Çocuğu gördüklerinde pişman oluyorlar kadınlar, Gelsin dediklerine ama gözlerinde öyle bir şükran ifadesi var ki miniğin, geri göndermek mümkün değil...
Bu bir hayat hikayesi fakat adım adım yazılmış, baştan yaratılmış bir hayatın hikayesi.
Üç kadın var varoluşun baş rolünde. 45-55 yaşları arasında yaşları, kardeşler. Hepsinin çocukları var, eşleri var. En küçükleri asker eşi, çalışmamış bu güne kadar. Evi, eşi ve çocukları ile harmanlamış hayatını. Ortanca olan içlerinde ilk evlenen, ilk çocuk sahibi olan. Hayatında hiç çalışmamış, maddi sıkıntısı olmamış, biraz daha şanslı belki bu açıdan. En büyük kardeş, ablaları muhasebe müdürlüğünden emekli. Eşi de emekli. Memur bir aile onlar, bir çocukları var.
Bu üç kız kardeş artık üretelim diye karar verdiklerinde ortak marifetlerinden yola çıkmışlar ve bir atölye açarak iş hayatına adım atmışlardı. Minik bir atölye, harcanan emek ve neredeyse ilk defa para kazanmanın doyumu. Kısa sürede işler büyüyünce yanlarına bir yardımcı ihtiyacı duyduklarında bir minik kız çocuğu çaldı kapılarını. Komşu atölyelerden birinde çalışan bu kız çocuğu, “kardeşimi alın yanınıza” dedi kadınlara. Öyle hiç düşünmeden baktılar birbirlerine, “Olur” dediler, “gelsin yarın”… Minik bir kız çocuğunun elinden tutarak geldi komşunun elemanı ertesi gün. Gelen kızcağız iyice minicik. 10 yaşlarında. Bir deri bir kemik. Doğru düzgün Türkçe konuşmayı bilmiyor. Mardin’den göçmüşler büyük şehre. 6 kardeşler, babaları ile birlikte bir viranede yaşamaya çalışıyorlar. Anneleri köyde, gelmemiş o, davar başında… Yaşı 10u geçenler işe koşuluyor, kalanların en büyüğü diğer bebelere bakıyor evde. Babanın bir el arabası var, sebze satıyor seyyar…
Çocuğu gördüklerinde pişman oluyorlar kadınlar, Gelsin dediklerine ama gözlerinde öyle bir şükran ifadesi var ki miniğin, geri göndermek mümkün değil. Eline verecekleri üç kuruş ve artık büyümüş olmanın heyecanı sarmış o zayıf ve çelimsiz bedeni. Ne yapar ki bu kız çocuğu, elinde bir süpürge ile ancak yerde ki iplikleri süpürür topu topu o işte. Her sabah geliyor işe, elinden geleni yapıp faydalı olmak için çırpınıyor minik ama teyzeler izin vermiyorlar ki. “Dur”, diyorlar “ağır o kaldıramazsın”. “Sıcak o dökülür üstüne” diye koruyup kollamaya çalışmaktan öte dertleri yok.Bir gün ne yazık ki bu miniğin hiç okula gitmediğini, okuma yazma bilmediğini fark ediyorlar. İşte o an akılları başlarına geliyor. Ne yapıyoruz biz?
O gün bir karar alıyorlar, bu kız çocuğu okumayı öğrenmeli, hatta işe değil okula gitmeli. İş yeni kurulmuş daha, ceplerine para bırakmaya ancak başlamak üzere. Her şeye rağmen “Olsun” diyorlar, “okutmalıyız!”.
Çocuğa söylüyorlar, baban gelsin yarın bir konuşacağız. Minik kız yüreği ata ata babasını çağırıyor ertesi gün.
“Olur mu öyle şey”, diyor baba. “Ne okuyacak? Kime okuyacak. Şurada üç beş yıla kadar ere varacak, bana ne… Şimdi para kazansın başka işi yok onun” diyor.
Kadınlar anlamıyorlar adamın dediklerini, onlar zannediyorlar ki babası, ellerini öpecek, teşekkür edecek, “okutun bacım” diyecek. Böyle beklerken karşılarında ki adam “ hayır!” diyor… “Okuyacak ne olacak? Elin adamına yarayacak üstüne üstlük bir de ”
İsyan ediyor kadınlar adam gittikten sonra, bu nasıl bir zihniyettir böyle diye sinirden dişleri vuruyor birbirine. Nasıl baba bu böyle? Evladı için birileri bir şeyler yapmak istiyor, adam önlerini kesiyor.
Bu hikayenin en son anlatacağım karakteri miniğin babası aslında. Şimdi sahneyi ve bundan sonrasını okuyunca adamı yargılayacaklar olacak diye bu satırları da yazmak gereği duyuyorum peşinen. Onun değer yargıları ve gerçeği de bu işte. Kız çocuğu sokağa dökülen paradan başka bir şey olmaz okutunca. Hazır hala eldeyken üç beş kuruş kazandırsın, kursağını kendi doyursun yeter. Onun içinde okumasın elbette. Okursa kim işe gider? Hem kontrolden çıkar bu okul denen yerde…Nasıl gözetir, kontrol altında tutarsın ki? Babası okumamış, ona ne oluyor ki hem?Adamın var geride 5 evladı daha, belki onları düşünüyor. İşte bunlarda belki o babanın bakışıyla benim fikrime düşenler… Nereden çıktı bu kadınlar şimdi? Neden bulandırırlar ki el kadar çocuğun kafasını…
Çocuk üzgün, ağlıyor durmadan. Gözlerinden akan yaşları gene üç kadın siliyor, bıkmadan usanmadan. Bir yandan da bir çıkar yol düşünüyorlar. Eşleri de düşünüyor. Kadınlar ve adamlar toplanıp kafa kafaya veriyorlar. Kararları değişmiş değil ama yöntem değişmeli demek ki diye düşünüyorlar.
