Baykal’In şu sözleri çarpıcıdır. “Başbakanlık Müsteşarlığı’na getirilen kimse diyor ki; Artık cumhuriyet dönemi bitti. Bundan sonra cumhuriyeti, laikliği ve milliyetçiliği dinî temellerde yeniden inşa edeceğiz ve ben hâlâ aynı düşüncedeyim.”
Türkiye hangi noktada, olan-bitene bakıp “Bir de yobaz sarmalı vardır” denebilir mi, bir bakalım.
Bunlar yobaz dahi değildir, bunlar 1919’daki İngiliz ve öteki işgalcilerin işbirlikçilerinin kan davasını güden ahvadıdır. Ve tabii Batı fonlarının beslemeleridir.
Şimdi manzaraya bakalım.
Geçtiğimiz 12 Şubat’ın ‘o sahnelerini’ unutmadım... Abdullah Gül, Kahraman Maraş’ta tören izliyor. Tören güya Kurtuluş Savaşı Kahramanı rahmetli Sütçü İmam’ın aziz hatırasını anmak için yapılıyor. Oysa o törende bir takım “gizli mesajlar” var!..
Sütçü İmam “Bağımsızlık vatanın namusudur, topraklarımızı işgal eden namussuzlar kadınlarımızın iffetine de göz dikmiş gibidir...” diyerek Maraş ahalisini ayaklandırmış, düşmanın üzerine sürmüştür, elbette o bir Kurtuluş Savaşı Kahramanı’dır.
12 Şubat 2008’de, orada, bir oyun sergileniyor. Kurtuluş Savaşı başlatılıyor, ama oyunda “Kemal’in askerleri “ yok... Kahraman Maraş’tan “irtica” mesaj veriyor:”Bu savaşı da biz yaptık Atatürk de neymiş!!?” Atatürk’e saldıran “oyuncuları hemen oracıkta ilk alkışlayan kim?..Tribünde şeref koltuğunda oturan Abdullah Gül!.. Çankaya nöbetçisi olarak, oyunu sergileyenlere, “Kardeşim, bu savaşın Mustafa Kemal’i askerleri nerede?” demiyor, alkışlıyor.
Gelelim şu malum kadına.
Türbanlı profesyonele. Fatih Altaylı’nın karşısında kestiği ahkamlara. Demişti ki;
“Kurtuluş Savaşı’nın başlaması da Kahramanmaraş’ta Fransız askerlerinin Nene Hatun’un (Not: Nene Hatun Erzurumlu direnişçi ve ayrı konudur.) başörtüsüne uzanmasıyla olmuştur. Maraş’ta Fransız askerleri bir kadının örtüsüne saldırıyor. Sütçü İmam, buna karşı, ilk ateşi açıyor. Böylelikle Kurtuluş savaşı başlıyor.”
(NOT: Aslında bu ilkel hanımefendilerin zavallılıkları ile ilgili sütun harcamak boştur... Bir süre önce. TV’de bir yarışma programına zırsalak kızları çıkarmışlardı, hatırlayınız. Bu durum da aynı vaziyetin tekrarı gibidir, bunlar da sistemin atık kremasından kapmak isteyen türbanlı robotlar!..)
Sütçü İmam’ın Kurtuluş ruhunun değil, Gül Bey’in 12 Şubat 2008’de alkışladığı sahnelerin ürünüdür, Fatih Altaylı’nın karşısındaki türbanla maskelenen Atatürk düşmanı...
ABD kıbleli, cemaat-tarikat yuvalarında, gizli kuran kurslarında, şu çok öğünülen cemaat okullarında, kerameti kendinde semt profesyoneli, din kisveli düşmanların özel seanslarında, bazı lüks semtlerden kenar mahallelere kadar oluşturulmuş hücre evlerinde verilen telkinlerle oluşturulan bir düşman güçten söz ediyoruz.
Kurtuluş Savaşı sırasında, istilacı Haçlı ile Türk askerine karşı ayaklanan işbirlikçilerin torunlarından, Sevr beslemelerinden.
İstanbul’un saraylarında, Boğaz’a nazır köşklerinde yaşayan besleme kalem sahipleri, son yıllarda bu melanet planın ip uçlarını veriyorlardı..! Atatürk’e karşı başlatılan aleni saldırılar, hem bu satılmış kalem erbabının, hem de türedi akademisyenlerin ağzından taşarken şu ipuçları da veriliyordu; “İstiklal Savaşı, Atatürk’ün değil, din elden gidiyor ulemanın işidir...” Anlaşılan şudur. Bu proje bir taraftan, malum evlerde, profesyonelleştirilen militanlara telkin edilirken, bir yandan da bol maaşlarla beslenen köşe yazarları ve akademisyenlere dikte ettirilmişti. Bu melanet, o kadının ağzından açığa çıkıverdi.
Ve şunu biliyoruz.
Bu işbirlikçilere, yani peçeli ayak takımına değil de, su başlarını tutan satılmışlara, Atatürk’e saldırı reçetesini yazan Avrupa Birliği’nin,yeni Sevr’in stratejisyenleridir.
Mustafa Kemal Paşa’nın “İlk hedefiniz Akdenizdir, ileri...” komutunu hiç sindiremeyen Haçlı, kölelerine buyurmuştur;
“Hedef Atatürk saldır.”
Ve saldırıyorlar. Türbanla, asıl kimliğini maskeleyen profesyonel kadın, sallıyor... Soruyorlar,”Eğer Atatürk olmasaydı burada belki de İngilizler vardı, Fransızlar vardı.” Cevaba bakınız..”Yani İngilizler olsaydı benim haklarım daha geniş olacaktı.”
Hay İngilizler kovalasın seni..!
Hatırladım da, Falih Rıfkı, “Sodom Gomore”de, mütareke İstanbul’unun bazı kızlarının İngilizlerin kucağına kendilerini nasıl attıklarını da anlatır... Şunu da hatırladım. İngiliz Kraliçesi’ne Abdullah Gül, “Müthiş Türkler” diye, Ali Kemal’in torunu ile Atatürk aleyhine kitap yazan kadını takdim etmişti.
Neden hatırladım bunu!!?
Tıpkı 12 Şubat’taki alkışlarını hatırladığım gibi.
Behiç KILIÇ



Logged






