Laikçilik adına despotluk...
13.11.2006
SERVET KABAKLI
___________________________________
Benİm candan aziz gönüldaşlarım, hepimizin bildiği gibi, Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'nin en yüksek yargı kuruluşu olan Anayasa Mahkemesi'nin başkanı iken seçildi bu yüce göreve... Ancak görünen odur ki Sayın Cumhurbaşkanı'nın 'laikçiliği', Anayasa Mahkemesi Başkanlığı gibi önemli görevle delilli olan 'yüksek hukukçuluğu'ndan çok 'ileride'dir.
Şimdi bu kanaate nerden vardığımı düşüneceksiniz... Bu soruya cevap vermeden önce, müsaadenizle, herhangi bir arama motorunu tıklayalım ve laiklik kelimesinin tarihte ilk olarak nerede kullanıldığına ve esas manasını bulduğu Fransız ihtilali yıllarında nasıl yorumlandığına bir bakalım...
İşte 'Google' adlı arama motoruna 'Laiklik' diye yazıyorum ve bilgisayarımın ekranına düşen ilk maddeden, (Vikipedi, Özgür Ansiklopedi) 'Laiklik'in ne manaya geldiğini, uydurukçasına ve imla hatalarına bile dokunmadan sizlere sunuyorum:
'Laiklik, devlet ve dini işleri ayıran bir devlet anlayışıdır. Yani din adamlarının devlet yönetiminde görev almamaları ve dinin bireye özel olmasıdır. Aynı zamanda da Devletin bireyin özel dini kavramlarına karışmaması anlamını taşımaktadır. Fransızca'dan dilimize geçmiş olan 'laik' sözcüğü, 'din adamı olmayan kimse; din adamı dışında kalan halk' anlamına gelen Latince 'laicus' sözcüğünden gelmektedir. Roma döneminde din adamlarına 'Clerici' din adamı olmayanlara da 'Laici' adı veriliyordu. 'Laik' aynı zamanda din dışı, dinle ilgisi olmayan anlamlarına da gelmektedir.'
Evet, 'Laiklik' kavramı, esas manasını 1789 Fransız İhtilali'nde bulmuştur. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki bir kısım diplomalı cahilin, İslamiyet'i karalamak isterken kullandığı; 'Ortaçağ karanlığı' tabiri de Fransız İhtilali öncesinde, bu ülkede devlet yönetimine ve halkın üzerine çöken Katolik Kilisesi taassubunu anlatır. Kilise, o karanlık hurafeler döneminde, Avrupa'da devlet yönetimleri üzerinde son derece ağır bir baskı uygulamış, başka mezhepten ve başka dinden (Yahudiler) insanlara hayat hakkı tanımamış; akıl hastalarıyla birlikte, ilim adamlarını, buluş yapan dah”leri bile 'içine şeytan girdi' gerekçesiyle işkencelerle öldürtmüştür. İşte Fransız İhtilali ile birlikte, Kilise baskısına karşı geliştirilen 'laiklik' prensibi, temel tarifini şöyle bulmuştur:
'Din ve devlet işlerinin biri birinden ayrılması; dinin devlete, devletin dine müdahale etmemesi; her insanın din ve vicdan hürriyetine sahip olması; hiçbir kişi ve kurumun din ve vidan hürriyetini engellememesi ve din” inançlar bakımından, hiçbir kişi ve zümrenin hiç kimseye baskı yapmaması'
Laiklik din düşmanlığı mı?..
Dostlarım, biz Müslüman Türk Milleti olarak, 1. Cihan Savaşı sonrasında 'Yedi Düvel'e karşı var olma savaşı verdik. Vatanımızı yağmalanacak leş olarak görüp, üzerimize sırtlanlar gibi saldıran 'Vahşi Batı'nın kendisini, onun gayrı meşru veledi ve maşası olan Yunanlı'yı, o şanlı 'Milli Mücadele' ile püskürttük.
Mill” Mücadele'nin Başkomutanı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Ban”si Mustafa Kemal Atatürk, Müslüman Türk Milleti'nin kendisine verdiği en büyük ödül olan 'Gaz”' unvanını severek aldı ve ömrü boyunca şerefle taşıdı. 'Gazi'lik, aynı zamanda İslam” bir unvandı. Ben şahsen, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türk Milleti'nin tarih boyunca yetiştirdiği, millet ve birlik şuuruna sahip en büyük Türk milliyetçilerinden biri olduğuna inanıyorum. Aynı zamanda iman sahibi bir Müslüman olduğuna da...