En sonunda küçük kızı, babasını ve kadınları mutlu edecek çözümü buluyorlar. Kız okula yazılacak, okul masrafları her kuruşuna kadar kadınlarca karşılanacak. Ayrıca kıza aylık 150 Lira harçlık bağlanacak. Babaya da aylık 150 Lira sus payı ayrıca ödenecek. Babaya ödenecek para içinde bir finansör sağlanıyor hemen en yakınlardan. Babanın itiraz edecek gibi olduğunu görünce, “bak” diyorlar “akıllı davran, bu parayı kimse sana durup dururken vermez… Üstelik yaptığın büyük bir suç, ilköğretimi tamamlaması gerekiyor bu çocuğun. İhbar ederiz seni, hiç gözünün yaşına bakmayız” diye bir de tehdit sıkıştırıyorlar araya. Çözüm bulunuyor miniğin gözleri ışıl ışıl.
Kayıt yapılıyor hemen okula, kız 11 yaşında ve sınıf arkadaşları ancak 7 yaşlarındalar. Akıllı, zehir gibi bizim kızımız. Sabahtan öğlene kadar okula gidiyor, okul çıkışı eve giderse ders çalışamayacak, ev işi yapmak zorunda kalacak, emekler heba olacak diye okul çıkışları atölyeye çağırıyorlar kızı. Okul çıkışı gelince önce karnını doyurup sonra ev ödevlerini açtırıyorlar. Hep birlikte şiirler ezberleniyor, ödevler yapılıyor, okuma yazma çalışmaları destekleniyor. Kesim masasının üzerinde minik kızın sayı boncukları ve okuma fişleri var artık ayrıca.
Minik kız ilk sınıfı başarı ile geçiyor. İkinci sınıfı sınav ile geçip direk üçüncü sınıftan devam etmesine vesile oluyor öğretmenleri, yaşıtlarına yetişsin biraz daha diye. Her dönem başı eksiklerini söylüyor küçük kız, alışverişe çıkılıyor. Masraf üçe bölünüp ödeniyor. Kitap paraları ve alınması gereken her şey son kuruşuna kadar hesaplanıp veriliyor miniğe. Okulu takip ediliyor bu arada, peşini bırakmak yok, velisi sayıyor kadınlar kendilerini.İlk okul bitiyor, devam! diyor kadınlar. Bu arada artık atölye yok, istedikleri kadar kazanmadıklarını fazla yorulup yıprandıklarını gören kadınlar işi kapatıyorlar. Ama minik kızın eğitimine devam ediliyor her koşulda…
Süper liseyi kazanıyor kızımız.O da bitiyor en sonunda. Bizim minik kızımız mezuniyet kepi ile fotoğraf çektiren güzel bir kuğu oluyor artık. Türkçe konuşan, okuyan ve anlayan. Bir genç kız daha yetişiyor üç kadının emeği ve sevgisi ile. Tek beklentileri bayramlarda çalan bir telefon ve dönem sonları gelen karnede ki notların yüksekliği. Başka bir beklentileri yok kara gözlü kızlarından. Kız onları hiç yanıltmadan okuyor, öğreniyor ve şükrünü böyle gösteriyor.
Hikaye her satırında gözlerimi yaşartıyor aslında çünkü o benim kardeşim. Ben bu anlattığım hayatı şekillendiren üç kız kardeşten ortanca kardeşin esas kızıyım zira. Diğer bahsettiğim kadınlarda sevgili teyzelerim. Kızımızın adını asla zikretmeyeceğim bu onun özeli diye fakat hikayenin diğer kahramanlarının kim olduğunu özellikle söylemek istedim bu hikaye hayal mahsulü sanılmasın diye. Eğer övünmek için yazıyorum diye düşünenler olursa olsun ona da razıyım çünkü bu yolda yürürken gösterdikleri kararlılık ve elde ettikleri sonuçtan gerçekten gurur duyuyorum, övünüyorum yüreklerinde koşulsuz sevgiyi barındıran bu kadınlarla ve çok mutluyum onlara sahibim diye. Bana öğrettikleri bu ders için borçluydum onlara ve ben de birileri ile paylaşayım, kişisel olarak sahip olduğumuz gücün tekrar tekrar farkına varmalarına biraz vesile olayım istedim. Olmuşumdur umarım…
Geçenlerde kızımız bütün emeklerinin karşılığını aldıklarını düşünmelerine sebep olacak bir cümle ile teşekkür etti onlara:
“Sizler beni okutarak sadece benim için değil tüm ailem için iyi bir şey yaptınız ve hepimizin hayatını kökten değiştirdiniz! Sadece Bir insan değil; bir sülale müteşekkir sizlere…Ben onlar için göz ve kulağım artık, aileye okumuş bir yetişkin kazandırdınız ve kaderimizi sonuna kadar değiştirdiniz…”
Sevgiyle kalın,
Simten Ataç Konuk



Logged




