Düşünmek taraf olmaktır! Havalı laf… Peki, ne kadar doğru? İşte bunu kestiremiyorum.
Tersinden bakarsanız önermeye, külliyen yanlış. Taraf olanları düşünün bir. Bizim memlekette taraf olanların, hem de en sıkı taraftarların, ezici çoğunluğu düşünmeden taraftır. Biraz düşünse, taraf olduğu taraftan kuşku duymaya başlayacak zaten.
Adam Fener taraftarı, misal. Öyle ki, kessen sarı-lacivert akacak kanı. Çok değil iki saniye düşünse, attıkları golün gol olmadığına hükmedecek. Ama yok, düşünmez. Düşünse, öyle taraf olamaz!
Yazıda futboldan örnek vermek tehlikelidir, bilirim. Şimdi “misal” dediğim halde Fenerli okurlar silmişlerdir beni. O yüzden, siyasetten gidelim. O, “taraf olmayan bertaraf olur” diye haykıranların, dahası militanca bir tarafta yer alıp “öteki” taraftan insanları takır takır vuranların “düşündüklerini” düşünebiliyor musunuz?
Haydi, diyelim ki düşündünüz, bu düşünmek denen şey öyle tornadan çıkmış gibi tek model değil ki. Bin bir türlü düşünme, akıl yürütme biçimi var; her biri insanı bir başka yöne götürür.
Komplocu düşünme biçimi mesela, ki taraf olmayı da kolaylaştırır, gazetecilikte bomba haberler yapmanın yolunu açar insana. İşe yarar. Hep hayıflanmışımdır, bir türlü komplocu düşünmeye yatkın olmadığımdan bu meslekte bir baltaya sap olamayacağım diye.
Kendimi “eleştirel akıl yürütme”ye yatkın biri sayarım ama, aramızda kalsın, bu da kendimi kandırmaca. Naif, daha açık söyleyeyim, saf(tirik) bir düşünce tarzım vardır benim. Kolay inanırım. Darbe olabileceğine inanırım. Darbeyi, darbe olacak diyenlerin yapabileceğine bile inanırım. Ya da, tarafların inançla savundukları iddialara öyle saf saf bakar, inanamam bir türlü.
TEKEL işçilerinin sesi yurtdışından da duyuluyordu, ama şu “kızıl hücre” meselesini gelince duydum. “Kızıl” ve “hücre” yan yana olunca gel de heyecanlanma! Başında CIA olmasa, bambaşka şeyler çağrıştırır bu laf solcu kafalara.
Eminim, meseleyi siz daha iyi biliyorsunuzdur, geçen hafta epey konuşulmuş. Bir meslektaşımızın eşinin, CIA’in “Pashtun Red Cell” çalışanı çıkmasından dolayı, işi neredeyse kendisinin de ajanlığına vardıran tartışmalar olmuş.
“Kızıl” ve “hücre”yi yan yana görünce, başında CIA olsa da, araştırdım biraz. CIA’in resmi sitesine göre, 11 Eylül’de iki kuleler vurulduktan sonra, CIA Başkanı George Tenet memleketin güvenlik tedbirlerini de test edip sıkılaştırmak için, farklı alanlarda uzman olan kişilerden, teröristler gibi de düşünerek, sınır tanımaz beyin fırtınaları yaparak, kendilerine kimin ne zarar verebileceğine dair fikirler üretebilecek bir “kızıl hücre” kurdurmuş.
Lakin, bu “kızıl hücreler”in tarihi daha da eski. 1984’ün başında Amerikan Deniz Kuvvetleri üslerinin güvenliğini test etmek için oluşturulmuşlar ve bu birimlere operasyonel görevler de verilmiş. Hani, neredeyse düşman gibi düşün ve en akla gelmedik biçimde saldır, bakalım önleyebilecek miyiz diye. Artık, bu derin devlet timleri başka neler yapmıştır; bir Allah bilir, bir de CIA’deki üstleri.
Komplocu düşünmeye yatkınsanız, 11 Eylül’ün bile bunların işi olduğuna inanabilirsiniz. Nitekim, az değil böyleleri.
Tabii, şöyle düşünmek de mümkün: Alanında uzman ve uçuk kaçık düşünmeye de yatkın birisiniz; bir psikiyatr, romancı, akademisyen, sinema oyuncusu… Devlet de seni çağırdı, “kızıl hücre”sine davet edip; “Bak, memleket tehlikede. Düşman hiç aklımıza gelmeyen metotlarla vuruyor. Gelin bir onlar gibi düşünün, olası saldırı senaryoları oluşturun da tedbirimizi alalım. Aman aklınızı da cami bombalanmaz, kendi uçağımız düşürülmez diye sınırlamayın; her yol serbest. Maksat vatan kurtulsun” dedi, kim gitmez?
Anladığım kadarıyla, bizdeki “kızıl hücre” tartışmasına böyle yaklaşmamızı istiyor taraftar arkadaşlar. Baştan söyledim; benim kafam zaten böyle düşünmeye yatkındır. Yatkındır da, insana sormazlar mı; NTV’ye helikopter düşürtürken, “darbeci gazeteci” listeleri açıklarken, her gelen belgeyi yayınlarken siz neden biraz böyle düşünmediniz diye.
Yok, taraf olmak için düşünmek şart değil!
L.Doğan Tılıç / BirGün Gazetesi



Logged




