Tanklar Yürürken Vatanına Ve Ruhuna, Ölü Bedenleri Bile Ezerken Acımasızca, Küçük Muhammed'lerÖLÜRKEN Kucağımız'da, Zulümler Hat Safhaya Ulaşmışsa, Affet Bizi KUDÜS Affet MESCİD-İ AKSA.
Sadece Dua Edip Ağlıyoruz Sana, Oyun Çocukları Feryatla Çağırıyorsa Yardıma, Ağıtlar Yakıp Ağlıyorsa Anasına Babasına, Gökten Yağmur Yerine Kurşun Yağıyorsa, Bombalar Yuvalara Ölüm Şehre Yağıyorsa, Affet Bizi KUDÜS Affet MESCİD-İ AKSA.
Dualarımız Bomba Olup Yağsın Zalimin Başına, Toprağın Rengi Kana Bulanmışsa Zalimler Zulümlerden Zevk Alıyorsa, Su Yerine Kan Yudumluyorsa, İnsan Hakları Savunucuları, Duygusuz Kör Ve Sağırsa, Tüm Dünya Seyirci Kalıyorsa, Yazık Olsun Bu Çağa, YA Müslümanlar Nerde Hala, FİLİSTİNLİ Kardeşi Yok Olurken Vatanında, Komşusu Açken Tok Yatan, Bizden Değildir Diyen RASULLULLAH'a, Ne Diğeceğiz Huzur'da, Affet Bizi KUDÜS Affet MESCİD-İ AKSA.
Ne Olur Bizi Şikayet Etme RASULLULLAH'a, Zalimler Zulümle Birleşmiş Olsada, Bayraklar Ayrı Zihniyetleri Bir Olsada, Dünya Merhametini Kaybetmiş Olsada, Sizden Kalan Herkes Bin Yıl Yaşasada, Şahadet Sana Yakışır FİLİSTİN'lim Öz Vatanında, Bilirim FİLİSTİN'lim Bir Taşın Kaldı Avucunda, Onu'da Atsan Kalacaksın Yalnız Başına, İşkence Açlık Ve Kıtlık Son Nokta'da, Her FİRAVUN'a Bir MUSA Doğacaktır Yakında, Sabrın Kaldıysa Diren Ne Olur Yıkılma, Sabır Dilemeye Utanıyorum Sana, Affet Bizi KUDÜS Affet MESCİD-İ AKSA.
Cennet'e Bile FİLİSTİN Kuruluyordur Mutlaka, Ebabiller Yol Aldı Görülüyor Ufukta, Küffar Boğulacaktır Kanımızla, MÜSLÜMAN'IZ DİYEN HER MİLLET AYAĞA KALKSA, ZALİM'Mİ KALIR ZULÜM EDEN MÜSLÜMANA...
Merhaba ziyaretçi. Öncelikle sitemize hoşgeldiniz. Ben robot moderatör olarak siteden daha fazla yararlanmanız için sitemize üye olmanızı öneririm. iyi eğlenceler.
Anahtar Kelimeler: Tanklar Ve Taşlar oyunları, Tanklar Ve Taşlar programı, Tanklar Ve Taşlar oyunu indir, Tanklar Ve Taşlar program yükle, Tanklar Ve Taşlar download, Tanklar Ve Taşlar hikayeleri, Tanklar Ve Taşlar resimleri, Tanklar Ve Taşlar haber, Tanklar Ve Taşlar yükle,
Tanklar Ve Taşlar videosu, Tanklar Ve Taşlar msn eklentisi, şarkı sözleri
Annem ve Babam duaya yöneldikleri zaman '-Selam sana ey gönüllerin efendisi! - derlerdi, çocukça bir merakla pencereye koşar sonra dönüp 'kimse yok ki, gitmiş' derdim.
