kaç verirsiniz yaptığım işe diye sordular /düşünmeden yıldızlı pekiyi... dudak büktüler /meğer samanyolu pekiyiye alıştırmışlar parka gelip giderken çocuklar
masa devrildi sakarlığımdan her şey yere geldi bakın yara bere içinde defterimdeki sözcükler
daha ne yanlışlar yaptım bilseniz anlatsam.. kendinizden bilirsiniz...
buralarda gece uzun gün ışığı yakındır var git artık bakma ardına ölüme fazla sokulma ama düşün ki mevsim rüzgarlarının savurduğu bir orman insan sev onu, sokul, konuştur doludur fazla üstüne varma
hep susmak susmak... yetmiyor bazen işte bu yüzden bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün ozanlar her şeyi anlatmalı
var git artık acıyı aşındırma tut ve at sevdaya uzayan çağlayana
......
YÜZÜNÜ ARADIM, GEÇTİM
(yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin...)
ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle... varsam, buradaysam belki de onlar için... yüzün için belki de, yüzün nerede?
birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? bu koşuşturmada, bin telaşla! herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler. bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! bütün düşleri yakıyor günler.
yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar...
işte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. bir de(n) paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. her düşle bir şarkıyı yakıyorlar... şarkılar yakıyorlar; şarkılar onları yakıyor sonra.
/İnsan, insanın diyalektiğine tükürüyor; insanı yakıyorlar!/
bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! önce kuşları vurdular orada, paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da! ben soluk soluğa dışarıdayım, seni buldum... seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni!
her şey sürdü yine, her şey! baktım daha durmuş da uzayın rengini demliyor asalak dünya; baktım ki dağlar ve güller yine akraba; daha bembeyaz uyuyordu kadınlar o esmer uykularda. oysa seni vurmuşlardı, seni, orada!
sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda... yüzünü özledim, yüzünü, anlasana!
“anlasana” diye yazdım ve üç nokta koydum yanına, ama boşuna, boşuna; “boşuna!” diye yazdım ve kalkıp dışarı çıktım. saat 0.5’i birkaç dakika ve bir miktar saniye geçiyordu; ağaran günün teninden sağanak dökülüyordu. yüzünü aradım... yüzünü aradım: kalan kuşlar sen bu kentteymişsin gibi uçuyorlardı. insanlar kalabalık ve kabarıktı; silahları ellerine, tetikleri parmaklarına göre seçiyorlardı.
uçaklar pike yaparken bu kentin göklerinde, bak dedim, bakacak bir göğümüz bile kalmadı işte!
yüzünü aradım gökyüzünde...
yüzünü aradım: sabahın tenine birer birer dağılırken işçiler; yüzünü aradım rastgele atılırken kahve önlerine iskemleler. günler siyah beyaz resimler hırçınlığında ve ben burada bir eski çağ enkazında!
kızlar, boyanıp kuşanıp kız kıza dansederken düğünlerde, yüzünü aradım, kendi olan yüzünü düğünlerde... sonra gelinler korkularını atmışlardı eşiklere; yorgunluktu sonrası işte, yüzünü aradım gelinlerde...
yüzünü aradım, geçtim...
geçtim: şarkıları paramparça görmekten, bu satırları yazmaktan geçtim! oysa hep kalemimle değil, bir gün kanımla kıpkızıl yazmak istedikleri vardı benim de; onları henüz yazmamış olmaktan geçtim... çalışma masamdan kalkarak elimdeki fincanı duvara çarpıp paramparça etmekten geçtim!
geçtim: sabahla birlikte kaynayan çorba kazanlarının kokularından, yol boyu uykularını alamamış köpeklerin korkularından; siyah ışıklardan, çoğalan çocuklardan, azalan ağaçlardan, arabesk feryatlardan ve ucuz umutlardan...
“iyiyim, sağol, sen nasılsın”lı merhabalardan; ağır ağır yayılan çöp kokularından, farlarını kapamayı unutmuş taşıtlardan, feodal şatolardan ve yasalara yelkovanlık yapıp, kendinin saniyesi bile olamayanlardan! hızla kirlenen bir dünyadan hızla geçtim... geçtim: sensizliğin tahriş olmuş sızılarından, eksoz homurtularından, cami avlularından, düşleri iğdiş orospulardan, yasadışı iş yapan yasa memrularından... ellerini çaldırmış ellerime bakmaktan geçtim; sensizliğe inanmamaktan...
sis kaplamıştı kenti; dağılsa sanki bir ..k varmış gibi! sisleri yarıp geçtim... yoktun, kendimden geçtim; kızdım, dağıttım, sana küfürler ettim... bir bilsen sana ne güzel küfürler ettim; yoksa kederden geberecektim!
gökyüzü tümünü de ağır ağız izledi; gökyüzünün renginden geçtim...
sonra yeni kuşlar üşüştü gökyüzüne. bir sevindim, bir sevindim; gökyüzü yüzlerce kanattı işte! ama sen, sen orada bir serçe gibi üşüyor muydun yine?
