
Dilime koyulan yasak...
Kalemime de koyuldu sonun da...
Peki ne kaldı senden geriye...
Bir avuç acıdan başka....
Göçebe sevdaları barındıran yüreğin buna ne kadar dayanacak bilmiyorsun değil mi? Bilemezsin de, onu ancak ve ancak yüreğin bilir onun da dili olmadığına göre beklemekle yetinmektesindir.
Zira dili olsa kim bilir sana güzel yanlarını paylaşırken, acı yanlarından da bahsedecektir. Kalemine de yasak konmuştur dilinin yanı sıra, yürek nasıl konuşsunki bu durumda? İçine gömdüğün yaşanmışlıkların ve sessiz çığlıkların anlatıyordur damarlarına ne de olsa... Varsın konuşmasın ne bu deli fişekli yürek, ne bu kağıtlara ispiyonlayan kalem, ne de yüreğimin tersi konuşan dilim... Gözyaşların o kadar içine akmıştır ki yüreğin boğulmak üzeredir, sen ise kurtarmak için çırpınan bir can kurtarıcı... Ne vakit dışarı çıksan kızgın bir rüzgar şakak kemiklerini keser ve yüreğinden onun kokusunu siler, sen ise ses bile çıkaramazsın acın artsa da... Korkarsın çünkü rüzgardan, o vefasız uğruna yetim kalan yüreğinin de eteklerine alıp uçurmasından... Bindiğin salıncağın kolu kırıktır, tıpkı senin kolun gibi özellikle seçmişindir belki de sana en yakın olanından... Sallanırsın usulca ve sen daha hızlanmadan rüzgar başlar seni sallamaya... Bu rüzgar diğer rüzgara benzemez hatta çocuk ruhlu bir rüzgardır bu oyun oynamak ister senle her bir dakika... Ve oynarsın da kahkahalarla, kendine şaşırsan da... İki çakıl taşı alıp eline saklamak için atarsın cebine, biri kendin için diğeri de sevdiğin için mi? Yo hayır, biri kendin için, diğeri ise seninle hayatı paylaşan ve her daim seni bırakmayan yalnızlığın için... Eve geldiğinde ise yorgunsundur ama bu tatlı bir yorgunluktur. Sonra arşivlere sakladığın dosyalara göz atarken, onun tam yakılamamış fotografı çıkar karşına ve sen onu düşünmeye başlarsın umarsızca... Sonra yine sözler takılıverir diline o vefasız uğruna...
Seni düşünürken
Sen yanlarımın ağrısından dört köşe olurum
Evin etrafın da...
Ve ben yine seni düşünürken...
Kirli ve üşümüş bir çocuk
Olurum.
Düşünmeler alır gider seni, ta ki kapı zili çalınana kadar. Kapıyı çalan yine zamandır, yalnız eski halinden biraz daha kararlıdır ve kapıyı açman için zorlamaktadır. Zaten zaman da olmasa, bu kapını çalan bir tek rüzgârdır. Açarsın kapını ama yine aralıklı, bakarsın gözünün ucuyla ve sorarsın bu sefer sen ona ' nasılsın', zaman ise hiç vakit kaybetmeden söyler sana....
KİRLİ VE ÜŞÜMÜŞ BİR ÇOCUK GİBİ...
alıntıdır



Logged