Babam gülümseyince gönlüm genişlerdi boynuna atılıp' kim o efendim'? derdim. Babam seni anlattıkça ruh haleti değişir kimi zaman hıçkırıklarında boğularak susar kimi zaman ah keşke görebilseydimlerinde erirdi
Seni sevmiştim efendim babamın anlattıklarında yaşadığı sürece babamda...
hep abdestli gördüm babamı iki rekat namaz kılar, dua eder konuşmadan yatardı ümidi seni rüyasında görmekmiş efendim annemden duymuştum.
gördü mü (!) bilmem hiç anlatmadı anlatmaya zamanı olmadı belki
şimdi ben babamın bıraktığı yerden başlıyorum umutla yatağa girişte beklerken gelmeni yüreğimin tıkırtılarında uyuyup kalıyorum öksüzlüğümün ilk zamanlarında babam gelirdi gördün mü, geldi mi? diye sorardı yaşlı gözleriyle gelmedin, gelmiyorsun efendim
babam da ümidini kesti benden, o da gelmiyor artık öksüzlüğüm gözlerimi kanatıyor sen yalnız bırakmazsın öksüzleri bilirim efendim ne olur, bir kez gel de bak yetim gözlerime
Bulut ağlamayınca, yâni yağmur yağmayınca, yerdeki çimenler nasıl gü!er? Çocuk ağlamayınca anasının sütü nasıl coşar? Bir günlük çocuk bile, yolunu bilir, "Ağlayayım da şefkatli dadım yetişsin gelsin." Der. Sen bilmiyor musun ki, dadıların dadısı olan "Kerim Allah" ağ*lamayınca, bedavaca sütünü az verir. Cenâb-ı Hakk; "Çok ağlayın." Diye buyurmuştur. Bu söze kulak ver de, Allah'ın İhsanı ve kerem sütü aksın. Buludun ağlayışı, güneşin harareti dünyanın, dünyadaki hayatın direğidir. Bunlar bükülmüş iki ip gibidir. Sen de bu iki ipe iyi sarıl. Güneşin yakışı, buludun ağlayışı olmasaydı; cisimle a'râ nasıl gelişirdi. Bu hararetle, bu ağlayış temel olmasaydı, bu dört mevsim nasıl olur da ma'mûr bir hâle gelirdi? Güneşin sıcaklığı, dünya bulutlarının ağlayışı, dünyanın ağzını tatlılaştınyor, dünyayı güldürüyorsa, Öyle İse, sen de akıl güneşini yak, parlat; gözlerinden bulut gibi yaşlar saç. Küçük bir çocuk gibi, sana da bir ağlar göz gerekir. Şerefini ve mânevi zevkini yok eden ekmeği az ye. Aksine, birisi imanla can verdi de, din hususunda derecesi yücet di mi, iki çeşit şeytan da feryada, ağlayıp sızlanmaya koyulurlar. Edep sahibi biri, bir kimseye akıl verdi mi, onu doğru yola getir*di mi, iki grup şeytan da haset dişlerini gıcırdatmaya başlar. Kalem Sevgiliden Yana Olunca Mevtana "Mesnevi" Bir âşığın sevgilisine ettiği hizmetleri, gösterdiği vefayı, uzun ge*celer yanının yatak görmediğini, uzun günlerde ise aç kaldığını, su*suz kaldığını, çok ızdırap çektiğini anlatıp da; "Ben bundan fazlasını yapamıyorum, eğer yapılacak başka bir hizmet varsa haber ver, gös*ter ne buyurursan yapayım. Hattâ dilersen Halil (a.s.) Gibi ateşe an*layım, Yûnus (a.s.) Gibi kendimi deniz canavarının ağzına atayım. Circis (a.s.) Gibi yetmiş kere öldürülmem lazımsa öldürüleyim. Şu-ayb(a.s.) Gibi ağlaya, ağlaya kör olmam gerekse kör olayım." Deme*si ve sevgilinin de ona cevap vermesi. Zaten peygamberlerin vefala*rını, Hakk yolunda ölümü göze alarak canlan ile oynamalarını say*maya imkân yoktur. Bir âşık, sevgilisinin huzurunda yaptığı hizmetleri sayıp döküyor ve ona diyordu ki: "Senin için şunlan yaptım, bunları yaptım, bu aşk savaşı meyda*nını da kılıç yaraları aldım, oklara hedef oldum. Mal gitti, güç gitti, namus gitti. Senin aşkından