üşüyordun ve bunu biliyordum; çünkü her şey ortada, her şey! bak, kimin temiz bir göğü varsa kirletip bırakmışlar avuçlarına... bu yüzden insanlar elleri ceplerde çıkıyorlar sabahlara. coşkular deprem, sevinçler sıtma...
söyle senin yüzün nerede, yüzün? nerede başlar bir aşk ve biter, nerede? nerelere gömerim seni ben, nerelerde ölürsün oysa sen!
nerede, yüzün nerede?
sonra çıkıp bu kentin uğultusuna çarpıyorum; bu kent de uğultusunu bana çarpıyor, çarpışıyoruz, kimseler görmüyor...
bir sorudur: “kurtarıcılar işgâlci olabilir mi? ya da işgâlciler kurtarıcı?” sonra oturup yüreklerden damlayan terin hesabını tutuyorum... hesabını kimselerin bilmediği bahçelerin dudağında kanayan uzak güllerin. sevgiye bütün misillemelerin, gecelerin, seslerin, kederlerin... karacadağlı bir çocuğun kan çıbanının, şemdinlili bir ağıdın, kasrik’ten esen poyrazın, peru’da bir balıkçının ve botan’da yakılan köy evlerinin...
öyle acı ki her şey unutmak istiyorum! kendimi bir menekşenin rengine, bir gülüşe k(atıp) unutmak! unutma düşüncesini bile unutmak! yitirmiştim o aşkın kimliğini, hükümsüzdü... hükümsüze hükümlü bir aşkı unutmak istiyorum... sonra asker çocukları, mapus çocukları, ayyaş babalara sitemsiz çocukları, yitirilmiş çocukları...
uçarı bir çocukluğu yitirmiş benim de yüzüm; yüzüm, zamansız ihtilallerde. ihtilalleri tutun çocuklar erken yaşlanmasınlar! yarayı tutun, yarayı! güçleri öpüştürün, gökyüzünü dönüştürün; yoksa ölünür alnında günün! ölmeleri hani sessiz, hani genç, unutmak istiyorum!
eski yoldaşların gözbebeklerinde kaynayan bir düşün düşüşünü unutmak! unutmasam, ben de kalemimi kendim için kıracağım!
biz kapkara gecelerin göğünde küçük, ak noktalardık; bir düşünün, ne aklıklar gizler gece; ne aklıklar öyle susar gecede, ama öyle öyle çok gecedir ki gece, aklığımızı büsbütün örtecek kadar...
işte bundan, coşkuyu sevmiyorum artık öyle kabara köpüre nehirler gibi; siz orada kalabalık ve kabarık kalın, sağolun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi...
yalnızdım, üşüyordum ey özlem! beni bir gün belki bu özlem öldürecekti. ölecektim bir gün erken, belki kederden. yakın o gün! beni yakın! savrulup aksın küllerim dicle nehrinden...
akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey!
/ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba.../
artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım!
buralarda gece uzun gün ışığı yakındır var git artık bakma ardına ölüme fazla sokulma ama düşün ki mevsim rüzgarlarının savurduğu bir orman insan sev onu, sokul, konuştur doludur fazla üstüne varma
hep susmak susmak... yetmiyor bazen işte bu yüzden bütün ışıkları yanmalı yeryüzünün ozanlar her şeyi anlatmalı
var git artık acıyı aşındırma tut ve at sevdaya uzayan çağlayana ------------------------------ -------------------------------akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey!
/ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba.../
artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım!
ya kuşlar? sahi, ne demek ister kalan kuşlar? YILMAZ ODABAŞI,nı sevgiyle sayğıyla anıyorum.
Bizlerle paylaşmayı düşündüğün ve paylaşmaya karar verdiğin şiirler ve yazilar özel beyiniyin flirtresinden süzülerek seçilip burada yayınlıyorsun.seni içtenlikle kutluyor ellerine sağlık diyor sevgi ve saygılar sunuyorum MOon.Daima kal buralarda.