Hz. Ömer öfkesinin mührünü son kez bir tokat atarak vurdu ölüm döşeğinde. Oğlu Abdullah b. Ömer’in halife seçilmesini teklif edenlere savurdu elini ve: “ Siz benim cehenneme gitmemi mi istiyorsunuz!”diye kükredi. Ömer’in(ra) öfkesi Abdullah b. Ömer’in bu göreve lâyık olmayışından kaynaklanmıyordu. Zira Abdullah b. Ömer, ilmi ve ahlâkıyla bu makamı üstlenebilecek biriydi. Aslında atılan tokat, babadan oğula geçecek makamlaraydı. Hz. Ömer ruhunu teslim etmeden önce teklifini yaptı: Aşere-i Mübeşşere’den seçilmeliydi halife. Cennetle müjdelenen on kişi içinden. Bu kişilerden ikisi vefat etmiş, üçüncüsü olan kendisi ise vefat etmek üzereydi. Bir kişi de seyahatte olunca, Ömer(ra) geriye kalan altı kişinin bir araya gelerek halife seçmesini istedi. Oyların eşit olması halinde Abdurrahman b. Avf hangi tarafta ise o taraf lehine oy kullanması için Abdullah b. Ömer’i(ra) vazifelendirdi. Sonuçta hilafet gömleği Hz. Osman’a giydirildi ve önce şûra başkanı Abdurrahman b. Avf, peşinden de Hz.Ali(ra), Hz. Osman’a(ra) biat ettiler.
Hz. Osman’ın(ra), “Konuşan başkandan çok çalışan başkana ihtiyacınız var.”diyerek çıktığı yol onu ya da onun temsil ettiği hükmü bir bayrak gibi yeni beldelere taşıdı. Bizans İmparatoru Heraklious’un komutanı Manuel’in karşısına kendi komutanı Amr b. As’ı çıkararak İskenderiye’yi Bizans işgalinden kurtardı. Sa’d b. Vakkas’la Rey ve Deylem’e, Abdullah b. Amr’la Kabil’e, Velid’le Azerbeycan ve Ermenistan’a, iki Abdullah b. Nafi ve Abdullah b. Zubeyr’le Kuzey Afrika’ya yürüdü. Zafer haberleri Medine’ye meşaleler gibi ulaşıyor, her haber yeni bir fethi ateşliyordu. Bir kez hayaller tutuşmaya görsün olmayacak olanı ister. Bir Arap atasözüyle söylenecek olursa “Bir şeyin tamamı elde edilemezse bile bir kısmından vazgeçilmez.” Cebeli Tarık geçilerek İspanya’ya neden girilmesin! Endülüs’ün fethi İstanbul’un fethini neden ateşlemesin! Bu düşüncelerle şöyle diyordu Hz. Osman(ra) komutanlarına: “İstanbul ancak Endülüs tarafından fethedilebilir. Orayı fethederseniz İstanbul’u fethedenlerin ecrine ortak olursunuz.”
Endülüs’ün fethi bir başka bahara kalmışsa da kader çölllerin rüzgârını denizlere taşımış, binek olarak atı ve deveyi bilen sahabiler halifelerinin emriyle bir donanma inşa etmişlerdi. Bir gün hakikatin donanması Suriye sahillerinden Akdeniz’e açılmış, katettiği her mesafede birlik dalgaları yayarak Kıbrıs’a ulaşmıştı. Muaviye’nin (ra) komutasında Kıbrıs’a giren Müslümanlar, Abdullah b. Sa’d’ın başında olduğu Mısır’dan gelen takviye kuvvetlerle birlikte Kıbrıs’ı fethetmişler, bu fetih bir zaman sonra onları yeni bir düşle, İskenderiye açıklarında Bizans İmparatoru Konstantin komutasındaki beş yüz gemilik bir donanmayla karşı karşıya getirmişti. İşte o gün iki yüz gemi beş yüz gemiyi bozguna uğratmış, Lâtu’s-Sevâri adıyla bilinen bu deniz savaşının sonunda Konstantin Sicilya’ya sığınmak zorunda kalmıştı.
Bütün bu altın zincirin başında, yatarken sırtında küçük taşların iz bıraktığı, minbere Kûfe işi yırtık bir elbiseyle çıkan, misafirlerine halifelik bütçesinden ikramda bulunurken, kendisi sirke ve zeytinyağı yiyen, bir mezar gördüğünde sakalı ıslanıncaya kadar ağlayan, hizmetçisi Nâil’le aynı katır üzerinde yolculuk eden Hz. Osman (ra) vardı. İşte o Osman’ın evini kuşattı isyancılar. Onun sırtından halifelik gömleğini çıkarmak istediler. Onu susuz bıraktılar. Evinin damına çıkıp isyancılara, vakfettiği Rûme kuyusundan bir bardak su içemeyişini, genişlettiği Mescidi Nebevî’de iki rekat namaz kılamayışını nasıl karşıladıklarını soran Hz. Osman, onlara, Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’le birlikte Sebir Dağı’nda yaşadıkları olayı hatırlattı; dağ sarsılınca Hz. Peygamber(sav) topuğuyla yere vurarak: “Ey Sebir dur! Çünkü üzerinde bir peygamber, bir Sıddık ve iki de şehit vardır!”buyurmuştu. “ İşte o şehitlerden biri benim!”dedi, Hz. Osman.
Yemen Yahudilerinden İbn Sebe’nin kışkırtmasıyla Mısır’dan gelen Kıbtî isyancıların kuşatması kırk gün sürdü. Hz. Peygamber’e(sav) verdiği sözü tutan Hz. Osman(ra) hilafet gömleğini çıkarmadı. O peygamber ki şehâdetinden bir gece önce Hz. Osman’a rüyasında: “Osman! Seni muhasara ettiler öyle mi!”diye sormuş, Hz. Osman’ın “Evet!” demesi üzerine, “Seni susuz bıraktılar öyle mi!” demiş, yine “Evet!” cevabını alan Hz. Peygamber(sav) Osman’a(ra) bir bardak su vermiş ve: “İstersen seni onlara galip getirelim, istersen iftarı bizim yanımızda yap!”buyurmuştu. Hz. Osman iftarı Hz.Peygamber’le(sav) yapmayı tercih etti. Ertesi gün isyancılar evinin duvarını yıkıp Zinnûreyn’i Attar’ın İlâhinâme’deki ifadesiyle ‘sevgilisinin yanında’ şehit ettiler.
Ve sevgilisinin yani okuduğu Kur’an-ı Kerim’in üzerine sıçrayan kanı şu âyete isabet etti Hz. Osman’ın: “ Onlara karşı Allah sana yeter.” (Bakara,137)
ALİ URAL



Logged