nice muratsızhk-lara uğradım. Hiçbir sabah beni uyurken bulmadı, gülerken görmedi. Hiçbir akşam beni varlıklı karşılamadı. Dâima yoksul olarak buldu." Ne acılar tattıysa, ne dertler çektiyse onları bir bir etraflıca say*makta idi. Bunlan sevgilisinin başına kakmak için değil, aşkına yüzlerce şa*hit olarak sayıp duruyordu. Aklı olanlara bir işaret yeter de, artar bile. Ama âşıklardaki o su*suzluk nasıl giderilebilir? Âşık yorulmadan, usanmadan sözünü tekrarlar durur. Hiç balık bir işaretle duru suya kanar mı? Âşık o eski derdi, temiz, tükenmez olan o aşk derdini, yüzlerce defa anlattığı hâlde; "Ne söyledim ki? Ben bir söz bile söylemedim." Diye şikâyette bulunuyordu. Sanki bîr ateş içine düşmüştü, yanıyordu. Fakat neden yandığı*nı bilemiyordu. Ancak, o ateşin harareti ile mum gibi eriyor, ağlıyor*du. Sevgilisi; "Evet." Dedi. Doğru söylüyorsun, bütün söylediklerini yaptın, yerine getirdin ama, kulağını aç da şimdi beni dinle... Aşkın ve sevginin aslının aslı olan bir şey var kî, sen onu yapma*dın. Bu yaptığın teferruattan, ayrıntılardan ibarettir." Dedi. Âşık; "O bahsettiğin sevginin aslının aslı olan nedir?" Diye sor*du. Sevgilisi de; "Ölmektir, yok olmaktır." Diye cevap verdi. "Sen dediklerinin hepsini yaptın, fakat ölmedin, hâlâ dirisin. Ca*nı ile oynayan, aşk uğrunda ölümü göze alan bir âşık isen, hemen kendini öldür." Âşık sevgilisinin bu dokunaklı sözlerini duyunca, o anda uzanıp can verdi. Gül gibi gülerek, başı ile oynadı. Şikâyet etmeden, neşeli bir hâlde Ölüp gitti. Arif kişinin zahmet nedir bilmeyen aklı ve canı gibi, o gülüş on*da ebedî olarak kaldı.
Gökler yeryüzünü kapladı, örttü bir anda. Bir anda dört yanı misk gibi bir koku sardı. Bir anda bir velvele, bir kıyamet koptu cihanda. O geliyor, o. Ay parçamız, sevgilimiz, yarimiz geliyor. Bir anda can geldi bağlara, bağlar ışıdı. Bir anda açıldı baktı bağlara gözler. Bir anda bizde ne gam kaldı, ne dert kaldı, ne keder. O geliyor, o. Ay parçamız, sevgilimiz, yarimiz geliyor
Sığınacak bir yer bulamadığında O varken Niye yanlızdırki insan... Hakkı temsil ettiğinde niye destek beklerki insan ,halbuki sağında solunda arkasında önünde o varken ? Başkasına Kul olup günahlarını kat kat yükselteceğine Niye O'ndan istemezki insan neden hakkıyla kulluk edemeyizki O'na... uzaktaki kardeşinin canı yanarken niye bir duayı eksik ederki insan ,yoksa avuçları terler diyemi ,yoksa sırf kötü anlardamı dua aklıllara gelir.... O'ndan isteyince hep verir oysa... Niye can yakarki insan ? niye katil olur ki ...Kabil 'e özendiği içinmi.. kan akıtmanın çare olmadığını bile bile.... şöyle dönüp bir bakmalı adem oğlu kendine....Önce Ahir 'e ,Sonra Fani'ye....Derdi yoktur ki insanın O'na ALLAH 'a teslim olduktan sonra....
On dört asır evvel Amine’nin evinde Bir ses yankılandı kâinatın dilinde Ümmeti ümmeti diye çağlayan Bir ses yankılandı kâinatın dilinde
O doğduğu için bir yıldız doğuverdi Bin yıllık küfr ateşi bir anda sönüverdi. Kisra sarayları harabeye dönüverdi. İnsanlığa rahmet ve nur oluverdi.
Kölelik yaygındı kadınlara değer verilmezdi Kız çocuklar gömülür hiç mi hiç sevilmezdi Putlara eğilirlerdi de Allah’a eğilmezlerdi Kan davaları vardı ama zalime ceza verilmezdi.