Doğrudur, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1926 yılında yeni medeni kanunumuz ile birlikte laiklikte karar kılmıştır. Fransız İhtilali ile birlikte şekillenen laiklik tarifinin, esas itibariyle Allah'ın (cc) yarattığı bütün varlıkları hoşgören, inançlara baskıyı yasaklayan Yüce Dinimiz İslam'a karşı düşmanlıkla uzaktan-yakından alakası yoktur. Gazi de laiklik prensibini benimserken milletimizi, o devirde İslam adına ortaya çıkan, hurafelerle İslam'a zarar veren bazı kişi ve zümreler ile, İslam düşmanlığı yapan Batı taklitçisi bazı sözde aydınların baskısından kurtarma gayesini gütmüştür. İşte o çerçevede, o günün şartlarında söylediği bir sözdür 'Laiklik adam olmaktır' sözü...
Hepimiz biliyoruz ki milletimiz, özellikle son 2 asır boyunca, 'Batı Taklitçiliği'nin pençesinde kıvranmaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün gösterdiği çağdaş uygarlık hedefi, bazı yarı aydınlar ve mankurtlar tarafından, hep 'Batı'yı taklid etme' olarak anlaşılmıştır. Laiklik prensibi de özellikle Atatürk'ün Ebedi Âlem'e göçmesinden sonra, hem laikliğe karşı olanlar, hem de bazı laik geçinenler tarafından, kötü niyetle, kasten yanlış yorumlanmış, 'din düşmanlığı' olarak görülmüştür. İşte bu yobazlığın ta kendisidir. Yobazın kelime manası 'sabit fikirli, kesin hükümlü olmak' demektir. Daha önceleri de defalarca yazdığım gibi, 'Yobazın, hırsızın, hortumcunun, İslamcısı, Atatürkçüsü, laikçisi, şucusu, bucusu olmaz. Yobaz yobazdır, hırsız hırsızdır, hortumcu da hortumcu!..' O halde, hiç kimsenin veya hiçbir zümrenin 'İslamcılık, Atatürkçülük, laikçilik' gibi kavramlar arkasına saklanıp, millet kesesine, vatandaş gırtlağına sarılmaya hakkı yoktur.
Ferdin laikliği...
Benim kanaatimce ferdin laikliği söz konusu değildir. Demokratik, laik hukuk devletinde kişi istediğine inanır, inancını ve dolayısıyla inançsızlığı yaşama hakkına da sahiptir. Devlet elbette bu kavramların içini gerçek manalarıyla doldurmalıdır. Laiklik de gerçek manasıyla din ve vicdan hürriyetinin teminatıdır.
Söylendiği zamanın şartları içinde Atatürk'ün 'Laiklik adam olmaktır' sözünü doğru kabul edebiliriz. Ancak söylendiğinden önceki ve sonraki zamanlar için doğru olmayabilir. Mesela biri çıkıp; 'Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman laik değillerdi. Onları adamdan saymayacak mıyız?.. İngiltere Kraliçesi halen Anglikanizm mezhebinin başı, dolayısıyla laik değil; bu şartlarda Kraliçe insan değil mi?' diye sorabilir.
İşte Sayın Cumhurbaşkanı, bu sözü neredeyse 80 yıl sonraki bir zaman diliminde tekrar ederken, hukukçuluğundan çok ileride 'laikçi' bir görüntü çiziyor.
Bu arada Cumhuriyetimizin Ban”si Gaz” Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Hakimiyet, kayıtsız şartsız Türk Milleti'nindir' sözü, 'Vahşi Batı' tarafından sinemize hançer gibi sokulan bazı zümrelerce unutturulmaya çalışılıyor. Gazi, bu milletin birliği, dirliği ve büyüklüğü için kendisinden sonraki bütün misal olsun diye 'Ne mutlu Türküm diyene' demedi mi?.. 'Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz' sözü, Gazi'ye ait değil mi?..
Bazı hainler, Türklüğe en ağır hakareti yaparlarken; Türk Milliyetçiliği, bilcümle mankurtlarca aşağılanıp 'çağdışı' ithamıyla karalanırken 'neredesiniz efendim?' diye sormazlar mı 'adam'a?..
Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu tekrarı bir yana; Cumhuriyet'in 83'üncü yılında, birilerinin, laikliği dinsizlik gibi benimseyerek, bu milletin fertlerine dayatmaları, 'laikçilik' adına 'despotluk' değilse nedir?.. Bu, Atatürk'ün; 'Fikri hür, vicdanı hür' diye hedef gösterdiği nesillerimize zulüm değil midir?



Logged