İntikamı sevmez affı çok severdi. Boş konuşmaz susması uzun sürerdi. Konuşunca ne eksik ne fazla söz söylerdi Yanında konuşulanı saygıyla dinlerdi
Kimseyi ayıplamaz kınamazdı. Kimsenin hatasını araştırmazdı. Dünya için kızmaz öç de almazdı. Hayırsız bir sözü asla kullanmazdı.
Beşikte iken konuşan sensin Nefesi hastaya şifa olan sen Teni güllerden enfes kokan sensin Âlemlere rahmet dolduran sen
Tevazu doluydun fakirlerle yerdin. Gösterişi sevmez sade şeyler giyerdin. Gerçeğe aykırı övmeyin derdin Rabbine şükreden kul olma şerefine erdin
Gözü dönmüş müşrikler bile ona Emin derdi Çünkü hıyaneti sevmez emaneti severdi Ona düşman olanlar dahi hidayete erdi Allah nimetlerini onlara seriverdi.
Duyanlar kurtulacaktı elemden ve azaptan O sesi duymayanlar feryat eder gazaptan Duyanlara ne mutlu o sesle olacaklar. Duyamayanlar ise üzüntüyle kalacaklar.
Ben seni görmeden sevdim… Yorgun gecelerde titreyen,bir yanı yetim bir yanı öksüz yüreğimle sevdim seni. Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek,ey sevdamın adı aşkın gerçek anlamı,Bu hasret bu gurbet söyle ne zaman bitecek? Ben seni görmeden sevdim… Yolunu gözledim bir Medine sabahı..Ellerimde güller,güller ki kokunu aldığım,kokunu alıp yandığım,yanıp yanıp ağladığım… Ben seni görmeden sevdim… Gözlerini gözlerime değdir Efendim,ellerini ellerime.Sevmeyi senden öğrendim ilkin,sevilmesi gereken her şeyi senden.Şefkat seninle mana buldu,buz çöllerini seninle aştım.Ab-ı hayat sundun sıcak ikliminle.Gözlerini gözlerime değdir,ellerini ellerime Efendim. Ben seni görmeden sevdim… Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane,onlardan biri olmak istedim hep her emrine amade.Seninle yaşamak,seninle ölmek,seninle ağlamak ve seninle tebessüm etmek,aynı sofrayı seninle paylaşmak istedim ama en çok seni ,seni görmek istedim.Göremesem de….. Ben seni görmeden sevdim… Veysel karani sabrıyla büyüttüm sevgimi,hüznü yoldaş ettim.Kah yeller gibi estim Yemen'de,kah Mecnun gibi düştüm dillere.Bilki ölüm kapımı çalıp geldiğinde,ne zaman,nasıl kim bilir nerede?ben seni görmeden sevdim. Ben seni görmeden sevdim… Rüyalarım var sana dair,özlemlerim var sana.Al yüreğim senin olsun sultanım,uyandır beni aşka.Ey gül-ü Vefa,Ey Rahmet sağanağı.Yağmur yağmur,tane tane düştünde gönlüme kurak topraklarım hayat buldu gelişinle.Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çoğu zaman,boş hülyalara daldım,kayboldum.Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu,ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım. Ben seni görmeden sevdim… Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi..En berrak duyguları besledim sana,en nadide hisleri.Gel Efendim al götür beni uzaklara,düşmeden gülüm tuzaklara.Gözlerimde yaş akar durur,bu ayrılık beni yakar vurur.Gözlerini gözlerime değdir,ellerini ellerime Efendim…
MÜSLÜMAN'IZ DİYEN HER MİLLET AYAĞA KALKSA, ZALİM'Mİ KALIR ZULÜM EDEN MÜSLÜMANA...
peki sen nasıl ayağa kalktın? filistin kızılay'a maddi yardım gönderdinmi? gerek yok, onlar filistinliler olarak kendi kendilerini yediklerine göre onlara yardım için ayağa kalkmak bence akıl işi değil.
hem ben yokum bu seferberlikte, çünkü bir arap kızı sevdim zamanında, sen sünnisin biz şiiyiz diye vermediler. bizdeki mezhep kavgaları varken mümkün değil birlik olup etrafı dağıtmak için yola çıkmak.
eğer ben isteseydim bir cemaat olurdunuz. kuran.
« Son Düzenleme: 09 Mart 2008, 02:09:38 Gönderen: likyalı_turgut »